Yıllar önce memleketten ayrılırken umumi durum şöyleydi: Bütün devlet dairelerinin çatısında beyaz bayraklar dalgalanıyor ahali yeter ki eşi başörtülü bir cumhurbaşkanımız olsun biz aç da kalırız diye slogan atıyordu.
Memleketin bütün medreselerine girilmişti. Müderrislerin bir kısmı herseyin müsebbibi olarak devleti görüyor, bir kısmı ise futbol ve sinemaya kafi miktarda teşvik verilmemesini her sorunun esas sebebi biliyordu.
...
Bir feribotla on saat uzun ve yorucu yolculuk yaptık. Topu topu 70 mil mesafe. Aç ve susuz kalacak ama rahat uyuyacaktık. Bu nedenle ahalisinin bol bol uyuduğu en susuz adayı seçmistik. Ama Namık Kemal'in kaldığından daha fazla kalmaya da niyetimiz yoktu. Memleket hasreti karaya çıktığımız an başlamıştı daha.
En iyi medreseyi önceden seçmiştik. Herkes daha fazla ilim pesindeydi. Bilhassa memleketten gelmiş genç ve dinamik emekli müderrislere yetişme hususunda çok şehvetli ve azimliydik.
Hersey yolunda gidiyordu ama biz hep memlekete dönüp beyaz bayraklara, sinema ve futbol sektörünün akıbetine neler olduğunu merak ediyorduķ. Dayanamıyorduk memleket hasretine.
...
Kendi yaptığımız bir kayıkla hızla tekrar memlekete döndük.
Ammaa umumi durum karşısında şaşkınlıktan açılan ağzımızla gözümüzü bir türlü kapatamıyorduk.
Umumi durum çok düzelmiş, alt yapı çok inkişaf etmişti. Tuşlu telefon yerine dokunmatik olanı gelmiş, suv'ların dümenine hep türbanlı bacılarım yerleşmişti.
Devlet dairelerine de gereken ilgi gösterilmiş, hem içleri hem de dışları değiştirilmişti. Ķötü ve tembel memurlar emekli edilmiş, yerlerine daha seçmeleri konulmuştu.
Medreselerde ise, umumi inkişafın en şümullusunu tespit ettik. Alt ve üst basamak tedrisat tümüyle gereksizleşmiş, sübyan mektepleri ilga edilerek, medreseler rüştiyelerin son sınıfları olarak tekrardan tanzim ve takdim edilmişti.
Biz memleketten ayrılırken o da sadece kötü medreselerde, umumi durum şöyleydi: Master öğrencisi asistan oluyor, doktora öğrencisi hocaağalığa atanıyor, böylelikle akademisyen ihtiyacının yarıdan fazlası karşılanıyordu. Geri kalanlar, ilave gelir için kendini ileri atan fedakar mevcut akademisyenlerle, ömrüm memlekete feda diyerek hiç emekli olmayanlardı. Doktor olmak işsizlik demekti. Doçentlikler ise karneye bağlanmıştı. Şimdi öyle mi ya?
Amma medreselerde maaşlar çok sişkindi. Hem devlet hem vakıflarda. Ankara'da bir medrese en az altı ay düzenli ödeme yapıyor, bi diğeri böbrek nakli, bir tanesi de trafik kazası başına prim ödüyordu. Şimdi vaziyetleri daha iyiymiş.
Bir tanesi ise fevkalade bütçesiyle yanındaki iki medreseden arazi ve müderris cezbedip, çölde bir ilimşehri inşa ediyordu. Şimdiki baş şehrimizin medrese, benzer rüştiye ve idadileri bu ilimşehrinden yetişen dimagların katkısıyla varolabilmektedir. Eskiden bu imkan bulunmuyordu. Mülkün okuluyla moskofçu okulun yetiştirdiklerine bağımlılık artık azalmıştır. Çünkü onlar köprülere çok karşı çıkıyorlardı. Bu okulların müderrisleri neyse de, öğrencileri pek fenaydı. Onlar sadece köpruye değiiil, mevcut nizama da karşıydılar.
Çok memnunduk döndüğümüze. Eski Türkiye iyiki geçmişte kalmıştı. Kadrolar şimdi çok kuvvetlenmişti. Bilhassa silahlı kuvetlerden emekli yeni doktorlarla eski payitahtımızın yeni medreseleri daha da inkişaf etmiş, hür medyanın harb yorumcusu ihtiyacı da layıkıyla karşılanmıştı. Bilhassa eski tayyare emekli Bahtiyar Hak Çoskun paşamızın elinde çubukla devlet hudutlarını ahaliye gösteriyor olması en müstesna ilim adamlarının dahi takdirlerini kazanmaktadır.
Memlekete iyi ettik de dönmüştük. Bizsiz geçen güzel zamanlar fevkalade iyi değerlendirilmiş. Geçmişte hayal olan ne varsa hayat bulmuş bu idarenin dümeninde.
Son asırları kaybettik bu asır bizim olur inşallah. Bilhassa köprüler, fevkalade ... hayallari geleceğe bağlamakta.
.....
-Müderris Hocam, memlekete tekrar hosgeldiniz. İnşallah bir daha gitmezsiniz. Diyorlar ki, burada hayat pahalılığından kaynaklı enflasyon olmuş biraz. Hapishanelerle tutukevleri mi ne çok dolu diyorlar. Basın, radyo vs. hür değilmis. Gençler de terk ediyormuş güzide memleketimizi. Medreseler duvar ilanlarında şanslı vatandaşın hüviyet cüzdanını yapıştırıyormuş. Ne dersiniz?
Ah benim masumum, ah benim körpe fikirlim. Tezvirat bunlar, inanma. Bunların bir kısmı ilk köprüye karşı çıkanların devamıdır. Bir kısmı ikinci köprüye. Bir kısmı üçüncü köprüye. Kalanları diğer köprü ve tüm alt geçitlere....Bunlarda köprü sevgisi yoktur. Bunlarda köprüye saygı yoktur....Bunlar mazgallara bile karşı çıktılar...