Temsili demokrasiyi Amerikalılar keşfetti. Onlardan da tüm dünyaya yayıldı.
Bu keşif sırasında, J.J. Rousseau, "temsil demokrasiyi öldürür" diyordu.
Siyasal metafizik asıl burada başlıyordu. Ölen demokrasiye, yaşıyormuş gibi yapmakla!
İyi de, temsil demokrasiyi neden öldürüyor? Ölmüş olan demokrasiyi yaşıyor sanmaya yol açtığı için mi?
Demokrasi yaşıyorken de, küçük bir özgür kentli grubun faaliyetiydi. Daha doğrudandı, ama dışlayıcıydı. Oy kullanma hakkı için sadece özgür olmak değil, savaşa katılabilmek de gerekiyordu.
Bu nedenle, demokrasinin ortaya çıkıp da kısa süreliğine de olsa yaşadığı eski Yunan, demokrasiyi aslında yöneticilerin bir meselesi haline indirgemişti. Yönetime katılanlar, aslında zaten yönetici sınıfın içine kabul edilmiş olanlardı. Fakat, siyaset tarihinde, yönetime katılanlar sanki sıradan halkmış gibi, demokrasi de, halkın yönetimi olarak anlamı tahrif edilerek anlatılmıştır.
Tekrar temsili olan, diğer deyişle, temsilcilerin yönetime katıldığı demokrasiye gelelim.
Amerika, cografi genişliği nedeniyle hem temsili demokraisiyi şart koşuyor, hem de yine aynı nedenle, yerel özerkliklere ihtiyaç duyordu. Bu nedenlerle, hem temsili bir demokrasi, hem de federal bir devlet örgütlenmesi geliştirdi. Federalizm, temsilden kaynaklanan kusuru kısmen giderici bir etkiye sahipti. Ancak, bu da yeterli olmadığından, devlet aygıtı da özerk üç parçaya ayrıldı. O denli büyük bir ülkede seçimle hükümet olanlar, despotizm kuramasınlar diye. Benzer şekilde, özerk eyaletler arası eşitliğin korunması amacıyla da, senato'da eyaletlere eşit temsiliyet verildi.
Dikkat çekici durum ise, merkezi ve yerel olanın birbirinden ayrılması yanında, temsil mekanizmasıyla, yurttaşın devletle arasına aşılmaz bir mesafe konulmuş olmasıydı.
Bu nedenle, Amerikan yurttaşı, dünyanın en bireysel (individualist) hem de en bireyci-bencil (egoist) kişisi haline geldi. Bireyselleşme arttıkça, devlet ulaşılması zor, uzaklarda bir iktidar olarak örgütlendi. Temsili demokrasinin gelişmesi, yurttaşla devlet arasındaki mesafe arttıkça daha da gelişti. Devlet ve iktidar uzaklaştıkça da, birey, daha da bireyselleşip bencilleşti.
Temsili demokrasi ve araçlarının zorunlu gelişimiyle, sivil toplum da gelişmek zorundaydı. Bireyle devlet arası mesafenin aşılmaz derecede yerleşmesi, sivil toplumu tek toplumsallaşma, dayanışma, aynı zamanda rekabet alanı haline getirdi.
Devletin güçlenip merkezileşmesi bireyselleşmeye, bencilliğe, bireyselleşme ve bencilleşme de sivil toplumun gelişimine neden oluyordu. Sivil toplumun gelişmesi de, devlet ve yurttaş arası mesafeyi daha da açıyordu.
Temsili demokrasi, merkezi-yerel ayrımının ortaya çıkması, bireyin tek toplumsallaşma alanı olarak sivil toplumun gelişmesi, genişlemesi, siyasetin metafizikleşmesidir.
Siyasal metafizik, siyasal iktidarın, gücün, meta'sından, maddesinden kopması, onun dışında ve üzerinde başka bir güç haline gelmesidir.
Bu metafizik, merkez-yerel ayrımının ortaya çıkması, yurttaşla devlet arasına geniş ve aşılmaz bir sivil toplumun konmasıyla gelişir. Ancak, esas dinamik, demokrasinin temsili olarak gelişmesidir. Temsili demokrasi ise, Roussea'nun dediği gibi, demokrasinin ölümü değil, liberal demokrasinin gelişimi, diğer deyişle, kapitalist devletin oluşumuyla ilgilidir.
Siyasal metafiziğin temsili demokrasiyle birlikte ortaya çıkan hali, kapitalizm öncesi sınıf toplumlarda gelişen halinden pek çok noktada ayrılır. Feodal devlet oldukça dağınık ve yerel olup, köylü ya da reayayı doğrudan yönetir. Köleci toplumlarda ise, köleler bedenleri üzerinde bile iktidara sahip bulunmazlar. Bu toplumlarda metafizik olmakla birlikte, siyaset bulunmuyor. Çünkü siyaset, kamusal bir karar alma sorunu olduğunda ortaya çıkıyor.
Siyasal metafiziğin ortaya çıkması öyleyse, esas karakteri liberal ve kapitalist olan temsili demokrasi ve onun beraberinde getirdiği yan ayrımlarla gelişiyor. Bu metafizik için, bireyselleşmeyle birlikte iktidarsızlaşmanın da artması gerekiyor. Benzer şekilde, yerelleşmeyle birlikte, merkezileşmenin de.
Demek ki, bahsettiğimiz siyasal metafizik, diyalektik bir sürece sahiptir. Bireyle devlet iktidar arasında genişleyip yayılan bir sivil toplum, devletin merkezileştikçe yerelleşmeye yolaçtığı çelişik bir süreç.
***
Temsili demokrasinin gerektirdiği genel oy hakkı, tek tek yurttaşlara verilen bir oy hakkıdır. Oyların toplam sonucundan ne tek tek bireyler, ne de onların ortaklığı sorumludur. Birbirini tanımayan, ya da kamusal alanda kısmi fikirleri paylaşan milyonlarca seçmen, önceden bilinmeyen oy toplamlarıyla karşılaşır.
Oyların toplamı, bir adayın ya da partinin kaç seçmen tarafından desteklendiğini gösterir elbette.
Oy dağılımları, piyasadaki markaların, tüketicilerin ne kadarı tarafından tercih edildiğine dair istatistiklere benzer. Burada bizim için dikkat çekici olan, markalar ve tüketici tercihleri arasındaki örtüşme değil, üreticiyle tüketici arasında bağlantının kalmamasıdır.
Siyasal metafizik açısından, oy verenlerin birbirlerinden ayrı ve bağımsız olarak oy vermeleri, bireysel oylarla toplam oylar arasında hiç bir mantıksal bağlantının bulunmaması, adayların oy verenlerin bütünü değil de, sadece belirsizce oluşan bir çoğunluğuyla seçilmeleri, oy vermenin bir karar alma ya da destekleme değil, belirsiz bir oy dağılımının oluşmasına katkı konulması anlamına gelir.
Oy verenler, oylama süreci, adayların belirlenmesi ve seçimin sonuçları arasında bağlantı bulunmamaktadır. En gelişmiş kamusal iletişimin varlığı, adayların belirlenmesinde halka başvurmak dahi, siyasal metafiziğin sadece rengini değiştirmektedir.
Yurrtaşın kendi yaşadığı ve çalıştığı küçük bir birimde dahi seçme ve seçilme mekanizmalarına sahip olmadığı düşünüldüğünde, bireyler halinde parçalanmış bir kitlenin devlet gibi örgütlü bir iktidar karşısında hiç bir gücü olamaz.
***
Amerikalılar'ın temsili demokrasiyi keşfedip güçlendirmeleri, siyaseti tümüyle metafizikleştirmiştir. Toplumsal bütünlük bireylerin toplamına, siyasal iktidarın temeli de bireysel oyların birbirinden bağımsız toplamlarına dönüşmüştür. Sivil toplum alanı geliştikçe de, birey, siyasal iktidardan uzaklaşmıştır.
Temsili demokrasi, yalıtık bireyin iktidarsız yurttaşlığına dayanıyor. Siyaset de toplumsal kökünden kopup, metafizikleşiyor.