3.7.12

SOL AYDINLAR VE KÜÇÜK BURJUVAZİ



Zihinsel faaliyetlerle hayatını kazananlara, "entellektüel küçük burjuvazi" denmektedir.

Mesleki, zihinsel faaliyetlerini devlet dairelerinde gerçekleştirenler de, "bürokratik küçük burjuvazi" kavramıyla tarif edilir.

Bir de, iktisadi anlamda küçük burjuvalar vardır ki, esnaf, küçük kapitalist, toprak sahibi köylü, sadece "küçük burjuvazi" olarak adlandırılır. Bu kesim, diğer entelletüel ve bürokratik kesimlerden, sadece "zihinsel" olarak ayrılır..

Ortak sınıf kimliği, "küçük" olmakla, kapitalizme, burjuva sınıfa dönük olmakla, ilgilidir. Bu kesim, "küçük" statüsünden çıkıp, "büyük" olmak ister. Bu nedenle de, hemen altında bulunan "işçi" ve sadece "emeğiyle" geçinenlere mesafeli durur. Küçük statü ya da mülkünü kaybettiğinde "düşeceği" alan olarak görür, onları.

Kaçınılması gereken bir sınıf konumudur işçi, emekçi, olmak.

Hangi türü olursa olsun, küçük burjuva, kafası, gözleri ve elleriyle burjuvaziye uzanırken, ayaklarıyla da gerisindeki işçi ve emekçi kesimleri iter. Bedeni, havadaki ipe tutunmaya çalışır, kafasıyla ayakları arasında gerilir.

Küçük burjuvazinin entelletüel kısmı, burjuvazinin uzattığı ipi yakalar da, yukarı çekilirse, onun küçük burjuvazisi olur. Yok, bu ipi eliyle kaçırır, ya da elinin tersiyle iterse, işçi ve emekçi kesimlerin tabandaki alanına düşer. O zaman da, onların küçük burjuvazisi olur.

Birinci grupta olanlar, burjuva aydın, ikincilerse, sosyalist aydın, olurlar.

Yukarıdan uzatılan ipi kaçıranlar, ya da elinin tersiyle iten sosyalist aydınlar, sadece ideolojik olarak işçi ve emekçilerin arasına katılırlar. Onların sorunlarını, çıkarlarını, dünya ve tarih görüşlerini işler, derler, teori ve strateji haline getiriler. Onları örgütleyince de, "öncü" haline gelirler.

Bizde ve heryerde, bu konumda olabileceklerin çoğu, üniversite hocalarının, yazarların, sanatçıların, akademisyenlerin, sol aydın olmuş kısımlarıdır.  Sol aydın olmak, yazar, hoca, akademisyen, bilim adamı olmanın dışında bir kategoridir.

Bir yazar, sadece yazar olarak kalırsa, bedeni ve ayakları farklı yönlere uzanarak, gerilir.

Bu gerilme, hocalar, akademisyenler, bilim adamlarında da görülür.

Yaklaşık 1980'lerin ortasına kadar, sol aydın diğer statüler ve işlevleri kendine çekiyor, sol aydın kesimi nicelik ve etki olarak büyütüyordu. Bu etkisini, gücünü, cazibesini bir süre sonra tekrar kazanacaktır. Ama, konjonktürün değişmesi, yeni bir sol dalganın gelmesini beklemek gerekir. Beklerken de, az sayıda da olsa, sol aydın üretmeye çalışmak şarttır.

Akademik, bilimsel çevreler, bir ölü sessizliği içindedir. Hoca başka bir işlev, akademisyenlik başka bir yetenek, bilim adamlığı ise, az bulunur bir statü haline gelmiştir. Akademisyenlerimizin büyük kitlesi, bilim adamı kapsamında yer almıyor. Hocalarımızn büyük kısmı da, bırakalım bilim adamlığını, akademik işlevleri bile yerine getiremiyor. YÖK sistemi, üniversite hocasına, kadro, maaş ve ünvan çekiciyle vurup, onu, üniversite içi entrika ve hırslarla doldurup, bir öğretmene, ya da "araştırma" adı altında, "data" toplayıp derleme yapan "araştırmacı" olmaya mahkum ediyor. Bilim adamı olmak zorken, sol aydın olmak, daha da imkansız hale geliyor.

Yazarlarımız, artık İstanbul romanları ya da hikayeleri yazıyorlar. Tarikatları inceleyip, Osmanlı tarih kitapları, ansiklopedileri okuyup, cemaatleri, İstanbul'un eski sokaklarını, tarihini, edebiyat diline çeviriyorlar. Ya da etnik sorunları, yaşanan tarihi trajedileri işliyorlar.

Gazete yazarları, hükümetle muhalefeti takip edip, günlük yorum ve haberlerine devam ediyorlar. Çok azı, deşifre edip, bağımsız muhalefet yaratıyor. Medyada yeralan sol aydın kesim, işsizlik ve hapishane arasında seçime zorlanıyor.

Kenan Evren'den sonra, muhalefet diye sadece Kürt Muhalefeti kaldı. Bu muhalefet bir Türk ve Türkiye muhalefetine dönüşememiştir.

Sendikal muhalefet ise, zamanını, özelleştirmeye karşı çıkarak değerlendirdi. Doğası gereği, ücret zamlarına, toplu görüşme ve sözleşme çalışmalarına yoğunlaştı. Sol aydınlardan mahrum bu mücadele ancak varolanın gerisine düşmemeye çalışarak geçiyor.

***

Türkiye halkları, gazetelerinden, romanlarından, şiirlerinden, resimlerinden, üniversitelerinden, sendikalarından, partilerinden mahrum, yapayalnız yaşıyor.

Aydınlar, elleri ve başları yukarıya, burjuvaziye uzanmış, ayakları işçi ve emekçilere doğru, aşağıya sarkmış vaziyette, bu gerilmeye daha fazla dayanamaz.

Türkiye, uzun süredir sol aydınlarından mahrum kalmış olsa da, sol aydınlar Türkiye'den mahrum değildir. 

Türkiye halkları, işçi ve emekçileri, yerin çektiği gibi, başı yukarı uzanmış olanların bedenini kendine doğru çeker.

Bu işçi sınıfının çekim kanunudur. 

Sorun düşme ve çekme sorunudur.

Sorun, mesafe, ayrılık ve birleşme sorunudur.