Kıbrıs'a ilk gelişim askerlik görevim nedeniyle oldu. Sonra eşimle birlikte Lefke'ye çalışmaya geldik.
Komutanlarımızdan biri, Ada'ya gidecek askerler için, dikkat edin "sevmezler" uyarısnda bulundu.
Lefke'ye geldik, bir de gördük ki, Türkiye'den gelen hocalar, Kıbrıs'lı hocaların sayısını azaltmaya çalışıyorlar.
Ben elbette, Kıbrıs Türkleri'nin tarafına geçtim. Milliyetçi olmadığım için.
Fakat, Kıbrıs'lı Türkler, beni de diğer Türkler'den zannedip, suyun karşı tarafına gönderdiler.
Kıbrıs'lı Türklerin dillerine, sorunlarına özel bir saygı, ilgi besledim. Kıbrıs Türkleri'nin de, Türkiyeliler gibi, türdeş olmadıklarını zaten tahmin ediyordum. Halk başkadır, tek tek insanlar başka.
Kıbrıs'a tekrar geldiğimizde, daha önce görüp de gözardı ettiğim, tanımsız bir Kıbrıs Türk Milliyetçiliği olduğunu daha fazla gözlemleme imkanım oldu. Üstelik de, sağdan değil, soldan olanlarda gelişen bir ideoloji, psikoloji, ya da sadece bir tavır.
Bu ideoloji, psikoloji ya da tavır, genellikle orta ve ortaüstü sınıflara mensup kişilerde görülüyordu. Örneğin villada oturup, evinin garajında iki arabası, iki de köpeği olanlarda.
Bu kesimin tavrı, adeta "ne işiniz var burada", "rahatımızı bozdunuz" der gibiydi.
Üniversite hocasına bu tavrı gösterenlerin, Hatay'dan gelip yerleşen çoğu yoksul insana gösterdikleri tavrı söylemeye gerek yok.
Evlerin, havuzların inşaatını kim yapacak, arabaları kim tamir edecek, dolmuşu, taksiyi, otobüsü kimler sürecek? Restoranlarda kimler yemek yapıp, servis edecek? Çalışsınlar ama ortada görünmesinler mi?
Ama yanıt hazırdır: Önceden arabamızın kapısını kilitlemeden yatardık! Hırsızlık da tecavüz de yoktu.
Kıbrıs Türkleri'nin bir kesiminin kullandığı bir ifade var: "Rumcu!". Aslında milliyetçi olanlar, çoğu Kıbrıs milliyetçisi olanlara, Güney'le birleşmek isteyenlere, bu ifadeyi kullanıyor.
Türkiye yanlısı olan milliyetçiler, Kıbrıs milliyetçilerine, "Rumcu" diyorlar.
**
Milliyetçiliğin iktisadi bir temeli olmalıdır.
Mülkiyeti olanlar, iş yapanlar, küçük sanayiciler, esnaf, yakın Rum pazarına büyük bir ilgi ve ihtiyaç duyuyorlar. Daha nitelikli bazı hizmetlerden yararlanmak isteyenler de, uluslararası ulaşım, sağlık, eğitim gibi alanlarda, Rum diyarına özel ilgi besliyor. Pek çok Kıbrıs Milliyetçisi de, Rum diyarını daha demokratik, daha medeni ve sivil, "işgal edilmemiş" görüyorlar.
Kıbrıs Türk milliyetçiliği, Türkiye Türk Milliyetçiliği'nden ayrı, Rumla birlikte, ama ayrı kantonlarda, Rum mallarını terketmeden üstelik, yaşamak isteyen bir milliyetçilik.
Güvenlik sorunu ne olacak sorusuna ise yanıt vermek zordur. Çünkü milliyetçilik, nihayetinde milli bir devlete sahip olmaksa, milli ordu, milli güvenlik sorunlarını da çözmek gerekir.
Bu nedenle, Kıbrıs Türk millliyetçileri, piyasa, zenginlik, refah ve güvenlik konularında, görülmedik bir kafa karşıklığı yaşıyorlar. Aynı anda,
Koruyan ama uzakta duran bir Türk Ordusu istiyorlar.
Hataylıların, yani alt tabakanın huzuru, "görüntüyü" bozmamasını, istiyorlar.
Türkiye ekonomik yardımını yapsın, ama "ekonomiye" karışmasın istiyorlar.
Kırkbin asker, kırkbin öğrenci olsun, ama, sadece pazar talebi yaratmak için olsun, istiyorlar.
***
Kıbrıs Türk milliyetçiliği'nin bir orta ve orta-üst sınıf tepkisi olduğu anlaşılıyor.
***
Plajda eşimle güneşlenirken, buldog köpeğini tasmasız "plajda" gezdiren bir kişiye, eşim "korku ve panik içinde", diye diye sadece, "lütfen alın şu köpeği, alerjimiz var", demişti. Bize verilen cevap:
"Belki bizim de size alerjimiz vardır", şeklinde oldu.
Türkiye Türkçesi konuştuğumuzu anladığı için yaptığını fark ettik.
Tipik bir küçük burjuva tepkisi.
Plajdan ayrılıp evimize giderken, o köpeği villanın önünde, araba garajının yanında gördük. Tasması takılı uyuyordu.
***
Milliyetçiliğin her türünde olduğu gibi.
Aşkın nefrete dönüşmesinde olduğu gibi.