Kadınların özgürlük mücadelesi, herşeyden önce, erkeklerle, "eşit" olma mücadelesidir. Elbette, kadınlar ve erkekler, bütün olarak, başka özgürlükler ve eşitlikler peşinde de koşarlar. Ama, kadın için, erkeklerle eşit olmak, başlı başına bir mücadele alanıdır.
Kadının erkekle eşitliğini sağlamak için, bir özgürleşme mücadelesi vermesi gerektiğine göre, her şeyden önce, kadının erkekten farklı bir birey olarak gelişmesi gerekir.
Kadının bireyselleşme mücadelesi ise, kendini erkekten bağımsız olarak, tek başına kendini, kendiyle tanımlayabilmesi anlamına gelir.
Kadının kendini kendiyle tanımlayabilmesi ise, 1) kadının erkeğin eklentisi olmaktan çıkmasını, 2) kadının erkeğin yetki ve iktidarından bağımsızlaşmasını, gerektirir.
Özetle, kadının üzerindeki, çevresindeki "erkeğin", kabuk türünden, soyulup atılması, gerekir.
Elbette, kadının erkekle eşit olması, sadece erkeğe göre özgürleşmesi anlamına gelir. Neticede, erkek de, kadın da, birbirlerine göre eşit ve özgür olsalar da, birer toplumsal insan olarak, toplumun eşitlik ve özgürlük sorunuyla başbaşa kalırlar.
Fakat, Türkiye ve geri müslüman Doğu toplumları, çok daha geri düzeyde bir eşitlenme, özgürleşme aşamasıyla karşı karşıya. Gelenekçi dini kesimler, meseleyi olabilecek en geri düzeye indirmişlerdir. Türban ve namus meselesine.
Türban takarak kamusal alana çıkabilmek, bir özgürleşme mücadelesi, kazanımı olarak adeta kafalara "çakılmaya" çalışılmıştır. Oysa, türbansız, örtüsüz, kamusal alana katılabilmek, erkeklerle aynı ortamda, aynı şartlarda bulunabilmek, bir özgürlüktü.
Özgürlük, eşitlenme süreci olduğu için, özgürlüktü. Kadın erkekle eşitlendikçe, özgürleşiyordu.
Ancak, Türkiye'nin İslamcıları, dincileri, gelenekçileri, eşitliği bozan, daha da eşitsiz hale getiren, bir özgürlük peşindeler. Eşitlik ve eşitlenme getirmeyen özgürlük, sadece, zaten özgür olanların daha da özgürleşmesi demektir. Türban özgürlükse eğer, bu olsa olsa, İslamcı ve dinci erkeğin, daha fazla "özgürleşmesi" anlamına gelir.
Türbana özgürlükle birlikte, olan, olacak olan, sadece kadının zaten az olan özgürlüğünden büyük bir paçanın daha alınıp, erkeğe verilmesi, ilave edilmesidir.
Demek ki, bizim İslamcı, dinci erkeklerimiz, özgürlüklerini daha da arttırmış oluyorlar. Kime karşı? Sadece kendilerine "eklenti" yaptıkları kadınlara karşı değil, diğer erkek ve kadınlara da karşı.
Türban takma "özgürlüğüne" kavuşan kadınlar, elbette "el sıkmama", "haremlik" durma, ayrı bir hukuka sahip olma "özgürlüğünü" de isteyeceklerdir. Daha az konuşma, karar alma, tartışma "özgürlüğüne" de.
Türbana özgürlük, kadına özgürlük değildi. Hem türban isteyen erkeklere karşı özgürlük kaybettiler, hem de, "diğer" kadınların gücünü azaltıp, kadın cephesini bölmüş oldular.
Türban mücadelesinin ön saflarında, her zaman İslamcı erkekler oldu. Kadınlar da, bu erkeklerin önderliğinde, İslam'ın şartı ve emri diye, türban mücadelesine girdiler. Ama bu mücadaleye, "özgürlük" adı verildi.
Özgürlüğün, özgürleşmenin, eşitlenmeyle ilişkisi ya bilinmiyordu, ya da, bu ilişki bizzat inkar ediliyordu.
Türbana özgürlük, kadının özgürlüğü aleyhine gelişti.
Kadın erkek eşitsizliği, daha da arttı.
Eşitsizlik arttıkça, özgürlük kadına değil, türbana gitti.