30.11.12

SOSYAL DEMOKRASİ'YE KARŞI SOSYALİST BİLİNÇ



Lenin'in 1902 yılında yazdığı Ne Yapmalı? küçük bir kitap, sadece bir broşürdür. Ancak, Rus Devrimi'nin bilinç, haliyle örgüt ve propaganda teorisini de hazılrlamıştır.

Lenin bu çalışmasıyla, işçi sınıfının kendi hali ve mücadelesiyle sosyalist bilince ulaşamayacağını, bu bilincin ancak, "dışarıdan", sosyalist küçük burjuva aydın ve liderlerce verilebileceğini, kabul etmiştir. Bu bilinç sorununu Marks ve Engels de görmekle birlikte, onların zamanında, bilincin tersine dönüşü, parçalanması, kapitalizmin geldiği aşama, işçi sınıfına hala bir kendiliğinden bilinç geliştirme imkanı verebiliyordu. 19. yüzyıl Avrupa işçi sınıfı hem çoğunlukla ateistti, hem de sosyalizmden komünizme yükselebilme yeteneği göstermişti. 

Leninistlerin hep vurguladığı gibi, Marks'ın dönemi, emperyalizmin ya da tekelci devlet kapitalizminin henüz berraklaşmadığı bir dönemdir. Hala serbest piyasa kapitalizminin güçlü olduğu, finans kapitalin henüz sanayi kapitaline bağlı olduğu bir dönemdi.

Marks'ın döneminde, sosyalist bilinç oluşumunun önü henüz tümüyle tıkalı değildir. Yoksulluk, işsizlik, iktisadi krizler, savaşlar, mevcut ideolojileri yerle bir edip, sosyalist-komünist düşünceye yer açabiliyordu.

Marks'ın döneminde esas sorun, mevcut devlet iktidarının ele geçirilip, yerine bir işçi diktatörlüğünün, devletinin kurulması, özel mülkiyetin iktisadi yaşam araçları üzerinde kaldırılması, devletleştirilmesiydi.

Marks'ın kentli sanayi işçileri, her anlamda, sosyalist bilinç ve örgütlenmeye yakındırlar. Köylülerse, kentli işçilerin devrimine bağlanacak, gerici eski güçlerin etkisinden kurtarılacaktı.

Sosyalist bilinç, Marks için, politik ve iktisadi mücadelenin hem kendisinde vardı, hem de bu mücadeleyle birlikte gelişiyordu. Diğer deyişle istenilen bilinç sosyal ilişkilerin varlığı nedeniyle zaten vardı ve mücadeleyle daha da gelişiyordu. Tek eksik, Marks'ın bizzat başta yaptığı gibi sosyalist sınıf mücadelesinin teorisini kurmak, bu teoriyle mevcut sosyalist bilinci bilimsel, sistemli ve tarihsel hale getirmekti.

Bilindiği üzere, sosyalist bilinç Marks'ın sonrasında, "sosyal-demokrat" bir bilinç olarak dönemin en büyük sosyalist partisi olan Alman Sosyal-demokrat İşçi Partisi'nde gelişti. Bu parti Marks'tan etkilenmekle birlikte, zamanla reformist, parlementarist, evrimci bir sosyalist partiye dönüştü. Kapitalist sistem, emperyalist rantlarla, işçi sınıfını zaten bu yola davet ediyordu. Demokratik haklar yanında ekonomik haklar, işçi sınıfı sosyalizmine sadece yasalarla, kamu politikalarıyla elde edilebilecek bir refah ve özgürlük yaratabiliyordu.

Lenin, sosyal-demokrat parti tabanlarını oluşturan işçi sınıfına, "aristokratik" işçi sınıfı demiştir. Sendikacı, reformist liderliğe sahip bu sınıf için, sosyal-demokrat refah, dönemsel seçimlerle hükümete gelmek, muhalefet baskısı yaratmak, sendikal ve parlementer mücadele vermek, yeterli ve tatminkar görünmüştür.

Lenin'in demek istediği, iki yönlüdür: İşçi sınıfı sosyalist bilinçle tanıştırılmazsa en fazla sendikacı sosyal demokrat olabileceği, bunun yanında da, sosyal-demokrat işçi sınıfı aristokrasisiyle, sosyalizme de gidilemeyeceğidir.

Demek oluyor ki, sendikacı işçi sınıfı sosyalizmle buluşturulmadığında, sendikacı, refahçı bir sosyal demokrasiye yolaçabiliyor. İkincisi, sosyal demokrasi için, mutlaka, emperyalist rantın dünya piyasalarından çekilip, bir kısmının yerli işçi sınıfının gelirlerine ilave edilmesi gerekiyor.

Öyleyese, Lenin'in Avrupa işçi sınıfında gördüğü, emperyalist rantla refahı yükselitlen, haklarını arttıran, parlementarist, sendikacı alan hapsedilen, reformist bir sınıf politikası ve bilinciydi.

Bu politika, bu bilinç ve bu emperyalizm tarafından yaratılan imkanlar, aslında Lenin'in kendiliğinden gelişen bilincin sosyalist olamayacağı yönündeki tespitinin açıklamasıydı. Lenin'in zamanında Avrupa'da (Kuzey Amerika'da' da) işçi sınıfı sistem içinde bir şeyler elde edebileceğini görmüştür.

İşçi sınıfı Marks zamanında ise, sistem içinde kalarak kendini kurtaramayacağını düşünüyordu. Sistemin dışında sistemler peşinde olduğu için, kapitalizmin dışına ve ötesine geçip, sosyalist olabiliyordu.

Lenin aslında emperyalist rant elde etmekten yoksun zayıf kapitalist toplumlarda, ya da böyle ilave bir karın henüz işçi sınıflarına dağıtılmadığı, diğer deyişle, işçi sınıfının henüz "satınalınamadığı" toplumlarda, sosyal demokrat reformist bilinç henüz tam gelişmeden, işçi sınıflarına sosyalist bilinç verme imkanının varolduğu görmüştür.

Lenin'in dışarıdan sosyalist bilinç vermek istediği, aslında henüz sosyal-demokrat, reformist, parlementarist bilince erişmemiş işçi sınıfıdır. Sosyal-demokrat trene binmemiş ve de binemeyecek toplumlarda, sosyalizmin tıpkı Marks döneminde olduğu gibi gelişebileceğini görmek, Lenin'in bilinç teorisinin farkedilmeyen katkısıdır.

Marks'tan farklı olarak Lenin, köylü sınıfının sorunlarının, işçi sınıfının devleti ele geçirmekte bir kitle desteği olarak kullanılabileceğini de görmüştür. Marks, köylülerin, taşranın, devrimci kentli işçi sınıfını boğmasının, gerici amaçlarla kullanılmasının, önlenmesi gerektiğini söylüyordu. Oysa Lenin, onların taleplerini, işçi sınıfının taleplerinin yanına koyup, köylüleri geçici olarak işçilerin müttefiki yapıyordu. Sınıf ittifakı kurulacak, sonra da, sosyalizme geçileceği aşamada, bu ittifak sosyalizm için, bozulacaktı.

Marks'tan sonra Lenin'in devrime katkısı özetle buysa, Lenin sonrasının Marks ve Lenin'i nasıl düşünebilir?

Herşeyden önce, sadece sosyal demokrasinin gelişmediği ya da çöktüğü toplumlarda, Marks ve Lenin teorisinin işleme imkanı vardır. 

Bu tespitin açılımı şöyledir:

1) Emperyalist ranttın yokluğu, sosyal demokrasinin oluşmasına imkan vermez.

2) Emperyalist rantın tükenmesiyle, mevcut sosyal demokrasiler çözülmeye başlar.

Birinci durumda sendikacılık, reformizm, parlementarizm, refah arayışları hüsranla sonuçlanır.

İkinci durumda, çözülmekte olan sosyal demokrasiler, emperyalist rantın elde edilmesi için, emperyalizmi daha da şiddetlendirir.

Birinci ve ikinci durum, sosyal demokrat aşamaya gelememiş ülkeler için sömürü oranlarının daha da arttırılmasını gerektirir. Refah toplumu aşamasına gelememiş olanlar, bir de, sosyal demokrat düzenlerini sürdürmek isteyen emperyalist toplumlara ilave artı değer yaratmak durumundadır.

Henüz sosyal demokrat aşamaya gelememiş işçi sınıfları, artan yerli sömürü yanında, küresel sömürüye de maruz kalmak durumundadır.

Lenin'den farklı olarak şu tespit ve iddiada bulunabiliriz: Olağan ortalama karların ve emperyalist rantın aynı anda yaratılıp ödenmesi, sosyla demokrat aşamaya gelemeyen ülkeler için, imkansızdır. Dünya kapitalist sistemine sosyalist saldırılar, "emperyalizmin zayıf halkalarından" değil, emperyalist rantı yerli artıdeğere ilaveten yaratmak zorunda olan işçi sınıfı toplumlarından gelebilir.

Bu işçi sınıfı toplumları, hem kapitalizmle emperyalizmi özdeş görebilecek, hem de, yerli ve yabancı kapitalistleri aynı sınıfın parçası olarak kavrayabilecektir.

Bu toplumlar, hem kar, faiz, rant kategorileri, hem de işçi ve köylü arasında, fark görmeyen işçi sınıfı toplumları olacaktır.

Bu toplumlar, demokrasi ile sosyalizm arasında da fark görmeyecektir. Biri için diğerini, isteyecektir.

***

Artık sosyal demokrasi ya imkansız, ya da varolduğu haliyle çözülme sürecindedir.

Kapitalizmle emperyalizm arasında teorik bir ayrım artık kalmamıştır.

Köylülük çoktan çözülmüştür.

Kent-kır ayrımı, önemini yitirmiştir.

Rant-faiz-kar arasında ayrımlar belirsizleşmiş, kapitalizm özel ya da kamusal borçlanmaya dayanmaya başlamıştır.

Borç verenlerle boçlananlar arasındaki ilişkiler, özel ve kamusal kişileri, yerel, bölgesel ya da küresel seviyeleri aynı anda kapsamakta, dünya, iktisadi olarak borçlularla borç verenler, çalışan ve çalışanların zenginliğini piyasadan çekenler arasında, bölünmeye başlamıştır.

***

Marks'tan Lenin'e geçiş, emperyalist rantlar ve bilinen sosyal demokrasinin oluşumuyla gerçekleşti.

20. yüzyıl devrimleri, Lenin'in teori ve pratiğininin yerel ve aşırı örnekleriyle doludur.

Artık, Marks-Lenin teori ve pratiğinin bir anlamda daha elverişli, bir anlamda da, daha zorlu şartlarına varmış oluyoruz.

Marks için, kapitalizm-sosyalizm, kent-kır, işçi-köylü, kar-rant-faiz ayrımları açık ve netti. 

Marks, sosyal ve iktisadi categorilerin büllurlaşmasını görüyordu. 

Lenin'le, tüm bu ayrımlar, emperyalizm-kapitalizm, ezen-ezilen uluslar, komünizm-sosyal-demokrasi ayrımları çerçevesinde kuramsallaştırılıp aşılmaya çalışıldı. Lenin, elbette, "finans kapital"in yeni bir kategori olduğunu da, bankaların hakimiyetinde sanayi ve para sermayesinin birleştiğini de formüle etti.

Marks, işçi sınıfyla sosyalist bilinç arasında aşılmaz bir mesafe görmemiştir.

Lenin, adeta engel, uzaklık, hatta zorunlu olmayan bir ilişki var, diyordu.

Günümüzdeyse, kapitalizm kendini en çok borç ilişkileriyle, işsizlikle gösteriyor. Eski dönemlere gidip, kapitalistleri tefeci olarak görmeye başlıyoruz. İşsizlik, parasızlık, mülksüzlük, sömürüye dayalı sınıflı bir toplum olduğumuzu en sıradan insanın gözünde bile apaçık hale getiriyor.

Marks ya da Lenin'in zamanında, kitlesel sınıf grevlerinin, örgütlenmelerin, ayaklanmaların sosyalizme gidişte başlangıç olacağı düşünülüyordu. Oysa bu gün, herkes azami derecede borçlanıp, hiç bir şekilde borcunu ödemese, kapitalist firmalar tümüyle çökecektir. Çalışan sınıflar sadece ve sadece devletin zor gücüyle başbaşa kalacaktır. Ama, devletin zor gücünü çalıştıranlar da sadece devletin çalışanları olduğundan, bu gücün de anlamı kalmayacaktır.

***

Lenin'le Gramsci'nin devlete devrimci bakışlarında, şu nüansı görebiliriz: İlki devleti ele geçirmek, diğeri devlet olmak esastır der.

Ancak, iki bakışı benimseyerek, şu perspektifi de ekleyebiliriz:

Sermayeyi tümüyle iflas ettirip, devleti felç etmek! Ardından da yeni ekonomiyle devleti kurmak!

***

Tarihsel eşit gelişmeye örneklerden sonuncusu belki de, sosyal demokrasiyle ilgilidir.

Köleciliği köklü ve sistemli yaşamayan toplumlar, daha köklü ve sistemli feodal toplumlara dönüşebildi. Kapitalizmi tam yaşamayan toplumlar da, kolaylıkla sosyalizme devrilip, evrilebildiler. 

Sosyal demokrasiyi kuramayan toplumlar da, Sovyet sonrası sosyalizm konusunda daha başrılıcı olacak gibi görünüyorlar. 

Ancak, Marks'ın bakış açısını benimsersek, gelişmiş kapitalizm ve sosyal demokrasiyi kurmuş toplumlar daha ileri aşamada yine öne geçip, bu kez de komünizmi daha kolay kurabileceklerdir. 

Öyleyse, Lenin yine haklıdır: Geri bir ülke devrim yapabilir, ama, kendini devam ettirmek için, ileri olanların devrimine de ihtiyaç duyar. 

***

Bilincin oluşumu kitleler için, her şeyi basit ve çıplak görmeye dayanır. Bilim adamları gerçeği basit ve çıplak şekilde görmek için, yoğun bir bilgiye, güçlü bir teoriye ihtiyaç duyarlar. 

Kitleler ise, sermayenin, devletin, ideolojilerin arka planlarını, sadece ve sadece, sermaye tefeci, devlet zorba ve efendi, ideolojilerse, iyice yalana dönüştüğünde görebilirler. 

Marks'ın dönemininin tam tersine, sermaye ya da değer, kapitalist öncesi dönem gibi, basitçe ikiye ayrılmaya başlamıştır. Ücretler (maaşlar dahil) ve artı değer şeklinde. 

Politikacılarla bürokratların saygınlıkları da hızla azalıyor. Tekrar, basit şekilde, yöneten-yönetilen ayrımıyla karşı karşıya geliyoruz. 

İdelojilerse, yerlerine geçip tasfiye ettikleri, eski mistik, ütopik, dini düşüncelerle yeniden karşıya karşıyadırlar. 

Bu durumda, nasıl ki sağ ideolojiler daha muhafazakar hale geliyorsa, sosyalizm de, zorunlu olarak, eski ütopik dönemiyle, anarşizmle karşılaşmak ve bir şekilde buluşmak durumundadır. 

Sağ ideolojiler dine yakınlaşıyorsa, sol da, eski ütopik halini daha fazla gündeme getirebilir, getirmelidir de. 




------

İlaveten şu yazıya da bakılabilir:

http://ercangundogangazetta.blogspot.com/2012/11/demokrasi-ve-tekel-ranti.html