Türkiye'de liberalleşmiş sol, Atatürk deyince, diktatörlük, hatta faşizm anlıyor.
İslamcılar da, kendi düşüncelerini teorik olarak tercüme ettikleri için, bu solcuları adeta kendilerine müttefik görüyorlar.
Liberal sol, Kemalizm ve mirasından kurtulmak için AB'ci oldu.
İslamcılar da, benzer nedenle, hiç bilmedikleri Avrupa'nın AB'sini desteklediler birara.
İttifaklar geçici olduğu için, liberal sol ile İslamcılar yollarını ayırmaya başladılar çoktan.
Aslında, ortak düşmanın zayıfladığını düşündükleri için, ayrılmaya başladılar. Düşman birleştiriyordu, gerek kalmadığını düşündüler.
Atatürk, ve Atatürk Devrimleri, ileri gitmek isteyen herkesin başlangıç aşamasıdır. Bir liberal, muhafazakar ya da sosyalist, Atatürk'ü temel olaral görmek durumunda.
Atatürk, hem liberal, hem otoriter, hem de, halkçıdır. Ama kesinkes, ilericidir.
Atatürk Atatürk olmadan, Osmanlı'nın ilericileri vardır. Hatta, onun döneminde, bizim sosyalistler de vardı. Ne yazık ki, tasfiye edildiler.
Yine de, Atatürk, kendi sınıfsal sınırları içinde, hem Cumhuriyeti, hem laikliği, hem de halkçılığı, bir ilke ve düzen haline getirmiştir. Daha ileri gitmesi mümkün değildi. Belki, bir tür işçi-köylü ittifakı kurma çabasına girebilirdi. Ama, eşraf ve yükselmek isteyen müslüman Türk kapitalistlerine dayanan yeni rejim, sınıfsal sınırları içinde hareket etti.
Mustafa Kemal ve sonra Atatürk, İslamcıların, sosyologların, liberallerin iddiasının tersine, ne dini, ne de eşrafı karşısına aldı. Diyanet'i, İmam Hatipleri kuran kendi yönetimidir. Ancak, 1929 ve sonrası iktisadi bunalım, 1930'ların ortasında yükselen uluslararası otoriterlik, Atatürk ile İnönü'ye, liberalizmi, demokrasiyi geri plana atmaya zorlamıştır.
Ancak, bu gün liberallerle kapitalist önde gidenlerin eleştirdiği 1930'lar Türkiyesi, kapitalizmin kısmen altyapısını da kurmuştur.
Atatürk ve Cumhuriyet rejimi, tam anlamıyla, daha önceki dönemlerde hakim olamamış müslüman ve Türk kapitalist sınıfın oluşmasına, yerleşmesine çalıştı. Otoriterliğiyle, hem işçi, hem köylü, hem Kürt, hem de feodal muhalefeti engelledi. Rumları, Ermenileri, kısmen de olsa Yahudi rekabetinden, müslüman Türkleri korumaya çalıştı. Bu nedenle laik, milliyetçi ve otoriter oldu. Köylü desteği için de, mecburen, "halkçı" olmak durumundaydı.
Mustafa Kemal ve sonra Atatürk döneminin en büyük kusuru, eksikliği, hatta günahı, ne Cumhuriyet, ne laiklik, ne devletçilik, ne de halkçılık politikalarıdır.
Esas kusur, eksik ve günah, işçi sınıfının, sosyalistlerin tasfiyesi, bastırılması ile, Kürtler'in asimilisasyonu politikasındadır.
Dış politikada ise, iç politika ve düzenle sıkı sıkıya ilişkilidir, işgalci ve kapitalist Batı ile dost olup, işçi-köylü iktidarını kuran Sovyetleri kendine mesafeli ve sonra da düşman bellemesidir.
Mustafa Kemal ve sonra Atatürk'ün tarihi kusurları, hataları buradadır. Yoksa, laiklik, cumhuriyet, halkçılık ilke ve politikalarında, değil!
***
Mustafa Kemal ve sonra Atatürk, laiklik, Cumhuriyet, halkçılık, devletçilik konusunda, sadece ve sadece, daha ileri gitmediği, ayrıca, işçileri, sosyalistleri yanına almadığı için, eleştirilebilir.
Mustafa Kemal ve sonra Atatürk, daha fazla laik, daha fazla halkçı ve daha fazla solcu, sosyalist olmadığı için eleştiriyi hakeder.
Ama, laiklik ve cumhuriyet konusunda onu eleştirmek, sadece ve sadece, bağnazlık ve gericiliktir.
***
Ankara'da 29 Ekim kutlamaları için yapılacak yürüyüşe Ankara Valiliği'nin izin vermediğini öğrendik.
Bazılarının pek fazla ileri gittiğini söyleyebilirim.
Biz Atatürk'ün de ötesine geçelim diyorduk, bazıları, onun gerisine göz dikmiş durumdadır.
Ama şimdi, ne Ordu, ne de "Ergenekon" vardır!
Daha da kötüsü, milyonlarca "yurttaş" vardır.