İnsanı hayvandan ne ayırır sorusunu Antropoloji "alet yapmak" diye yanıtlamıştır. Sonra bazı şempanzelerin de kabuklu yemişleri kırmak için alet yaptıkları gözlemlendi*. Bunun üzerine, bazı antropologlar, alet yapmanın insanı insan yapan en önemli özellik olmadığı fikrine kapıldılar**. Ama, şempanzeler zaten, homo sapienslerin en yakın akrabasıdır**. Akrabalarımızın da alet yapma yeteneğine sahip olmalarını gözlemlemek, eski ölçütü aslında güçlendiren bir veridir.
Yine de, bana göre, hayvanlar ve akrabalarımız büyük maymunlara göre homo sapienslerin en önemli ayırıcı özelliği, simgesel ve yazılı dili geliştirmiş olmalarıdır. Zaten, uygarlık da, yazılı tarihle başlatılıyor.
Hayvanlarda da, görsel ya da sese dayalı duygu ve seçimler, algılar gelişmiştir. Ama, hayvanlar beste yapamıyorlar, tasarım yapıp bir bina inşaa edemiyorlar. Duyguları da var, ama şiir yazıp, resim çizemiyorlar.
Hayvan dostlarımızda eğitim de var. Ama, okul açıp, belli müfredata göre, eğitim ve öğretim yapmıyorlar.
Tecrübeyle, tesadüflerle, pek çok şeyi keşfediyorlar da. Ama, bilim yapamıyor, bilim adamı yetiştiremiyorlar.
Homo sapiensler, yazılı ve simgesel iletişimi geliştirerek, geçmişi geleceğe bağlarken, mesafeleri de yokediyorlar. Eğitim, bir zaman ve mekanın bilgisini, yeteneğini, birikimini başka bir zaman ve mekana aktarıyor.
Eğitim ve öğrenim kaçınılmaz şekilde, kuramsal ve simgeseldir. Çünkü, tecrübe edilmeyen, yaşanmayan bir birikimle tanışma sözkonusudur. Homo sapiens, başka homo sapienslerin bireysel ya da kollektif olarak ürettiklerini öğrenir, edinir.
Bu öğrenme ve edinme süreci, ilk başlarda aile, kabileler ve topluluklar içinde gerçekleştirilirken, zamanla toplum düzeyinde kurumsal araçlarla yapılmaya başlanır. Okul türü kurumlarda, eğitim ve öğretim sistemli, toplumsal ve kuramsal hale getirilir.
Ancak, toplumsal ilişkiler karmaşıklaştıkça, kamu alanı türü ortak iletişim alanları da eğitim ve öğrenimin gerçekleştiği alternatif ya da ilave imkanlar, araçlar haline gelir. Bu da kamusal, politik eğitimdir.
Tarihsel gelişmemiz, eğitim ve öğrenimde, aile ve yakın akrabalık ilişkilerinin yanına okulu koydu. Okulun yanına da, kamu alanlarını. Diğer deyişle, toplumsal eğitimi.
Okul, her zaman, din, sivil toplum, ya da sonradan olduğu üzere, devletin geliştirip sistemli hale getirdiği bir kurum oldu. Kilise ya da camii temelli eğitim, Ortaçağ'ın bulduğu kurumlardır. Plato, Aristo ve Epikür'ün kurduğu okullar Ortaçağ'da, 11. yüzyıldan sonra, üniversitas adı altında sivil toplum tarafından yeniden yaratıldı. 19.yüzyılda devletin, eski Roma gimnazyumları örneğine uygun olarak, zorunlu temel eğitim sistemini geliştirmesi, eğitim ve öğrenim sistemini, homo sapiensler için bir devlet sorunu haline getirdi. Devletler, zorunlu eğitimin süresini aşama aşama arttırarak, homo sapiens eğitim ve öğretimini uzun süreli bir yaşam dönemi haline dönüştürdü.
Devletin dahil olmasıyla, aslında eğitim ve öğrenim süreci resmi ve özel olmak üzere ikiye de ayrıldı. Aileninin eğitimi, pedagojik, duygusal bir alana indirgenmiş oldu. Devlet homo sapiensi bir anlamda ailesinden ayırmış da oldu.
Devletin dahil olmasıyla, aslında eğitim ve öğrenim süreci resmi ve özel olmak üzere ikiye de ayrıldı. Aileninin eğitimi, pedagojik, duygusal bir alana indirgenmiş oldu. Devlet homo sapiensi bir anlamda ailesinden ayırmış da oldu.
Devlet eliyle homo sapiens eğitimi hem piyasanın talebi olan bilgi ve yeteneklerin kazandırılması, hem de uygun türde yurttaşların yetiştirilmesi için gerekiyordu. Piyasa talebi ve uygun yurttaşın politik olarak tanımlanması, eğitim ve öğrenime hem ekonomik, hem de ideolojik bir işlev yüklemiştir.
Neyin eğitimi, öğretimi sorusunun yanıtı, piyasanın talebi ve yurttaşın politik tanımıyla veriliyor.
Homo sapienslerin eğitim ve öğretiminde, Antik Yunan örnekleri, bilgiye, bilgeliğe, erdeme, kamusallığa ya da bireysel mutluluğun nerede bulunabileceğine dönük düşünme, tartışma ve arayışlarla yüklüdür. Eğitim ve öğrenimin felsefi, etik araçları ve amaçları sözkonusudur.
Ortaçağ dini eğitim ve öğrenim kurumlarında ise, onurlu olmak, adil olmak, ahlaklı olmak, tanrıya yaklaşmak, kutsal kitaplara ve metinlere hakim olmak gibi hedefler gözetilir.
Ancak, modern üniversitelerin öncüsü olan Ortaçağ üniversitas'ları, gelişen piyasanın, sivil toplumun, farklılaşan devlet işlerinin ihtiyacı olan, hukukçu, hekim gibi meslekleri edindirmeyi amaçlar. Bilim, felsefe, etik ve dini konular değil, "meslekler"dir esas olan.
Mesleklerin yanında bilimsel disiplinler de gelişir. Felsefeyi terkedip parçalayan modern bilim, doğa bilimleri, matematik, hukuk, tarih, siyaset gibi alanlara bölünerek gelişmeye başlar. Tabii, felsefe içinde yeralan din ve etik alanlarından da uzaklaşılır. Felsefelerin yerini sayısız bilimlere bırakması, sadece din ve etik sorunlarının değil, sanatın da dışarıda kalmasıyla gelişir.
Homo sapienslerin eğitimi daha bilimsel, seküler olurken, uzmanlıklar, meslekler şeklinde daha ayrıntılı hale gelir.
Türümüzü hayvanlardan ne ayırır sorusuna, "alet yapmaktır", diye yanıt vermek, sadece binlerce yıl öncesi dönemlerimize mi ait?. Uzmanlaşmak, meslek sahibi olmak, karmaşık bir toplumsal ve teknik işbölümüne dayalı yaşam sadece homo sapienslere özgü görünse de, basit ve ilkel düzeyde de olsa, diğer hayvan topluluklarında da bulunuyor.
Fakat, homo sapiensler, hem sembolik ve soyut iletişim araçları kullanabiliyor, hem de, eğitim ve öğrenimi sistemli ve kurumsal hale getirebiliyorlar. Hiç bir hayvan türü ilkokul, ortaokul ya da, üniversite kurmuyor. Onlarda eğitim bakanlığı gibi kurumlar da yokur.
Belki onlar da bir tür kamusal alan oluşturup, hayvansı bir etkileşim içinde öğrenip, birbirlerini etkileyebiliyorlar. İnsan ve antropoloji açısından bakarsak, homo sapiens sadece ve sadece her türden okul kurmakla, hayvanlardan ayrılıyor. Bu okullar hem yurttaş yetiştirmeye çalışıyor, hem meslek sahibi, uzman, hem de toplumsal ideolojileri öğretiyor.
Belki onlar da bir tür kamusal alan oluşturup, hayvansı bir etkileşim içinde öğrenip, birbirlerini etkileyebiliyorlar. İnsan ve antropoloji açısından bakarsak, homo sapiens sadece ve sadece her türden okul kurmakla, hayvanlardan ayrılıyor. Bu okullar hem yurttaş yetiştirmeye çalışıyor, hem meslek sahibi, uzman, hem de toplumsal ideolojileri öğretiyor.
Aristo'ya göre, insanın farkı, "politik hayvan" olmasından geliyor. Yani, kentlerde ve birlikte yaşamaya doğal olarak eğilimli "sosyal" hayvanlar.
Dini çerçevede bakarsak, insan hayvanlardan farklı olarak yaratılıyor ve Tanrı'nın kendi sületinde yarattığı, kendine benzettiği, Tanrısal bir varlık. Tüm doğa gibi, hayvanlar da onun emrine ve kullanımına ayrılıyor.
Marks, insanı, ya da homo sapiensi, sınıf ayrımlı toplum yaratan bir hayvan olarak görüyor. Birbirini sınıflar halinde sömüren, devlet gibi baskı aracı kuran, ideoloji ve hukuk kurumları kurarak sınıflı sistemi devam ettiren bir hayvan.
Marks aslında, insanın toplumsal ve tarihi bilimini kuruyor. İnsan-hayvan karşılaştırması yapma ihtiyacını çok nadiren duymuştur. En kötü mimarı arılardan ayıranın, mimarın önceden binasını tasarlaması olduğunu söyler. Geleceği tasarlamak, insana özgüdür gerçekten. Ancak ben, hayvanların da bu türden yeteneklere sahip olduklarını düşünüyorum. Çünkü, zeka en ilkel halini yakaladıktan sonra, ilkel de olsa, kurgusal, geleceğe dönük bir niteliğe kavuşabilir. Hayvanlarında da bizim oldukça gerimizde de olsa, zekaları bulunmaktadır.
Homo sapiens, ilkokul, ortaokul, lise, üniversite, araştırma enstitüsü kuran bir hayvan. Sadece öğrenip öğretmiyor, bunu bir kurum içinde, müfredat ya da silabus çerçevesinde yapıyor.
Öyleyese insan, homo sapiens, Aristo tarzında söylersek, okullu bir hayvan.
------------
* Bu konuda bakınız: Pascal Picq, 2006, İnsanın Yeni Yarihi, Çev: Eylem Alp, Dharma, İstanbul
** Pascal Picq gibi örneğin, ibid
*** ibid
** Pascal Picq gibi örneğin, ibid
*** ibid