Politikacılarımız
ciddi hata ve kusur işlediklerinde, görevlerini bırakmıyorlar. Bizde istifa
geleneği yok. İstifa etmezler, çünkü, hata ve kusurlarının unutulacağını,
partilerinin kendilerine sahip çıkacağını bilirler. İstifa etmek isteyen bile
istifa ettirilmez. İç ya da dış muhalefete karşı zayıf düşüleceği de düşünülür.
Sonuçta, kusurlu, hatalı politikacı, sanki bir komplo ya da haksızlıkla
karşılaşmış gibi, adeta mağdur psikolojisine girip, kendini savunmaya başlar.
İstifa,
erdem ve zorunluluk değil, yenilgiyi kabul etmek, düşmana koz vermek anlamına
gelir.
Bu konuda,
kişilerin değil, politik kurumların, kükümet ve partilerin yapısından
kaynaklanan bir erdemsizlik, bozukluk söz konusudur. Sandalye ve
makamların her bir artışı ya da eksilişi, hiziplerin ya da rakiplerin yararına
olacağı için, ayan beyan bir rezillik olmadığı sürece, istifa kurumu çalışmaz.
Çalışırsa da, bu bir artı getirecekse yapılır.
İstifa
kurumunu en az çalıştıran partiler, sürpriz değil, sağ partilerdir. Zaten bu
partiler de altmış yıldır iktidarda oldukları için, Türkiye seçmeni, istifanın
ne olduğunu bile bilemez durumdadır.
Sağ
partilerin rüşvet ve usulsüzlük nedeniyle bir milletvekilini ya da bakanını
feda etmeyeceklerini, sol partiler yeni yeni öğreniyorlar. Rüşvet ya da
usulsüzlük, sağ partilere oy da kaybettirmiyor. Seçmen, iş ve proje üreten sağ
partilerin bu küçük kusurlarını önemsemiyor. Zaten sağ partiler de, dürüst ve
ahlaklı oldukları için oy almıyorlar. Onlar, iş, hizmet ve proje yaparlar diye,
seçmenin “teveccühünü” kazanıyor.
Fakat, sol
bir parti, sadece İSKİ skandalının yıllardır faturasını ödüyor. Çünkü seçmen,
sol partileri bu konuda beceriksiz ve acemi buluyor. Sol bilmediği bir
alana girdiğinde, seçmen onu cezalandırıyor. Bu tıpkı, bir solcunun namaza
durmasının kendisine oy olarak gelmemesine benziyor.
Sağ
partiler, hiç bir politikacısıını rüşvet, kusur ya da ihmal nedeniyle feda
etmez. Bunlar, basit “hizmet” kusurları, “iş kazalarıdır”.
Ayrıca, bir
kusur varsa, uygun bir devlet memuru kurban olarak seçilebilecekken, politikacı
neden aslanların önüne atılsın? Her konunun devlet memurlarıyla bir bağlantısı
vardır. Treni hızlandıran bir makinist olmalı, TOKİ evlerinin selde kalması,
bir haritacının ya da plancının hatası olmalıdır.
Suçlu
mutlaka başkalarının üzerine yıkılılır. Ya da, muhalefetin, askerin, dış
güçlerin komplosu icadedilmelidir.
Eğer Mavi
Marmara’yı İsrail askerleri bastıysa, bu İsrail’in suçudur. Can ciğer kuzu
sarması olunan Suriye’yle savaş durumuna gelindiyse, bu sadece
Suriye’nin "sıfır sorunu" anlayamamış olmasındandır. Davutoğlu ne yapsın?
Eğer
İçişleri Bakanı halkla alay ediyorsa, alay ettirene bakmalı, alay edene
değil.
Çocuklara
dağıtılan süt zehirlediyse, suçlu süt nedir bilmeyen midenindir.
Maliye
Bakanı nitelikli mali suçla suçlanabilir. Hatta başbakan, adi suçla.
Bunlar hizmet kusurları ya da iftiradır.
Son
seçimlerde, CHP Genel Başkanı, “havuzlu villa” tartışması yaptığında, partisi
oy kaybedecek, demiştim.
Türkiye’de
seçmen, sağ partileri, para, rüşvet, sefahat, usulsüzlük, adam kayırma gibi
küçük şüphe ve kusurlarla, cezalandırmaz. Hızla zenginleşenler hakkında
her hangi bir nefrete de kapılmaz.
Hayal,
gelecek, rant ve fırsat yaratır sağ partiler. Aç olan bile, bir gün kendisine
ya da çocuklarına “birşeyler” düşeceğini umudeder.
Geleceği
temsil edenin kusuruna kimse bakmaz. Havuzlu villası varmış, iki milyar dolar
servet biriktirmiş, bunlar Özal’ın bal yalayan parmaklarına benzer. Bakanları
hızlı tren devirmiş, Van’da deprem çadırları yanmış, TOKİ evlerini sel basmış,
bunlar hizmet kusurlarıdır.
Dışişleri
Bakanı Türkiye’yi savaşın eşiğine getirmiş, çevremizde dostumuz kalmamış,
Amerika’nın sekreteri, kuryesi olmuş, olmuşsa ne olmuş? Bizi Ortadoğu’yla
tekrar buluşturuyorya, arkamızı döndüğümüz Osmanlı cografyasına tekrar
açılıyoruzya! Mavi Marmara’nın, düşürülen uçağın, savaşa doğru yolalmanın kötü
ne tarafı var?
Sağ
politikacı, ne rüşvet yer, ne usulsüzlük yapar, ne de kusur işler. O iş yapar,
hizmet eder. Kusurları hizmet etmekten gelir. Herkesi zengin etmek ister.
Kendisi de biraz olsun..., ne var bunda?
Zaten her
insanın kusuru vardır. Sağ politikacıda da olur, o da, insandır.
Küçük aksaklıklardan,
kusurlardan dolayı neden istifa etsin?
Bunu seçmen
de istemez zaten. O müşfiktir, bağışlayıcıdır, kendi politikacısına
kıyamaz.
Demek ki
solcular, sağ politikayı, öyle “usulsüzlük yaptınız, yiyip içtiniz, hızla
zenginleştiniz...” gibi saldırılarla, yıkamaz.
Bizim
vatandaşlarıımızın büyük kısmı, zengini sayar, sever. Kredi vereni, işini
kolaylaştıranı, çocuğuna iş vereni, sever. Arazisi değerlenirse,
projeleri, ihaleleri, sever.
***
Bizim
vatandaşımızın büyük bir kısmının sağ politikadan çıkarı vardır. Sağ
politikacıların küçük hizmet ve iş kusurlarına da pek önem vermez. Onların
arada bir höykürmelerine, densiz konuşmalarına, af kırıp çam devirmelerine önem
vermez.
Bu
nedenlerle de, sağ politikacılar, cinsel ve dini kusurlar dışında, hiç bir
zaman istifa etmezler. Ancak bu tür kusurlar nedeniyle istifa
ettirilirler. Bu da, manevi değerlere olan ilgileri nedeniyle, daha da fazla oy
getirir.
Onlar,
kusursuz maddi ve manevi çıkarların temsilcisidirler. Temsilde küçük kusurları
olabilir.
***
Sağ
partileri ya da politikacıları, öyleyse, ya cinsellik, dini inanç, ahlak
konularında, ya da, onu başka bir sağcıyla, onun dilini bilenlerle, vurmak
mümkündür. Rüşveti iyi yiyen, rüşvetçiyi gözünden tanır. Dini kullanan,
kullananı, röntgen gibi görür.
Ama bu
önerimden, sol partiler sağcıları partilerinde istihdam etsinler fikri çıkmaz.
Önerim, sağı, sağın karşısına çıkartmak, sağı bölerek küçültmektir. Sağın
içindeki yarıkları görmek, fay hattına dönüştürmektir.
Ama,
sağcıların yüzüne, sağın bünyevi özelliklerini, olağan ve mutat hizmet ve iş
kusurlarını vurmak, onların zaten güçlü topluluk disiplinlerini güçlendirip, bir
de magduriyet rantı almalarına neden olur.
***
Sağcılar
hukuk, bilim, eşitlik, özgürlük bilmiyorlar diyerek, kimse onları makam ve
iktidarlarından mahrum bırakamaz.