1.6.12
BİZDE ELEŞTİRİ YOKTUR!
Türkiye siyasal kültürünün en tipik özelliği, eleştirinin gelişmemiş olmasıdır.
Örgütsüzlük, baskı, yasaklar, eleştirelliğin gelişmesini önler.
Siyasal hayatın "kutsal" alanlarla dolu olması, geriye, "kutsal olmayan" küçük sınırlı bir bölge bırakır.
Manevi değerlere hakaret, terörle mücadele, bölücülük, halka kin ve nefret aşılama, organize suç kavramı, kamu düzenini bozmayla ilgili binlerce kanun maddesi sizi beklemektedir.
Kanun maddeleri devreye girmeden, toplum da devreye girebilir. Toplumun da olağanüstü baskı gücü vardır. Hrant Dink'e kanun haddini bildirirken, daha erken davrananlar olur. Konuşan edebiyatçı, müzisyen, kanunlardan önce halk ya da elitler tarafından linç edilir.
Din hakkında eleştirel, reddiyeci, olumsuz söz söyleyenler, dine hakaret suçundan, halkın mahkemesine çıkar, ya da yargısız infaz edilirler.
Eleştiri, hakaret ya da yıkıcılıktır, gereği yapılır.
Kutsal olan konuların kamusal alanda büyük bir yer kaplaması, bireysel özgürlüklerin sınırlı yapısıyla birleşince, eleştiri, sadece kamusal değil, bireysel alandan da çıkar.
Eleştirinin olmadığı yerde, başka tepkiler gelişmek zorundadır:
Bir; eleştiri yoksa, kavga vardır.
İki; eleştiri yoksa, zeka ve yaratıcılık gelişmez.
Üç; eleştiri yoksa, zeki olanla gerizekalı olan arasında fark kalmaz.
Dört; ayaklar baş, başlar ayak olur.
Beş; adalet değil, despotluk, tiranlık, otoriterlik olur.
Altı; aydınlar halkla buluşamaz.
Yedi; toplumun gözleri körleşirken, kulakları sağırlaşır.
Sekiz; kültür, zevk, tat, gelişmez.
Dokuz; ahlak, etiğin yerine geçer.
On; cehalet değer kazanır.
Onbir; beyin bedenden kopar, şizofreni gelişir.
Eleştiri, kutsallar alanına girdiğinde, neden hep hakaret kavramı kullanılmaktadır?
Bilindiği gibi, hakaret, kişiler alanında, kişilere yönelik bir davranış şeklinde olur.
Örneğin, kişinin inancına, inanmasına, saygı duyulmalıdır.
Ama, bu, o kişinin "inandığı" şeye saygı duyulmasını da zorunlu kılar mı?
Daha açık söyleyelim: Kişi, cinlere, şeytana, meleklere, perilere inanıyor. İnancına, inanmasına saygı zorunludur. Ama, bu saygı, inandıklarını da kapsar mı?
Açık olanı, daha da açalım: inanca, inanma eylemine saygı, bizi tanrı düşüncesini, din kurumunu, kısmen ya da tümüyle eleştirmemizi engeller mi?
O kişiye, iç dünyasına saygımız olduğu halde, inandıklarını hicvedemez miyiz?
Bir kişi, sosyal demokrat diyelim, saygımız onun seçim ve tercih yapmasınadır. Yoksa, sosyal demokrasiye saygınız olması gerekmez.
Hakarete varan eleştiride, şunu anlamak gerekir. Hakaret ne kadar ince, ne kadar kaba yapılmıştır? İçinde zeka, ironi, etik, sorumluluk, var mıdır?
Hakaretin gizli ve inceden yapılanı kabul edilebilir.
Hakaret aslında, tahammülü kalmamış, yoldan çıkmış, bir eleştiri türüdür. Eleştirinin olmadığı, ya da etkisiz kaldığı yerde, demek ki, yukarıda saydıklarımın yanında, hakaret de ortaya çıkar.
Sadece hakaret edene değil, hakarete maruz kalanların , ne kadar, zarif, ince ve zeki olduklarına da bakmak lazım.
Seviye sorunu varsa, basit bir söz, eleştiri, hiciv ya da serzeniş de hakaret olarak algılanabilir.
Bir kişi Marksist teoriye küfretse, bir özgürlüğü ihlal etmez. Ama kişi Marksist olduğu için hakarete maruz kalırsa, bireysel hakkına tecavüz edilmeye başlanmış demektir.
Kamusal olup, politikaya dahil olmuş herşey, eleştiri alanına girer. Bu alanın istisnaları, ya da, kutsal alanları, yoktur. Bu alana girmeyip, mahrem kalanlarsa, sadece kişiler arası bir konu olarak kalır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Yıllar önce memleketten ayrılırken umumi durum şöyleydi: Bütün devlet dairelerinin çatısında beyaz bayraklar dalgalanıyor ahali yeter ki eşi...
-
Rekabet, Kariyerizm, Hırs Ve tersleri: Kendini aşma Liyakat İdealizm
-
Devlet Bahçeli ne derse desin, meclis politikacıları oldukça saygılı ve dikkatli yorum yapıyorlar. Devlet Bahçeli'ye kendilerini kabul ...