7.6.26

ERCAN GUNDOGAN GAZZETTA tekrar yayında. 

Yazıların tarihine dikkat dilmesini rica ederim. En son yazı yıllar önce. Yakında, artık yayında olmayan İlerihaber yazılarımı da yayınlayacağım. 

Saygılı ve ilgili olmak kaydıyla her türlü yorum yapılabilir.

İyi okumalar. 

Ercan Gündoğan


For non-Turkish speakers, google translater is also available. 


13.6.24

İş mi beğenmiyorsun? Ya da seni mi beğenmiyorlar?


İş konusunda kimse kimseyi istemez. Kimse de istediği yerde çalışmaz. İstediğin işte olsan da, işyeri istediğin yer değildir.

Gülünç bir durum varsa, önce trajedi olmuş olmalı sanki. İstersin, uğraşırsın, olmaz. Üzülürsün. Sonra tekrar istersin, ama yine olmaz. Artık gülünç bir sorunla karşılaştığını anlamaya başlarsın. Umarım benim kadar şanslısındır.

CV'nizi çok beğendim, ama sizi alamam. Neden? Çünkü çok beğendim. Benimki o kadar iyi değil. 

CV'nizi inceledik, çok beğendik, veee, uygun şekilde dosyaya kaldırıyoruz. Niye? Yıpranmasın diye. Hem biz de yıpranmamış oluruz.

CV'nizi inceledik, bize hiç uygun değilsiniz. Niye? Yeterli değilsiniz. Anladım, gayet net.

CV'nizi inceledik, bize uygun değilsiniz. Niye? Nitelikleriniz fazla, buranın ortalamasını zorlarsınız. Anladım, bu da çok net.

CV'niz varya cv'niz, çok iyi, umarım bir gün size uygun kadro olur da, alırız sizi. Ben almam da, belki bir başkası alır. Oldu mu, dosyaya kaldırıyorum. Aha bak şurada...

CV'nizi aldık, ama almamış gibi yapıyoruz. Lütfen siz de göndermemiş gibi yapın. Niye çünkü ne ben almak istedim böyle bir şey, ne de siz siz olun bir daha bizim gibilere gönderin. Çünkü yerimiz dar, bollaşsa bile başkasına yetecek kadar. Anladım. Sıra uzun mu? Evet evet, çok uzun. Bizimkiler biraz fazla da...

CV'nizi aldık, çok beğendik, sizi alırız bir gün. Ama hemen öyle olmaz. Kolay değil bu işler. Biliyorsunuz. Krize de girdik...Bak bir de geliyorya karşıdan..., onu hemen aldık. Belki yine birilerini acil olarak alırız. Sizi de alırız. Planlı değil bu işler. 

CV'nizi aldık. İhtiyaç yok, bu da bizim cv'miz. Ama ben göndermiştim cv'mi. Olsun ben de size gönderiyorum. Aa bu yeni moda mı? Evet. Artık öyle, başvurana yanıt olarak kendimizi tanıtan bir yazı yazıyoruz. CV'ye karşı cv. Siz yerinizden memnun değil misiniz? Ya da, yerinizde kalmak için mi cv gönderene cv gönderiyorsunuz? Vay be işler epey karışmış...Yok sağolun. Ne ben size, ne siz bana!







23.2.24

AFORİZMALAR: KARŞILASTIRMA

 






Karşılastırma benzer olanlar ne kadar ve ne için farklı, görmek için yapılır. ABD örneğin Rusya'yla...

Farklı olanlar birbirine ne kadar benziyor diye karşılaştırma yapılmaz. Örneğin ABD Malta ile karşılaştırılmaz.

14.2.24

Türkçenin acıklı durumu:Örnekler

 








Noktasında (Kelime haznesi zayıf olanların en sevdiği kelime),

Adına ("İçin" anlamında),

Yürümek (Birisi birisiyle ilgileniyor demek),

Salmak (İnsanlar icin kullanılıyor), 

Değerlendirilmekte ("Düşünülmekte" vb. anlamında. Askerlerin dilimize armağanı),

Tahayyül (Aylık sosyalist kültür dergisi ve çevresinin bozuk parası),

Bir tık (Biraz daha)

..

(Eklenecek).




11.2.24

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ







 Yeni TİP'i, 2.TİP'in kurduğu 1.TİP olarak görme eğilimindeyim. Üstünlüğü bu diyalektikle ilgili. "Olası" zayıflığı ise "büyüme" sırasında anlaşılabilir. 

31.1.24

AFORİZMALAR: MHP VE DEVLET BAHÇELİ





 Devlet Bahçeli ne derse desin, meclis politikacıları oldukça saygılı ve dikkatli yorum yapıyorlar.

Devlet Bahçeli'ye kendilerini kabul ettirmek istiyorlar. O bir bilen, o bir büyük, o bir "karar verici".

MHP'yi siyasi bir parti, başkanını da bir siyasi parti başkanı olarak görmüyorlar. 

Hem stratejik, hem tedbirli davranıyorlar. 



AFORİZMALAR: BAŞKASININ CV'SİNİ KULLANMAK





-Ben şunun öğrencisiyim.

-Ben şunun asistanıyım.

-Şunun yanında çalıştım.

-Ben şunun yeğeniyim.

_Anladim, onlar onlar, ama siz kimsiniz? 

-Dedimya...Bu benim, benim referanslarım, aynı...

_Öyleyse biz onlarla bir görüşelim. Teşekkür ederiz. Size döneceğiz. 

_Pardon onlara döneceğiz.








27.1.24

AFORİZMALAR: ZÜLFÜ LİVANELI MODELİ





 Nerede yazdığım değil, ne yazdığım önemli demişti. Herhalde Sabah gazetesiydi. Bu model Türkiye'de sözde sol-sosyalist kesimlerde tutmuştur. Yan sütunda kim ne yazıyor bir önemi yok. Gaztenin yayın politikası umurunda değil.

CHP'de kariyer yapmak istedi. Sonra, vakıf olsun dedi. 

Kendisini bir Rönesans adamı olarak görür, bazan polymath. Oysa durum, sadece cok yönlülük, her parmağında bir marifet var durumu. Üstelik tam bu da değil.

Müzik konusunda mükemmeldir. Romanları iyi diye duydum.  Politika mı? Onun alanı değil. Başka?


 

14.1.24

BU HASRET HERKESTE YOKTU







Yıllar önce memleketten ayrılırken umumi durum şöyleydi: Bütün devlet dairelerinin çatısında beyaz bayraklar dalgalanıyor ahali yeter ki eşi başörtülü bir cumhurbaşkanımız olsun biz aç da kalırız diye slogan atıyordu.

Memleketin bütün medreselerine girilmişti. Müderrislerin bir kısmı herseyin müsebbibi olarak devleti görüyor, bir kısmı ise futbol ve sinemaya kafi miktarda teşvik verilmemesini her sorunun esas sebebi biliyordu. 

...

Bir feribotla on saat uzun ve yorucu yolculuk yaptık. Topu topu 70 mil mesafe. Aç ve susuz kalacak ama rahat uyuyacaktık. Bu nedenle ahalisinin bol bol uyuduğu en susuz adayı seçmistik. Ama Namık Kemal'in kaldığından daha fazla kalmaya da niyetimiz yoktu. Memleket hasreti karaya çıktığımız an başlamıştı daha.

En iyi medreseyi önceden seçmiştik. Herkes daha fazla ilim pesindeydi. Bilhassa memleketten gelmiş genç ve dinamik emekli müderrislere yetişme hususunda çok şehvetli ve azimliydik.

Hersey yolunda gidiyordu ama biz hep memlekete dönüp beyaz bayraklara, sinema ve futbol sektörünün akıbetine neler olduğunu merak ediyorduķ. Dayanamıyorduk memleket hasretine.

...

Kendi yaptığımız bir kayıkla hızla tekrar memlekete döndük.

Ammaa umumi durum karşısında şaşkınlıktan açılan ağzımızla gözümüzü bir türlü kapatamıyorduk.

Umumi durum çok düzelmiş, alt yapı çok inkişaf etmişti. Tuşlu telefon yerine dokunmatik olanı gelmiş, suv'ların dümenine hep türbanlı bacılarım yerleşmişti.

Devlet dairelerine de gereken ilgi gösterilmiş, hem içleri hem de dışları değiştirilmişti. Ķötü ve tembel memurlar emekli edilmiş, yerlerine daha seçmeleri konulmuştu. 

Medreselerde ise, umumi inkişafın en şümullusunu tespit ettik. Alt ve üst basamak tedrisat tümüyle gereksizleşmiş, sübyan mektepleri ilga edilerek, medreseler rüştiyelerin son sınıfları olarak tekrardan tanzim ve takdim edilmişti. 

Biz memleketten ayrılırken o da sadece kötü medreselerde, umumi durum şöyleydi: Master öğrencisi asistan oluyor, doktora öğrencisi hocaağalığa atanıyor, böylelikle akademisyen ihtiyacının yarıdan fazlası karşılanıyordu. Geri kalanlar, ilave gelir için kendini ileri atan fedakar mevcut akademisyenlerle, ömrüm memlekete feda diyerek hiç emekli olmayanlardı. Doktor olmak işsizlik demekti. Doçentlikler ise karneye bağlanmıştı. Şimdi öyle mi ya?

Amma medreselerde maaşlar çok sişkindi. Hem devlet hem vakıflarda. Ankara'da bir medrese en az altı ay düzenli ödeme yapıyor, bi diğeri  böbrek nakli, bir tanesi de trafik kazası başına prim ödüyordu. Şimdi vaziyetleri daha iyiymiş. 

Bir tanesi ise fevkalade bütçesiyle yanındaki iki medreseden arazi ve müderris cezbedip, çölde bir ilimşehri inşa ediyordu. Şimdiki baş şehrimizin medrese, benzer rüştiye ve idadileri bu ilimşehrinden yetişen dimagların katkısıyla varolabilmektedir. Eskiden bu imkan bulunmuyordu. Mülkün okuluyla moskofçu okulun yetiştirdiklerine bağımlılık artık azalmıştır. Çünkü onlar köprülere çok karşı çıkıyorlardı. Bu okulların müderrisleri neyse de, öğrencileri pek fenaydı. Onlar sadece köpruye değiiil, mevcut nizama da karşıydılar. 

Çok memnunduk döndüğümüze. Eski Türkiye iyiki geçmişte kalmıştı. Kadrolar şimdi çok kuvvetlenmişti. Bilhassa silahlı kuvetlerden emekli yeni doktorlarla eski payitahtımızın yeni medreseleri daha da inkişaf  etmiş, hür medyanın harb yorumcusu ihtiyacı da layıkıyla karşılanmıştı. Bilhassa eski tayyare emekli Bahtiyar Hak Çoskun paşamızın elinde çubukla devlet hudutlarını ahaliye gösteriyor olması en müstesna ilim adamlarının dahi takdirlerini kazanmaktadır.

Memlekete iyi ettik de dönmüştük. Bizsiz geçen güzel zamanlar fevkalade iyi değerlendirilmiş. Geçmişte hayal olan ne varsa hayat bulmuş bu idarenin dümeninde. 

Son asırları kaybettik bu asır bizim olur inşallah. Bilhassa köprüler, fevkalade ... hayallari geleceğe bağlamakta. 

.....

-Müderris Hocam, memlekete tekrar hosgeldiniz.  İnşallah bir daha gitmezsiniz. Diyorlar ki, burada hayat pahalılığından kaynaklı enflasyon olmuş biraz. Hapishanelerle tutukevleri mi ne çok dolu diyorlar. Basın, radyo vs. hür değilmis. Gençler de terk ediyormuş güzide memleketimizi. Medreseler duvar ilanlarında şanslı vatandaşın hüviyet cüzdanını yapıştırıyormuş. Ne dersiniz?

Ah benim masumum, ah benim körpe fikirlim. Tezvirat bunlar, inanma. Bunların bir kısmı ilk köprüye karşı çıkanların devamıdır. Bir kısmı ikinci köprüye. Bir kısmı üçüncü köprüye. Kalanları diğer köprü ve tüm alt geçitlere....Bunlarda köprü sevgisi yoktur. Bunlarda köprüye saygı yoktur....Bunlar mazgallara bile karşı çıktılar... 






9.1.24

AFORİZMALAR: LİYAKAT VE KAYIRMA








Liyakat doğru işin doğru kişiye verilmesidir. İş tanımıyla, kişinin donanımı uyumlu olmalıdır. Aslında iş tanımı ve kişinin bunu uygun öz geçmişinden başka ölçüt yoktur. Fakat sorun şurada çıkar: İşin tanımı nasıl yapıldı, ve kişinin uygunluğu nasıl tespit edildi? Nesnel ölçütler öznel şekilde ilan edilebilir. Bizde ilk sorun, nesnel ile öznel arasında zorunlu olarak bulunan mesafenin ortadan kaldırılmasıdır. 

Türkiye'de ikinci sorun, işlerin liyakata uygun biçimde dağıtılması için bile kayırmaya gereksinim duyulması. İyi bir mühendis birisi onu kayırmazsa iş bulamaz. Yani liyakat ilkesinin işlemesi için bile kayırma gerekir.

...

Türkiye'de üçüncü sorun da, son Okan üniversitesi ilan skandalı kapsamında görülebilir: yök üniversitesitelere istediğin kimsenin yaz özelliklerini, ilana çık diyor. Üniversiteler ise şöyle anlayıp uyguluyor: istedigim bu, bu da özellikleri. 

Bütün kadrolar, yök denetiminde, böyle oluşuyor. Okancığım kazara isim de yazarak daha da şeffaf olmuş. 






AFORİZMALAR: AKP

 






Eskiden herkes konuşurdu ama yapamaz, yapsa da tam yapamaz, utanır, çekinir ya da korkardı. Tüm ayrıcalıklar kendisine verildiği için AKP "her şeyi tam yapan parti" olarak ortaya çıktı. 

7.1.24

AFORİZMALAR: FETHULLAHÇILARLA İLTİSAK SORUNU: DAR VE GENİŞ ANLAMIYLA









Bazı televizyon ve gazeteler: "Abi çağırdılar çıktım". Masum olabilir, önemli değil. Sadece cahil ya da ilkesiz. Ama televizyona çıkmayı da biliyor.

Abant Toplantıları: "Abi ben katıldım ama onlardan değildim". Doğru söylüyor olabilir ama onlarla birlikte olmak hiç sorun yaratmamış. Katılım stratejikti...

Fethullahçı üniversiteler: "Ben çalıştım ama onlardan değildim". En az on kişiden duyduğum bir sözdür. Peki onlarla çalışmakta hiç sorun görmedin mi? Bilmeden onların arasına girmiş olabilirsin diyelim. İyi de yıllarca onlarla çalışmışsın? Demek bilmeden devam ettin. 

Askeri ve sivil bürokrasi: "Beni atadılar ama onlardan değilim". Sorun onların seni niye seçtikleri olmasın!

İş dünyası: "Bu piyasa, kimi alır kimi satar, paranın dini olmaz". Ben alış veriş yapan sıradan vatandaştan bahsetmiyorum. Yatırımlar, ortaklıklar, krediler vs.den bahsediyorum. -Ha onlar mı, abi valla biz sadece kullanmak için alıyorduk.

AKP: Müttefik demek az olur. 

Sağ-sol liberaller: Abi oradan Muratla Ömer bir de Ahmet, onların bayrağı bir de çocuk vardı, Osmanlı Türkçesini diriltmeye çalışıyorya, Tanıl herhalde, onlar oradan dinci sosyologları toplar, biz buradan biraz Marmara biraz Boğaziçi ekler, modernlerin de, Kemalistlerin de, Marksistlerin de.... Ha unutma, Kürtlerden de biraz topla, nere uygunsa, orada konuştur, yazdır. Radikal özellikle ikincisinden dökülen de epey kişi var, onları da unutma. 

Hegeemonya abi hemegemonya tahayyül abi hem de bizatihi...Velevki abi bertaraf olanından abi...Bizim mahalle abi...Vesayet abi...


AFORİZMALAR: EĞİTİM






Eğitimin kendisinden daha önemli olan hangi konuda eğitildiğiniz, eğitimin içeriği, tarzı ve bizzat eğiticilerin kimler olduğudur. İyi bir insan olmak için de kötü bir insan olmak içinde eğitilmiş olabilirsiniz. Zekanız gelişsin diye de körelsin diye de. Sessiz, kurnaz ve bencil olmak için de eğitilmiş olabilirsiniz. 



AFORİZMALAR: BİZİM AYDINLAR

 






Aydınları izlemenin ve tanımanın kolay yolu, kurumsal olarak üniversitelere, yayın evlerine, televizyonlara, gazete ve dergilere bakmaktır. Yoksa aydın kendini gösteremez. Bizim aydın kendini mutlaka göstermek ister. Çünkü bizim aydın uzun süre kapalı mekanda kalmayı sevmez. O hemen tanınmak, eğlenmek, keyif çatmak ister. 

Suna Kan, günde sekiz saat keman çaldığını söylüyordu. İyi keman sanatçısı olmak için "uzun sürenin" ne anlama geldiğini söylüyordu.

Eric Clapton, Mark Knofler, en iyi gitarcılarından, yeteneklerine rağmen, ömürlerinin büyük kısmı gitar çalışarak geçmiştir. 

Tolstoy'du sanıyorum, büyük romancı nasıl olur sorusuna, sen de benim gibi her gün saatlerce yaz, iyi romancı olursun demiş. 

Dikkat ettiniz mi, uzun süreden bahsediyoruz. Yani kapalı mekanda geçen uzun sürelerden. 

-----

Bizde aydın deyince, ya da bu anlamda kullananlar için entelektüel, akla bazı kişi ve çevreler gelir. Bu kişi ve çevreler muhafazakar ya da liberal değildirler. Oralardan geldiysen ya da oralara yaklaştıysan, aydın olmak ya da aydın kalmak zordur. Entelektüel olmak ya da entelektüel kalmak mümkündür ama.

Saçma düşünceler gibi değil mi? Tuhaf, gerçek, ve kesinlikle saçma değil. Muhafazakar yerel ve geleneksel düşünceyle ilgili bir kişidir. Evrensellik, evrim, devrim konusunda sahip olduğu düşünce ve gösterdiği tepkisi nedeniyle muhafazakardır. Bu muhafazakarımız oldukça entelektüel, kültürlü ve bilge olabilir elbette. Ama o olsa olsa eski dünyanın aydınıdır. Ama eski dünya için, aydın olmaya gerek yoktur. O var olan bilgiyi, görgüyü, kültürü koruyup aktarmaya, öğretmeye, anımsatmaya çalışır. Yeni ve farklı olan, gelenekte zaten olanın yeni halleri olduğu sürece sorun yoktur. 

Liberal olana gelince, o, aydın olabilmiştir. Modern tarihin ilk aydınları zaten liberaldir. Bu aydın burjuva aydınıdır. Aydın olmanın iki koşulu da onda bulunur: Modern olmak ve modern toplumun devrimci biçimde yükselen sınıfına ideolojik olarak bağlanmak. Eğer dünyada herhangi bir yerde bu sınıf devrimci bir biçimde yükseliyorsa, bu burjuva aydını ortaya çıkar. Örneğin Afrika'da, Ortadoğu'nun bazı yerlerinde.

Ancak, yükselen devrimci sınıf burjuvazi değilse, burjuva aydının durumu ya "sazan gibi atlamak", "kandırılmak", hayal kırıklığına uğramak, çünkü yükselen devrimci sınıf yoktur, ya da sınıf ilişkisi belirsiz bir ideolog olmaktır. 

Şudur: Yükselen devrimci sınıf hangisiyse onun ideoloğuna aydın denir. 

AFORİZMALAR: İDEOLOJİLER

 






İdeolojiler elbette değişir. Bizde olan genelde bir ideolojiyi benimsemek üzereyken ya da henüz benimsemişken, onu hemen eleştirmek ve diğer ideolojilerle karıştırmaktır. O yüzden, bir kişi için hep sosyalistti, hep liberaldi, hep Kemalistti, hep böyle hakiki dinciydi, diyemezsiniz. Ama, karar kıldığı son ideolojide ne kadar kaldı o önemli. 



AFORİZMALAR: İLBER ORTAYLI MODELİ






Büyük tarihçi, tarihçiliğin kentli yüzü, tarihi sevdiren adam, diller aşığı...

İlki için küçük bir gözlem: Bir kişi en az yirmi yıldır, sürekli televizyona çıkıp konuşuyorsa, sürekli röportaj veriyorsa, davetten davete koşup telef oluyorsa, ne zaman okuyup yazmakta, araştırma yapabilmekte ve böylelikle de büyük tarihçi olabilmektedir? Herhalde ünlü olmadan önce büyük tarihçi olmuştur. Bilgilenmek, bu bilgiyi aktarmak, kitlenin genel kültür seviyesini yükseltmek önemli katkılardır. Ama büyük tarihçi gibi ifadeler bu kişiye de zarar verir.

İkincisi için de bir gözlem: Uludağ'dan bakınca İlber dev gibi görünüyor olmalı. 

Üçüncüsü için bir gözlem: Bizim halkımız sanılanın aksine tarihi sever. Halkımız sadece tarih okumaz, tarihi bilmez, o kadar. İlber Ortaylı, üniversite öncesi eğitimin evrensel bilgi vermekteki yetersizliğini gösterdi. Bizim insanımız hak ettiği iyi eğitimi görmemiş, dil öğrenememiş, yabancı ülkeleri görememiştir. İlber'de bunları görüyor, büyük bir tarihçiyi değil.

Dördüncüsü için de biraz: Anneyle babadan birer dil zaten geliyor. İngilizce ile Fransızca ekleniyor. Ankara mülkiye çevresinde yaygın durumdur. Bir de mesleki olarak zaten Osmanlıca. Ailesi, dönemi, çevresi için olağan bir durum. Çalış senin de olur diyeceğim ama, insanların bir de kendi tarihler var. Yetenek ve olanaklar orada buluşur. Önemli olan bu ikiliyi ne kadar değerlendirdiğindir. 

AFORİZMALAR: SEZEN AKSU MODELİ






Yetenek yetmez. Dönem itibarıyla, büyük ve ünlü sanatçıların çoğu sahneden çekilecek, sen de fena değilsin elbette, ve yanına bolca yetenekli çaylağı alıp destekleyeceksin. Her biri gösterdikçe kendini sen daha da yukarılara çıkacaksın. Bul çalıştır eğit ünlü yap ki sen daha da yücelesin. Tüm örgütler model olarak alabilir. 



AFORİZMALAR: EKŞİ SÖZLÜK

  







Ekşi sözlük anonim blogger'ların ortak blogudur. Anonimliği her türden insanı yazar yapmaya teşvik eder. Bu adeta arkadan konuşmak, dedikodu yapmak gibidir. İstediğin konuda ve kişi hakkında her düzeyde ve tarzda yazabilirsin. Anonimdir ve editör yoktur. Gereksiz copy-paste yapıp halkımızı aydınlatmaya çalışanlar da vardır, bağlaç olarak "amk" diyenler de. Pazarlamacılardan, trollerden geçilmez. Arabasını ya da hocasını öven, ince teknik tartışmalar yapan, ne ararsan.

Yazarlarına önerim şu: Aç kendi bloğunu, isminle istediğini yaz. 

3.7.23

KISA KKTC REHBERİ








Türkiye'den yazan gazeteci ya "yavru vatancı "olarak, ya da acemi solcu gibi Kıbrıslıları hep mağdur kabul ederek yazar. Ben ikisini de yapmayacak kadar akıl ve deneyim sahibiyim. Bu kısa notların bilgilendirici olacağını umuyorum.

*

Kültür ve psikoloji:

"Hemen Şimdi!"; (Bir şey istendiğinde söyleniyor)

"Zamana oynamak"; (Zaman bir oyuncak)

"Saat"; (İcadedilmemiş)

"Tamir etmek", "tamirci"; (Saatin durumuyla aynı durum)

"Randevu"; (Zamanı bol olanlara uygundur)

"Benden üç gün içinde haber bekleyin"; (Beklemeyin demek. İlk duyduğum kişi cemaatçi partiden başbakandı.)

"Win-win"; (Hiç bir şey yapmam, demek. Aynı kişiden duymuştum)

"Şeftali"; (Sosisin orijinali olan yağlı köfteye benzeyen bu kebabın yanında viski içen çoktur)

Pişmiş et; (Yanmış ete yakın)

"Meçlis"; (Meclis)

"Ben da, sen da, biz da...", (Türkçe biraz-cık farklıdır. Kimi sever, kimi sevmez)

"İsterling"; (S'nin başına "i". Eski Türkçe)

"Dünya çapında bir değer"; (Lefkoşe(a) ortasında bir cadde için söyleniyor. Adı Dereboyu. Bir belediye başkan adayının ifadesi)

"Sulu Çember"; (Girne'de fıskiyeli küçük bir orta refüjlü kavşak)

"Buranın çocuğu"; (Yerlileri daha fazla koruyun demektir)

"Rumcu"; (Kimin niye söylediği tam belli değildir. TMT-UBP çevresinin karşılarında olanlara söylediği söz olarak görülebilir. Ama TMT'nin içinde herkes var. TMT'ye evet, UBP'ye hayır diyenler mi? Her neyse)

"İngilizci"; (Daha ötesi, İngiliz ajanı lafı da kullanılır. İngiliz idare dönemine bir özlem bazı kesimlerde hala vardır. "En azından adalet vardı"... vb. sözler...)

"Mücahit"; (İslamcıların kullandığı bir kelime aslında ama laik Kıbrıslı Türk kendi milisleri için kullanır)

"Muhaceret"; (Yabancıların resmi işlerini yaptığı yer)

"Karasakal"; (Ya sakal tıraşı olmayan Türkiyeli askerler, ya da esmer sakallı Hataylılar vs için söyleniyormuş)

"Seyrüsefer"; (Araba vergisi)

"Ya bu kancık değil mi?" (Cemaatçi parti (CTP) kontenjanından atanan bir üniversite mütevelli heyet başkanı Yunanca kursta yanındakine soruyordu)

"Kamil amca ben geyim"; (Dışardan gelen paralarla yapılan bir "gender" "farkındalık" projesinin afişinde geçiyordu)

"Kendi formamızla maç yapamıyoruz"; (Önemli olan spor yapmak değil belli ki)

"Buranın en iyi hocası benim, çok şanslısınız..."; (Bir yerli hoca derste söylemiş. Öğrenciler bana aktarmıştı)

"Ben bir Rönesans adamıyım, bu böyle biline"; (Televizyon programında yerli bir sanatçı söylüyordu)

"Ben buranın neferiyim"; (Bir üniversite hocası rektörüne söylemiş)

"Abi, ama bir şeyler göstermek lazım"; (Aynı hoca cv'sine yaptığı küçük dokunuşlar nedeniyle söylemişti)

"İçsel yolculuğun görsel dışa vuruşu"; (Bir sanatçının bir diğer sanatçının eseri hakkında yaptığı yorum)

"Çakma"; (Bir önemli hoca Kıbrıstaki her şeye "çakma" derdi). 

"Adına", "noktasında"; (Türkiye'de de yaygın kullanılan ifadeler. Ama bu illeti kim kine bulaştırdı tam bilmiyorum)

"Küpeşte"; (Popüler ev eşyası, alan bir daha alıyor olmalı. Reklamı sık yapılır)

"Ama o öyledir zaten"; (Saatlerce konuşturup sonunda söylenen sözdür)

"Alsana bi cipcik"; (Arabalara özellikle -cik ekleniyor ki, fiyatı ve büyüklüğü göze batmasın)

**

Sendikalar, solcular

"Şoksal eylem"; (Daha fazla ilgi çekip, ilgisizliğe karşı önlem almak için yapılan sendika eylemi)

"Uyarı grevi"; (Şoksal eylemler uyarıcı olmayınca bir daha uyaralım diye yapılan sendika eylemi)

"Yüzleşme"; (Hepimiz yaptık, demektir. Solcular kullanır)

"Yasemin";(Pek çok ülkede olan bu çiçek ülkenin sembollerindendir. Şarkısı da var: Yasemiiiiiin....Ama dinlemenizi önermem)

"Aportta bekleyen Türkiyeli"; (İyisin hoşsun, ama aramıza girme, neticede yabancısın, demektir. Bir solcu ben Kıbrıslı solcuların tümünü savunurken bana söylemişti)

"Biz AKP'nin acentesiyiz"; (Cemaatçi parti ulu liderinin -Mehmet Ali Talat- söylediği söz. Denktaş'ı tasfiye etmek ve güya Kıbrıs sorununu çözmek için AKP ile birlikte politika yaptılar. Durumları bizim Kürtlerin ve sol liberallerin durumuna çok benzer)

"Oy ver dünyaya bağlan"; (Cemaatçi partinin seçim sloganı)

"Özgürlükçü sosyalizm"; (Cemaatçi partinin ideolojisi. Ne olduğunu bilmediklerinden eminim)

"Euro'ya geçilsin"; (Türk lirası her değer kaybettiğinde solcuların yaptığı taleplerdendir. Türk Lirası gelir kaybı nedeni olarak görülüyor. Euro da refahın ve bağımsızlığın sembolü)

"Kıbrıs'ta barış engellenemez"; (Resmi olarak barış yok, ne de savaş. Her şey gayri-resmi. Solcuların sloganlarındandır)

"Askersizleştirme"; (Bazı solcuların talebidir. Sadece Yunanistan ve Türkiye askerleri kastediliyorsa kesinlikle doğrudur. Bir asker kendi ülkesini savunmak için kendi ülkesinde kalmalı. Ancak bu talep ya da düşüncenin altını doldurmak zordur. Adanın kendi ortak savunma gücü olmalı. Ortak olmasa da şimdilik, ayrı ayrı iki tane. Bu gücü de elbette kendileri finanse etmeli. Yani, pamuk eller cebe!)

"Vicdani red", (Bazı yerli solcuların talebi. O zaman daha fazla Mehmetçik olmaz mı diye sormaları gerekir?)

"Federasyon"; (Eskiden birleşmek içindi, artık AB'ye kapak atmak için)

**

Ekonomi

"Yağma"; (Araziden, akademik unvanlara, Allah ne verdiyse!)

"Sanayi Holding"; (Dev adımlarla ilerlemekteyken Türkiyeli emperyalistlerce durdurulan sanayi devriminin tarihsel sembolü!)

"Üretimden koparıldık"; (Hemen arkasından siesta kültürü gelişmiş ve ahali çalışmaktan iyice soğumuş olmalı) 

"Ambargolar altında...." (Alış serbest, satış kısıtlı, ama her yerle ticaret var)

"Turizm adası..."; (Herkesin aynı zamanda turistlerle de ilgilenmek isteyip para kazanmak istediği arada bir pişpirik de oynanan misafirperver Türklerin yurdu)

**

Üniversiteler

"Eğitim adası..."; (Herkesin eğitimle ilgilendiği, başka bir şeyle ilgilenmediği ulu aydınlık adası)

"Öğrenci dolaşımını sağlamak"; (Eğitim adasının öğrencisinin piyasada dolaştırdığı para kastediliyor. Bir bakanın ifadesi. Türkiyeli öğrenci sayısı azalıyor. Bazı üniversiteler yoğun şekilde Afrika pazarına girmiş durumdadır)

"Uçan Hoca"; (Türkiye'den haftada ya da 15 günde bir uçakla gelen yarı zamanlı hocalara denirdi. Sayıları bazı bölümler hariç azaldı. Yerli olanlar da "Gezen Hoca" olarak adlandırılabilir. Sayıları yerlileşme ve millileşme süreciyle hızla artıyor. Eskiden yerli rektör, dekan bile bulmak mümkün değildi. Doktor ve üstü akademisyenlerin çoğunluğu Türkiyeliydi. Şimdi profesör olmayan Kıbrıslı akademisyen azdır)

"Günsel";(Yerli ve milli, muflona benzeyen Kıbrıs Türk TOGG'u. Muflon da aslında yabani Anadolu koyunu. Tam bir pazarlama ve reklam projesidir. Günsel, sahibinin soy ismi. Yerli ve milli sermayenin en büyüklerindendir. Hastaneli, ilahiyat fakülteli, bankalı bir de üniversite-ciği var (YDÜ). Ortasına devasa bir cami de yaptırıyor. Sanki birilerinden korkuyor da mesaj olsun diye yaptırıyor. Üniversitenin yanında da mezarlığı var)

"Beş Kıta Beş üniversite"; (Her kıtada bir kampüs açmaya çalışan bir üniversitenin sloganlarından. Günsel'le rakiptirler.Karşılıklı abartıda sınır yoktur. Rekabet ileride uzaya bile taşınabilir)

"Amiral gemisi"; (Yerli düşüncenin merkezi, milli bilinci parlatan ampul, Doğu Akdeniz'in yüksek eğitim kurumu DAÜ için söylenir. Politika yapmak isteyen yerli hocası boldur. Pek çok yerli hocanın lisans derecesi bu üniversitedendir. Lisans üstü için Türkiye ya da İngiltere'ye gidilir)

"Uluslararası İlişkiler"; (En popüler akademik çalışma alanıdır. Kariyer kapısıdır. Fakat bu çalışma alanı büyük ölçüde Kıbrıs sorunu, yine bölgeyle ilgili Türk Dış politikası ve bazı Ortadoğu ülkelerinin incelenmesiyle sınırlı kalır. Kıbrıs sorunu pek çok kişiyi bu alana sevk etmiştir. Ama, herkes aynı konularla ve aynı şekilde ilgilendiği için, Kıbrıs sorunu da aynı şekliyle durup devam ediyor)

"Profesör Dr....-Akademisyen"; (TV'lerde görülen bir ifade. Sonradan farkettim. Aslında doğru. Çünkü profesör olup akademisyen olmayanlar da var. Profesör Dr...-İdari ifadesi de olmalı. Üniversitede sadece genel sekreterlik ve rektör yardımcılığı yapıp, doçentliğe, profesörlüğe kadar yükselen çoktur. Mesela  doktor bile değilken, ya da sadece yardımcı doçentken üniversite yönetimine girip, on yıl sonra profesör olan pek çok kişi vardır. Normalde profesör olunduktan sonra rektör yardımcısı vs olunmalı. İdari görev yoluyla akademik ünvan almak, herhalde Kıbrıs Türklerine özgü)

**

Politika

"İstatüko"; (Barışı engelleyenlerin hakim olduğu düzen kastediliyor. Solcuların sloganı)

"Be de danışmanıydım..."; (Denktaş kastediliyor. Kendisi öne çıkan neredeyse herkesi yanına danışman almış. KKTC'de danışman olmayan, müzakere heyetine girmeyenlerin sayısı çok azdır. Sonuçlar ortada!)

"Ortaklık devleti;" (Sanırsın komünist devlet. Kastedilen iki cemaatin eski mecburi birliğidir, yani 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti.)

"Garantörler"; (Üç garantör vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tuhaflığı da garantili bir devlet olması. Aslında üç garantörün dominyonu bir devlet kurulmuştur).

"Etkin ve fiili garanti"; (Mehmetçik yanımızdan ayrılmasın, o kadar arazinin başına bir şey gelmesin demek aslında. Türkiye'yi eleştiren Kıbrıslı Türk, yağmalanan toprakların korunması için Mehmetçiğin orada olduğunu, orada olmasının Türkiye'nin çıkarıyla ilgili olmadığını hiç düşünmez)

"Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki haklarımız"; (Kıbrıs Türkü herşeyi aynı anda ister. Her yerde hakkımız var demektir bu. Kıbrıs Cumhuriyeti'nde, KKTC'de ve Türkiye'de. Üçü bir yerde. Aynı zamanda üç kart demektir. Birbirine karşı, bir arada, koz olarak kullanılır. Örnek; biri, anlaşalım yoksa Türkiye tümüyle adayı ele geçirecek diyerek Rumlara seslenir; diğeri de Rumlar önümüze geçiyor diyerek Türkiye'ye seslenir)

"Müzakere"; (Diğer iki sektörün, eğitim ve turizmin yanında bir sektördür. En sonunda dayanamayıp, biz tanımayanı biz hiiiiiç tanımayız deyip, ara verdiler. Müzakere yapmayan son müzakere heyeti şimdi iş başında. Ama müzakeresi olmayan, ya da gündem yaratmayan Kıbrıs'a kimse bir şey vermez. Yakında başlarlar. İşaret bekliyorlar)

"Hidrokarbon kaynakları"; (Petrol ve gaz türü doğal kaynaklar kastediliyor. Bunlardan özellikle Doğa Akdeniz'de herhalde çok var. Öyle iddia ediliyor)

"Kıbrıs'ta son gelişmeler"; (Takibi zordur, insanın başı döner....Her gün ve her saat TV haberlerinin altında geçen yazıdır bu. Oysa son gelişmeler 1974'te ve 1983'te olmuştur)

"Doğu Akdeniz"; (Ortadoğu imajı pek iyi değil tabi. Burası Suriye ile Lübnan'ın batısında,  iki saat mesafede, ama Akdeniz'in doğusunda)

**

Kıbrıslı Türkün Türkiye'ye bakışı

"Herkes sizin gibi olsa!"; (Sevilen yabancılara ilk başta söylenir. Bu sevilen yabancılar ilk başta hızlı empati duyguları geliştirirler ve elbette Kıbrıs sorunu üzerine düşünmeye, çözüm için katkı yapmaya bile çabalarlar)

"Toplumsal varoluş"; (Bazı solcuların ifadesidir. Kıbrıslıların varoluş sorunu kastedilir. Ama hangi düzeyde? Etnik kimlik mi, tanınmayan devlet mi, yerel özellikler mi, hepsi mi?)

"Kültürümüz elden gidiyor"; (Türkiyelilere karşı söyleniyor. Kahve yerine daha fazla çay içilmesi ileride ayaklanmalara neden olabilir. Ya da İstanbul Türkçesinin yaygınlaşması)

"Biz Ankara'ya Ankere desek iyi mi?"; (Bir yerli akademisyen "Lefkoşe" diyen Türkiyeli bir akademisyeni eleştirirken söylüyor)

"Kurtardın da niye kurtardın?"; (1974 sonrası, "kurtulmadan" sonraki bağımlılık hakkında. Diyet tartışmaları)

"Veriyor da niye veriyor?"; (Türkiye'nin yardımı üs kirası, ayrıca kendi nüfusunun maliyetine katkı anlamında görülür. Yani, yardım yardım olarak görülmez. Mecbur verecek zaten denir. Yardım alan kendisini rüşvetçi gibi görürken, yardım eden de kendini keriz gibi hisseder)

"Kıbrıs'ın stratejik önemi"; (Büyük ölçüde uydurmadır. Kıbrıslı Türk milliyetçilerinin, özellikle Denktaş'ın üretip Türkiyeli milliyetçilere benimsettiği bir stratejidir. Ama, Türkiye'nin ürettiği bir strateji zannedilir. Denktaşın bu söylemine zamanla Türkiyeli milliyetçiler de sahip çıkmıştır)

"Türkiye'nin güvenliği"; ("Kıbrıs'ın stratejik önemi" söylemi için üretilmiş bir güvenlik sorunu)

"Türkiye'nin Kıbrıs'a ihtiyacı var"; (Tümüyle uydurmadır. Ne ekonomik, ne askeri, ne de nüfus politikası açısından böyle bir ihtiyaç yok. Kıbrıslı ve Türkiyeli milliyetçilerin düşüncesidir)

"Türkiyeli nüfus"; (KKTC iç piyasası demek aslında. Bir de iki kesim arası nüfus dengesiyle ilgili. Ancak, solcular konuyu kültürel varoluş ve yerli nüfusun oranındaki azalma ve ülkeleri üzerinde denetimlerinin zayıflaması olarak algılayıp tartışırlar. Kısmen doğru. Bence şöyle yapmalı: Türkiye askeriyle birlikte bu nüfusu da aşamalı olarak çekmeli. Sonra ne mi olur? Giden nüfusun yerine başka nüfus getirirler. Mesela Afrika'dan, Filistin'den, Filipinlerden, İran'dan....Giden askerin yerine de herhalde TMT'yi yeniden kurup büyütür, milli ordu yaparlar)

"Eskiden kapımızı kilitlemezdik..."; (Çünkü önü deniz, arkası tarla, incin top oynuyordu. Boydan boya şimdi bile iki saattir ülke)

"Beyaz kimlik"; "(Cemaatçi partinin yerli nüfusun oranını göçmenlere karşı korumak için aldığı tedbirlerden. Aslında Türkiyelilere karşı çıkarılmıştır. Yabancı kimliği demek. Sıcak damgası da var)

**

Türkiyelinin Kıbrıslı Türke bakışı

"Nankörler"; (Bazı Türklerin bazı hoş olmayan durumlarda Kıbrıslı Türklere söylediği tepkisel bir sözdür)

"Çok tembeller"; (Adaya ilk gelen Türklerin en geç ikinci gün adeta içgüdüsel olarak söylediği bir sözdür. Çok genellemedir ve ezbere söylenir. Ancak, gelirin kısmen iyi olması, mal mülk sahipliği ve iklim düşünüldüğünde, tembellik değil, çalışma baskısının fazla olmaması farkediliyor olmalı)

"Yavru Vatan"; (Ana-yavru kavramı yerine, kardeş ülke kavramını kullanılmasını önerenler vardır. Kıbrıs'ın sol milliyetçilerinin ifadesidir. Bu durumda hangi anadan bu kardeşler diye sorarlar ama. Bir de karşılaştırma ve ölçek sorunu var, oraya hiç girmeyeyim)

**

Çok ünlü üç sağcı Kıbrıslı Türk

Derviş Vahdeti, Alparslan Türkeş, Mehmet Nazım Adil. 

Sanıyorum fena bir bilgi değil.