RT Erdoğan, ekibi ve kitlesi, cumhuriyetçi mi, hayır. Saltanatın kaldırılmasından hep rahatsız olmuş bir geleneğin parçalarıdır. Demokratlar mı, elbette, ayan beyan, hiç değiller. Demokrasi özgür yurttaşın kendi temsilcilerini seçerek kendisini yönetmesi, ya da bizzat, kendi kendini yönetmesidir. İktidarın kaynağı halk da ya da yurttaşlardadır. Yukarılarda, dini ve kutsal bir otorite tanınmaz. Bu anlamda, demokrasi kesinlikle, doğası ve tanımı gereği, laiktir. Erdoğan, ekibi ve kitlesinde, bu da yok.
Erdoğan ve ekibi ve kitlesinin geçmişini oluşturanlar, halifeliğin kaldırılmasıyla tarihi bir travma yaşamıştı. Bu kişi, ekibi ve kitlesi, mecburen ve sınırlı olarak kurulduğunu düşündükleri, Ankara'da 1920 yılında açılan meclisi de benimsemez. İstanbul'da zaten bir tane vardı. Ankara'da açılan meclis, sadece, geçiciydi. Ankara'nın başkentliği ise, zaten kabul görmemiştir. Saltanatın ve hilafetin, imparatorluğun başkenti İstanbul varken, Ankara, hiç mi hiç benimsenmemiştir.
Türkiye'de 1990'lı yıllardan bu yana, "II. Cumhuriyet" diye bir kavram kullanılıyor. Sosyalistler, "Yeni Cumhuriyet" sözünü kullanıyorlardı. Sosyalist cumhuriyet anlamındaydı, "ikinci" anlamında değil. Fakat, "II. Cumhuriyet" diyenler, isteyenler, İstanbul solcuları, yeni solcular, liberal solcular, ya da genel olarak "liboş" denilen kesimler oldu. "Katı laiklik" ve "vesayet rejimi" ifadeleriyle, Türkiye tarihini, özellikle de Cumhuriyeti dönemini eleştiriyor, yeni bir cumhuriyet propagandası yapıyorlardı.
Fakat, bu liboş denilen kesim, katı laik ve vesayetçi rejimi "sınıf" analizi yapmadan eleştiriyor, üstelik de, eleştirdikleri dönem ve kesimlerin çok daha beter ve gerici seçeneklerine pek laf söylemiyorlardı. Kemalizme, bürokrasiye, orduya yaptıkları eleştirilerin yüzde birini dincilere, cemaatçilere, piyasa liberallerine ve aslında tutucu ve gerici olan muhafazakarlara, onlardan da önce, emperyalist Avrupa'yla ABD'ye yapmamışlardır. Yapmamaları da mantıklıdır. Aradıkları çareler de, zaten oralardaydı.
Şimdi muradlarına ermişlerdir. Türkiye'de artık bürokratik ve askeri vesayet yok! Güya katı olan o laiklik bitmiş sayılır. Türban tüm devleti sarmıştır. Devlet daireleri mescidlerine, üniversite yanları camilerine kavuşmuştur. Vesayetle birlikte, türban, cami ve mescid sorunları çözülmüştür. Meşhur sosyologların "çevresi" elitlerin oturduğu "merkeze" gelmiş, türban "modern"leşmiştir.
Bu yeni cumhuriyet, belki II. Cumhuriyet, aslında Erbakan'ın öğrencisi olan Erdoğan'ın, ekibinin ve kitlesinin cumhuriyeti'dir. En önemli iki özelliği de, adaletsiz ve kalkınmasız olmasıdır. Adil değildir, çünkü tüm kuralları kendisi için, kendi çıkarına göre yapmaktadır. Kendisi için yasalar yapmakta, anayasalar değiştirmekte, en basit hukuk kurallarını bile ayaklar altına almaktadır. Rakipleri içinse, ya yasalar yoktur, ya da, gerektiğinde, genelgelerin virgülleri anayasa haline getirilmektedir. Kalkınma da yoktur. Sıcak para dağa taşa beton olarak dökülmektedir. Yurttaşın hakkı yoktur. Sadece, Erdoğan ve ekibi için "vicdan", "hayırseverlik", ve "acıma" duygusu vardır.
Erdoğan, ekibi ve kitlesi, yeni bir cumhuriyet kurdular. Bu cumhuriyette, işçi sınıfı, aydınlar, sanatçılar, laikler, kamusal iş yapan devlet memurları, hak hukuk peşinde koşanlar, eleştirenler, bulunmuyor. Bu cumhuriyette, aslında Kürt halkı da bulunmuyor. Sadece, bir mahpusun özel durumundan yararlanan, ona silahları susturtan, ondan siyasal destek isteyen, Erdoğan ve ekibi bulunuyor. Bu cumhuriyette, milliyetçiler de bulunmuyor. Onların sadece İslamcı ve Osmanlıcı olanlarına yer bulunuyor. Ulusalcılarsa, onlara zaten yer yok, Erdoğan ve ekibine göre hepsi "vesayetçi", "laikçi", "darbeci".
Erdoğan ve ekibinin ve kitlesinin cumhuriyetinden, bir süredir Fethullaçılar da atılmış bulunuyor. Ama, Erdoğan'ın cumhuriyetine "adam olmuş" ve "biat" etmiş olarak, döneceklerdir.
"Erdoğan ve ekibinin cumhuriyeti", diyoruz, ama, bu cumhuriyette, cumhuriyet bulunmuyor. Cumhuriyette cumhuriyetin bulunmaması, bu cumhuriyetin en önemli özelliği. Erdoğan ve ekibinin "başarı" sırrı da buradadır. "Cumhuriyet sözü, Yunanca'da bulunmuyor. Yerine "demokrasi" kavramı kullanılıyor. Demokrasi, mutlaka, "laik" bir siyasal rejim. Esas iktidar yurttaşta ve onların oluşturduğu "kamusal alan"da. "Kamu", kamusal denetim yapıyor, "kamusal iktidarı" oluşturuyor, yeniden düzenliyor. Kamusal alana kimler damgasını basar, bu kamunun sınıfsal karakteriyle ilgilidir. İşçi sınıf mı, burjuvazi mi, küçük burjuvazi mi, onların değişik almaşıkları mı?
Erdoğan ve ekibi, kitlesiyle birlikte, kendi cumhuriyetini kurdu. Öyleyse, bu cumhuriyet, Erdoğan'a, ekibine ve edindikleri "kitle"ye bağlıdır.
Erdoğan kalıcı mı, hayır!
Ekibi kalıcı mı, elbette hayır!
Kitlesi kalıcı mı? Bu haliyle, hayır! Hamur gibi yeniden yoğrulması, yeniden biçimlendirilmesi gerekiyor.
Öyleyse bu cumhuriyet, II. Cumhuriyet denmeyi haketmez.
Tarihimizin hastalıklı, kusurlu, çaresiz bir dönemidir. Tarihsel, toplumsal mücadele ve ilerleme, ne zamandır, durmuştu.
Tarihi dinamiklerimiz tekrar harekete geçecek, yeni bir cumhuriyet, kurulacaktır. Elbette bu, daha geniş, sosyalist ve federal bir cumhuriyet olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder