29.8.13

İNGİLTERE VE FRANSA TAMAM DA, TÜRKİYE'YE NE OLUYOR?


ABD ve İsrail'den çok, üç ülke, faili hala meçhul bir kimyasal saldırıdan dolayı Suriye'yi "cezalandırmak" istiyor. Bu ülkeler, İngiltere, Fransa ve Türkiye'dir.

Emperyalistlerden daha çok emperyalist olmaya çalışan Türkiye de, daha da öne geçip, sahne kapmaya çalışıyor. Ahmet Davidson tekrar kameralar önüne geçip, yaptığı diplomatik çalışmaları anlatıyor. Biz hep diplomasiden yana olduk, görüştük, telkinde bulunduk, ama Esad durumu bu hale getirdi, insanlar telef oldu onun yüzünden diyor. Ne zamandır adının geçmediği televizyonlara çıkıp, "gördünüz mü, gördünüz mü?" demektedir.

Bakan Davidson, ancak Zaman ve Yeni Şafak'ın köşe yazarlarını kandırabilir. Vahabiler'in parasıyla terörist topladılar, eğittiler, Suriye'ye gönderdiler. Esad ve Baas hükümetini kısa sürede devireceklerini düşünüyorlardı. Umutlar azaldıkça, ABD bile meseleye mesafe koymaya başlamıştı.

ABD, Irak'tan çektiği silahlı gücünü Afganistan'a, genel stratejisini ise, Pasik bölgesine yönlendirmeye başlamıştı. Orta Doğu'ya eskiden olduğu gibi doğrudan silahlı müdaheleyle para ve zaman harcayacak durumda görmüyordu kendini.

Ancak, ABD'den daha fazla olmak üzere, İngiltere, Fransa ve Türkiye'nin bölgeye ilgisi sürüyordu. Öyle anlaşılıyor ki, ABD'yi tekrar bölgeye sokmakta başarılı oluyorlar.

Fransa, Avrupa içinde tüm üstünlüğünü Almanya'ya çoktan kaptırmıştır. Kendini öne sürerken hep diplomasi ve "evrensel" Fransız değerlerini öne sürmekte, en azından yumuşak güç yaratmaya çalışmaktadır. Orta Doğu ile bağlantısını ise eski kolonileri haricinde, Lübnan'lı Katolik Araplar olan, Maronitler üzerinden sağlıyor. Lübnan, Fransa'nın bölgeye sızma ve müdahele etme aracıdır. Kaldı ki, zamanında Suriye'den kopardığı parçayla Lübnan'ı kurmuştur.

İngiltere ise, yaklaşık yüz yıldır, hem ABD'nin vilayeti, hem de İsrail'in hamilerindendir. Orta Doğu'daki gücünü ABD'ye kaptırmış olsa bile, onun aracılığıyla ve yanaşmalığıyla etkisini sürdürmeye çalışmaktadır.

Peki ya Türkiye? Musul ve Kerkük'te haklı ya da haksız, hala hak iddiaları bulunuyor. Ama bu bölgeler, ABD tarafından Irak Kürdistanı'na verilmedi mi? Verildi.

Türkiye'nin Suriye topraklarında gözü var mı? Bildiğimiz kadarıyla yok.

Peki, Türkiye, yeni oluşacak Kürt devletlerini doğmadan öldürmek için mi savaş tamtamlarını çalıyor? Hayır, çünkü, gelişmeler böyle bir amacın tam ters istikamette...

ABD'yi, Fransa'yı, İngiltere'yi, İsrail'i ve stratejilerini, çıkarlarını, anlıyoruz.

Türkiye'yi ise, devlet olarak, anlayamıyoruz.

Ancak, anladığımız, AKP hükümetidir. ABD'den görev kaparak bölgede gücünü arttırmaya çalışıyor. Fransa ve İngiltere ile birlikte hareket ederek, AB ile iyi ilişkiler kurmaya, kendini bu emperyalist birliğe pazarlamak istiyor.

AKP elbette, sahte İsrail eleştirelliğine rağmen, İsrail'i de rahatlatmaya, güçlendirmeye çalışıyor. Bölgede İsrail'in düşmanları Suriye, İran ve Lübnan'ın Hizbullah'ı olduğuna göre, AKP, İsrail'in stratejik ortağı olmuş oluyor. Bu vesileyle de, ABD'ye yardımda kusur etmeyerek, İsrail'in gönlünü vs. de alaya çalışıyor.

İsrail'in elinde hem kimyasal hem de nükleer silah bulunduğu halde, AKP'nin bu ülkeye itirazı yoktur. Sadece, İran'ın nükleer çalışmalarına pasif destek vermek için, "ama İsrail'in elli yıldır var" demekle yetinmiştir. İsrail'e itirazını sadece, sahte İsrail karşıtı Hamas'ı destekleyerek yapmaya çalışıyor. Bir de çocukların bile güldüğü, "van münüt"lerle.

Türkiye devlet midir, yoksa devlet artık hükümet mi olmuştur, ayrı bir konu. Ama, AKP hükümetinin, devlet olmaya çalıştığını, bunun için de bizzat kendi hükümet ve partisi için dış politika yaptığı gayet açıktır.

Mısır'da kendi dostları İhvancılar düştüğü için paniklemiştir. Suriye'de ise, üç yıldır oranın İhvancılarını rejime karşı desteklemektedir. Üstelik de silahlı olarak. Bu iki ülkeye bir de Filistin'in İhvancı Hamas'ını eklediğimizde, açıkça görülen, AKP'nin kendisi gibi olanları çevresinde hükümet yapmaya çalıştığıdır.

AKP için dış politika, iç politik gücü koruyup sağlamlaştırmak için bir araç olarak görülmektedir. Bu uluslarası-bölgesel İhvan dayanışması, bölgedeki ABD-İngiltere planlarına eklemlenmiştir.

Bu demek oluyor ki, büyük emperyalist planları takip ederek, AKP kendi küçük emperyalist planını tasarlamıştır. Buna, büyük emperyalistlerin stratejilerine "eklemlenmesi" de diyebiliriz.

***

Suriye'ye AKP'nin iştahı, Mısır İhvanının düşmesiyle daha da arttı. Esad, iki yıldır ülkesini Selefilere, El Kaidecilere, seksen ülkeden parayla toplanmış şeriatçı militanlara karşı savunuyor, ama bir türlü düşmüyordu.

Esad düşmüyordu ama, AKP, sanki yerine kendisi geçecekmiş gibi, düşmesini istiyordu. Bu arada İhvancı Mursi düşmüştü, Esad bir türlü düşmediği halde. ABD'nin Suriye'ye ilgisi azalmış, üstelik bölgede Rusya ve Çin'in etkisi ve prestiji artmaya başlamıştı.

AKP kadar dış politika (dış finans gibi) desteğine ihtiyaç duyan bir parti Türkiye'ye gelmemiştir. Daha ilk hükümet gününden itibaren, hızla iç politikadan dış politikaya geçmeye çalışmış, başarısız kaldığında ise tersini yaparak, hızla dış politikadan iç politikaya siyasal ve ideolojik kaynak aktarmaya çalışmıştır.

Çünkü, ideolojisi, kültürü, birikimi, ne içeride, ne de dışarıda kendine yeterlidir. İç politikada devşirilen liboş, AB'ci ve postmodernlerin işlevini, dış politikada Mursi, Hamas, el Nahda gibi kapitalist ılımlı İslamcılar görmektedir.

Öyleyse,  İngiltere ve Fransa gibi Amerikan dostlarının doğrudan emperyalist çıkarlarından farklı olarak, Suriye ve Mısır gibi ülkerlerde yaşanan kavga ve mücadele, AKP için bir hükümet olma, devam edebilme konusudur.

David Cameron ve François Hollande için öncelik, amaç, emperyalist devlet politikası yapmakken, Recep Tayyip Erdoğan-Ahmet Davidson için, hükümette kalabilmektir.

Mayıs'ın son günlerinde Taksim-Gezi olaylarıyla başlayan ve tüm Türkiye'ye yayılan halk hareketi, Ağustos'un ikinci yarısında başlayan devalüasyon, Eylül sıcağının yaklaşması ve 2014 Mart'ında yapılacak genel seçim provası olan yerel seçimler.

AKP, yukarıda belirtildiği gibi, iç politik kaynakların azalmasıyla, hızla tekrar dış politikaya yönelmişti. Ama, orada da kaynaklar tam dibe vurmak üzereyken.



***
Ama, Şam'da yayılan gazlar, kimyasal silahlar, AKP ve ağabeylerinin yardımına yetişmiştir.

Kimler nasıl saldıysa bu gazları, mutlaka ABD ve dostlarının bir dahli olmuş olmalıdır. Esad salmışsa bile, eminim, Esad'a da onlar attırmışlardır!


***

Şimdi, Bakan Davidson ne zamandır görünmediği televizyonlara çıkıp, "gördünüz mü, gördünüz mü, başardım işte!" demektedir.

Evet görüyoruz, gayet net şekilde! Yine başaramamıştır!

CIA bile, salınan gazların Esad tarafından salındığının kesin olmadığını söylüyor. İngiltere muhalefeti, BM kararlarına göre davranılmasını istiyor. Fransa ise her zamanki küçük burjuvalığıyla yan çizmek üzere.

Ama olsun, bizim Davidson için gazı kesin Esad salmıştır ve biran önce Türkiye ve dostları tarafından da devrilmelidir.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder