27.7.13

KUŞ BEYNİNDEN HEGEL'E


Hakaret ederken, "kuş beyinli" diyoruz. İngilizler "bird minded" diyorlar. Bizden farkı, "kuş akıllı"dır.

Beyinle akıl aynı değildir ama. Beyin sadece bir organ ve kuşlarda da bulunuyor. Hatta, karınca ve böceklerde bile.

Akıl ise, beynin düşünme işlevine deniyor.

Akıllı kişi derken, beyni var, demek istemiyoruz sadece.

Akıllı kişi, beyninin farkında olan kişidir. Hegel buna, "self-consciousness" diyordu.

Tabii, kuşların ve insanların pek çoğunun "self-consciousness"ın ne anlama geldiğini bilmediğini, "biliyoruz".

İnsanların hepsinde, istisnasız "beyin" bulunuyor. Tıpkı "böbrek" vs gibi.

Ama, "akıl" dediğinizde", bilinç" yani "consciousness" olması da gerekiyor. Hele bir de "self-consciousness" varsa, o insana, kendini bilen, "öz-bilinç"i olan insan da diyoruz.

Akıl öyle bir şey ki, az bulunuyor. Akıl olması için, düşünme yeteneğine ilaveten, kendini bilmek de gerekiyor. Kendini bilen başkalarını da bilme yeteneği gösteriyor.

Kendini ve başkalarını bilene, Doğu'da "arif", "bilge" gibi sıfatlar veriliyor. İslamın tasavvufçuları buna "kamil" insan da diyorlar.

Beyni olanın ille de bilmesi, hele de kendini ve başkalarını bilmesi zorunlu değil. Çünkü, bilenlerin çoğu, sadece "bilme" aşamasında kalıyor. Bu türden kişilere, profesör bile olmuş ama, yine de cahil, denilebiliyor.

Beyin, akıl, bilme, bilinç, öz-bilinç arasında sadece biyoloji değil, uygarlık da vardır.

Daha da fazlasını Hegel farketmiştir. Örneğin, düşünen insan, düşündüğünü de düşünürse ne olur der. Daha da ileri gidip, düşünen insanın düşündüğünü de düşünmesi durumunda ne olur diye sorar. Yani, düşüncenin kendini düşünmesi...

Bilinç, akıldan üstünse, akıl da, beynin ileri hali oluyor.

Şimdi dönelim, "kuş beyinli" ya da "kuş akıllı" olma meselesine.

Bazı insanlar, bazı insanlara bu "hakareti" yapmaktadır. Aslında, kuşlar, insanlar arası kavga ve hakaretlere de alet ediliyor.

Kuşların, "kuş beyinli" olmaları, ihtiyaçlarının sınırlı olması nedeniyledir. Bir kuş, ailesini, yiyeceğini, üremesini, iklimi, yuvasını "düşünüyor".  Kuş beyinli diye söylenen insan da, yemeğini, yatacağı yeri, ısınması ya da serinlemesini, cinsel arzularını, güvenliğini, peydahlayacağı çocuğu düşünüyor. Yani, kuş'tan farklı yaşamıyor.

Öyleyse, "kuş beyinli" insan, kuşun ihtiyaçlarıyla aynı ihtiyaçlara sahip insana deniyor.

Bu "kuş beyinli" insanın sadece en temel ihtiyaçlarını düşünüp hareket etmesi, onu, kuş seviyesine indiriyor.

Kuş demek ki, sadece "biliyor". Yani, Hegel'in "consciousness" aşamasında.

Bu kuş daha da ilerlerse, kendini de bilmeye başlıyor ve "self-consciousness", kendini bilme, aşamasına geçiyor.

Bu aşamada, demek ki, Darwin de devreye giriyor. Kuş beyinli, insan beyinli olmaya başlıyor.

Fakat, Darwin durmuyor, Marks'ı da yanına alıyor. Kendini bilen, self-consciouss, bir daha kendini düşünüp, self-self consciouss, kendini düşünen öz-bilinç haline geliyor.

Özet şudur: İnsan birisi için "kuş beyinli" sözünü söylerken, ilkel insanı görüp, onu hayvanlarla ilişkilendiriyor.

Ya da, "kuş beyinli" derken bazı insanlara, onlara "hayvan" demek istiyor.

Daha önce hayvan olan insan, hayvanları aşağılayarak, hayvan olmadığını söylemek istiyor.

Demek ki, Hegel diyalektiğini de bilmek lazım:

İnsan, kendini reddederek, eleştirerek, "aşarak", ileriliyor.

****

İşte kuşlarda bu süreç bulunmuyor. Kuş beyinli olarak kalıyorlar.






1 yorum:

  1. Bütün yazıların gibi bu yazın da çok güzel olmuş,
    Antik Yunanın güçlü filozofları gibi:
    Bıçak gibi tümceler,
    Sevgiler.

    YanıtlaSil