23.3.13

AMERİKAN ÖPÜCÜĞÜ: TÜRKİYE VE İSRAİL



Amerika Birleşik Devletleri, soğuk ve sert gücünü (hard power), yumuşak güçle (soft power) kaplamasını, süslemesini her ülkeden daha iyi bilir.  Teşvik eder, över, koltuğunuzu havalandırır. Kendi kültürü zaten, otomobilden, Hollywood yıldızlarına, jean’den köftesine kadar etkilidir. Ancak esas gücü, hard power olarak, dolar, teknoloji ve silahtır.

Soğuk güçle yumuşak güç arasındaki ilişki, tecavüzle, romantik flört arasındaki ilişkiye benzer. Amerika romantik flörtüne karşılık verilmediğinde, tecavüzden çekinmez.

Dolayısıyla, Amerika’nın karşısında ya gönüllü şekilde ve “siga siga” yaparsınız, ya da, kendinizi onun yumuşak ve romantik dudaklarına teslim edersiniz.

Amerika’nın en güçlü “yumuşak gücü”, liberal-muhafazakar demokrasi geleneğinden geliyor aslında. Hollywood ya da köfteden değil. İnsan hakları ve demokrasi adına, tüm dünyayı savaş alanı haline getirmekten çekinmiyor. İlk süper güç rüştünü ispat için, yenilmiş Japonya’ya iki atom bombası atmıştı. Sonra da, Churcill’in lafbazlığına uygun şekilde, “demir perde”, ya da “kapalı toplumlara” karşı ideolojik ve askeri cephe açmış, “Soğuk Savaş”ı başlatmıştır. Varşova Paktı’ndan çok daha önce, NATO’yu kurmuş, dünya çapında askeri müdahelelere, darbelere, komplolora başlamıştır. Demokrasi ve insan hakları uğruna, halkların kendi demokratik ve devrimci mücadelelerini boğmaya, öldürmeye başlamıştır.

Boğup öldürmediği zamanlarda ise, Amerika öpücüğü teklifiyle, tecavüzden vazgeçip, isteksiz ve istekli, ama eşitsiz, zoraki evliliklerin nikahını kıymıştır. Kendiyle ittifak için çırpınanları ise, çoğu zaman hazır bulmuş, zoraki evlilik yerine aşk evlilikleri de yapmıştır.

Amerika Başkanı Hüseyin Obama üç günlük Ortadoğu gezisiyle, Türkiye ile İsrail’i öpüp gitti. Suriye’ye kuzeyden saldıran Türkiye ile, güneyden saldıran İsrail’e aralarındaki küçük sürtüşmeyi abartmamaları gerektiğini, zamanın “birlik” zamanı olduğunu söyledi. Öpücüğü verenler, tecavüzden kurtulduklarına sevindiler. Şimdi de birbirlerini öpmeye başladılar. Zaman, Suriye ve İran’a karşı birlik zamanıdır.

Hüseyin Obama gezisinin daha ilk gününde, AKP ile PKK anlaşmasına da tanık ya da vesile oldu. Türkiye, Suriye karşısında, dostu İsrail’i ihmal edip, bir de PKK ile uğraşmamalıydı. Zaten, PKK’nın yanında, Suriyeli ve Iraklı Kürtler de, Suriye-İran’a karşı kurulan cepheyi parçalayabilecek bir güçtedirler.

Gramsci, liberal demokrasilerdeki sosyalist mücadeleleri düşünerek, cephe savaşlarının yerini, sivil toplumu da kapsayan “mevzi savaşları”na bıraktığını söylüyordu.

Oysa Lenin, hem mevzi, hem de cephe savaşlarını birleştirip, “ikili iktidar” kavramını geliştiriyordu. PKK’nın stratejisi açısından bakarsak, Lenin’in bu üç kavrayışının da birleştirildiğini görüyoruz. Amerika’nın verdiği öpücüklerin tecavüzle yer değiştirmemesi için, AKP’nin PKK cephesini pasif hale getirmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Muhtemelen, Amerika ve İsrail de, Barzani ile birlikte, PKK konusunda Türkiye’yi öpebileceklerinin işaretlerini vermiş olmalılar. Aynı şekilde, PKK da, Türkiye’yi öpmeye çalışmış olmalıdır.

“Eniştem beni niye öptü, bayram değil, seyran değil” sözü, diplomaside, konjonktüre uygun itme-çekme ilişkilerini anlatmak için kullanılabilir.  Bayram ya da seyran için 21 Mart ya da Newroz, uygundu. Kaldı ki, Öcalan’ın aynı tarihli mesajında, “yeni bir Türkiye, yeni bir Ortadoğu”dan bahsediliyor, Misak-ı Milli’nin en geniş cografi yorumu yapılıyordu*.

Hüseyin Obama’nın İsrail’le birlikte verdiği öpücüklerin arkasında, İsrail ile Türkiye arası bölgenin “paylaşılması” arzusu var gibi görünüyor.

Arzuyu engelleyen, Suriye rejimi, Lübnan’ın kararsız durumu, Filistin sorunu ile, Bağdat’taki Şii Irak hükümeti bulunuyor. Tüm bunların arkasında ise, İran.

***
Öpücüklerin ardından, sıra sarmaş dolaş ilişkilere gelecektir.


---------
*
http://ercangundogangazetta.blogspot.com/2013/03/ocalanin-21-mart-2013-newroz-mesaji.html





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder