Amerika Birleşik Devletleri, soğuk ve sert gücünü (hard
power), yumuşak güçle (soft power) kaplamasını, süslemesini her ülkeden daha
iyi bilir. Teşvik eder, över,
koltuğunuzu havalandırır. Kendi kültürü zaten, otomobilden, Hollywood
yıldızlarına, jean’den köftesine kadar etkilidir. Ancak esas gücü, hard power
olarak, dolar, teknoloji ve silahtır.
Soğuk güçle yumuşak güç arasındaki ilişki, tecavüzle, romantik
flört arasındaki ilişkiye benzer. Amerika romantik flörtüne karşılık
verilmediğinde, tecavüzden çekinmez.
Dolayısıyla, Amerika’nın karşısında ya gönüllü şekilde ve “siga
siga” yaparsınız, ya da, kendinizi onun yumuşak ve romantik dudaklarına teslim
edersiniz.
Amerika’nın en güçlü “yumuşak gücü”, liberal-muhafazakar
demokrasi geleneğinden geliyor aslında. Hollywood ya da köfteden değil. İnsan
hakları ve demokrasi adına, tüm dünyayı savaş alanı haline getirmekten
çekinmiyor. İlk süper güç rüştünü ispat için, yenilmiş Japonya’ya iki atom
bombası atmıştı. Sonra da, Churcill’in lafbazlığına uygun şekilde, “demir perde”,
ya da “kapalı toplumlara” karşı ideolojik ve askeri cephe açmış, “Soğuk Savaş”ı
başlatmıştır. Varşova Paktı’ndan çok daha önce, NATO’yu kurmuş, dünya çapında
askeri müdahelelere, darbelere, komplolora başlamıştır. Demokrasi ve insan
hakları uğruna, halkların kendi demokratik ve devrimci mücadelelerini boğmaya, öldürmeye
başlamıştır.
Boğup öldürmediği zamanlarda ise, Amerika öpücüğü
teklifiyle, tecavüzden vazgeçip, isteksiz ve istekli, ama eşitsiz, zoraki
evliliklerin nikahını kıymıştır. Kendiyle ittifak için çırpınanları ise, çoğu
zaman hazır bulmuş, zoraki evlilik yerine aşk evlilikleri de yapmıştır.
Amerika Başkanı Hüseyin Obama üç günlük Ortadoğu gezisiyle,
Türkiye ile İsrail’i öpüp gitti. Suriye’ye kuzeyden saldıran Türkiye ile,
güneyden saldıran İsrail’e aralarındaki küçük sürtüşmeyi abartmamaları
gerektiğini, zamanın “birlik” zamanı olduğunu söyledi. Öpücüğü verenler, tecavüzden kurtulduklarına
sevindiler. Şimdi de birbirlerini öpmeye
başladılar. Zaman, Suriye ve İran’a karşı birlik zamanıdır.
Hüseyin Obama gezisinin daha ilk gününde, AKP ile PKK
anlaşmasına da tanık ya da vesile oldu. Türkiye, Suriye karşısında, dostu
İsrail’i ihmal edip, bir de PKK ile uğraşmamalıydı. Zaten, PKK’nın yanında, Suriyeli
ve Iraklı Kürtler de, Suriye-İran’a karşı kurulan cepheyi parçalayabilecek bir
güçtedirler.
Gramsci, liberal demokrasilerdeki sosyalist mücadeleleri
düşünerek, cephe savaşlarının yerini, sivil toplumu da kapsayan “mevzi
savaşları”na bıraktığını söylüyordu.
Oysa Lenin, hem mevzi, hem de cephe savaşlarını birleştirip,
“ikili iktidar” kavramını geliştiriyordu. PKK’nın stratejisi açısından bakarsak, Lenin’in
bu üç kavrayışının da birleştirildiğini görüyoruz. Amerika’nın verdiği
öpücüklerin tecavüzle yer değiştirmemesi için, AKP’nin PKK cephesini pasif hale
getirmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Muhtemelen, Amerika ve İsrail de, Barzani
ile birlikte, PKK konusunda Türkiye’yi öpebileceklerinin işaretlerini vermiş
olmalılar. Aynı şekilde, PKK da, Türkiye’yi öpmeye çalışmış olmalıdır.
“Eniştem beni niye öptü, bayram değil, seyran değil” sözü,
diplomaside, konjonktüre uygun itme-çekme ilişkilerini anlatmak için
kullanılabilir. Bayram ya da seyran için
21 Mart ya da Newroz, uygundu. Kaldı ki, Öcalan’ın aynı tarihli mesajında, “yeni
bir Türkiye, yeni bir Ortadoğu”dan bahsediliyor, Misak-ı Milli’nin en geniş
cografi yorumu yapılıyordu*.
Hüseyin Obama’nın İsrail’le birlikte verdiği öpücüklerin
arkasında, İsrail ile Türkiye arası bölgenin “paylaşılması” arzusu var gibi görünüyor.
Arzuyu engelleyen, Suriye rejimi, Lübnan’ın kararsız durumu,
Filistin sorunu ile, Bağdat’taki Şii Irak hükümeti bulunuyor. Tüm bunların
arkasında ise, İran.
***
Öpücüklerin ardından, sıra sarmaş dolaş ilişkilere gelecektir.
---------
*
http://ercangundogangazetta.blogspot.com/2013/03/ocalanin-21-mart-2013-newroz-mesaji.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder