26.2.13

MİLLİYETÇİLİKLE İSLAMCILIĞIN SON DEMLERİ





Türkiye, hem savunmacı hem de tepkisel anlamda milliyetçilik tartışmasının içinde. Benzer şekilde, laiklik ve din üzerine de tartışıyor.
Oysa, Türkiye halkları ne sanıldığı kadar müslüman, ne de o kadar milliyetçidir.
Müslümanlığa dayalı politikanın geldiği yer, türban’dan öteye gidemedi. Milliyetçilik ise, küreselleşme karşısında sadece geçmişle ilgili tartışmalarda kendine yer bulabiliyor.
Türkiye ne kadar müslüman, ne kadar milliyetçi?
Bu sorunun yanıtı ne müslümanları ne de milliyetçileri mutlu eder.
Din oldukça biçimsel hale gelmiştir. Din, ibadetle sınırlıdır sadece. Bu durum farkedildiği içindir ki, din, kendine siyasal bir biçim daha edinmek zorunda kaldı. Ama, dinin siyasallaşması, dini daha da biçimsel hale getirmiştir.
Milliyetçilik de, dine benzer bir gerileme içinde. Çünkü, “milli” olan ne olmuş olduysa bu güne dek, tek tek “gayri-milli” hale geliyor. Eğitim dili uzun zamandır karmadır. Aileler çocuklarını İngilizce eğitim veren “kolejlere” göndermeye çalışıyor, sonra da ODTÜ ve Boğaziçi gibi üniversitelere yerleştirmeye. Ekonomi artık milli değildir. Avrupa Gümrük Birliği, Dünya Ticaret Örgütü üyelikleri, milli ekonomik sınır kavramını çoktan yoketti. Türkiye ekonomisinin dünyayla bütünleşmesi, milli ekonomi olarak sadece “milli işçi”yi bırakmıştır. Sermaye, çoktandır, milli, değil.
Türkiye zaten NATO üyesidir. Savunması da milli sayılamaz.  Para politikası döviz kurlarına, dış ticarete göre dalgalandığı için, parası da milli değildir.
Diplomasisi, ABD’ye, AB’ye bağlı olduğuna göre, milli dış politikası da yoktur.  Diğer milli sınırları, sorunları “milli” görmeyen Türkiye, kendisinin milli olma özelliğini de kaybetmektedir.
Türkiye’nin milli sanayisi de milli KOBİ’lerinden ibarettir. İstanbul’un tekelci sermayesi küreselleşmiştir. 
Türkiye’de milli olan, sadece milli “sınır”dır. Hukuku çoktan AB hukukuna bağlanmaya çalışmaktadır. Milli hukuk da milli olmaktan çıkmıştır.
Milli tarihi var mıdır Türkiye’nin? Vardır ama, Kurtuluş Savaşı sonrasına ait bir tarih olabilirdi bu “milli” tarih. Ancak, bu tarih Kürtleri ve diğer etnik kimlikten olanları yoksayarak yazılmıştır.
Demek ki, zaten pek milli de değilmişiz. Peki ya, “müslümanlık” kimliği?
İmamları devlet memuru olan bir ülke, halkının dininden şüphe etmiş olmalıdır. Kaldı ki, imamların namaz kıldırdığı camilere gitmeyen, yığınla “müslüman” vardır bu ülkede. Hatta, bu bazı “müslümanların”, ayrı bir dine ait oldukları bile söylenebilir.  Nasıl ki Kürtler Türk milliyetçiliğinin Aşil topuğuysa, Aleviler de, Türkiye müslümanlığının Aşil topuğudur. Ayrı bir ibadet yeri, ayrı bir oruç, hacca gitmeme, Ali’nin başlı başına dini lider olarak kabulü, Alevileri ayrı bir dine mensup etmeye yeterlidir. Aslında Alevilikle birlikte, İslam kendi içinden ayrı bir din yaratmıştır dahi demek mümkündür. Kaldı ki, Aleviler, İslamın halifelik kurumunu tanımayarak, onun siyasal, devlet yönetimi düşüncesini de paylaşmazlar.
İslamcılar ya da müslümanlığa dayalı politika yapanlarla, Türk milliyetçileri, çetin rakipleri tarafından zayıflatılırken, tarihi gelişim nedeniyle esas, zayıflıyorlar.
Farklı ülkelerde İslam adına iktidara gelmiş olanlar, İranlı mollalardan henüz taze Müslüman Kardeşler’e,  esas meselenin kapitalizm ve kapitalist ülkeler olduğunu öğreniyorlar. Sermaye durdukça faizin, karın, ücretin olduğunu, gözlerini kapatarak da olsa, görüyorlar. Ama, gözlerini açınca kulaklarını kapatarak devam etmeye çalışıyorlar. 
Milliyetçilerse, diğer halkları yoksaymayı, olmadı ezmeyi, kendi programları yapmışlardır.
Milliyetçi, diğer milliyetçiyi hiç bir zaman sevmiyor. 

***
Milliyetçileri korkutan, diğer milliyetçiliklerin kendilerini yoketmesidir. İslamcıları korkutan ise, aslında dünya tarihinin gittikçe “dinden” arınmaya başlamasıdır.
Ama, milliyeçilik ve dincilik, saf ideoloji haline gelip, köklerinden kopuyor, biçimselleşiyor. İslam namaza, türbana, hacca indirgenmiş durumdadır. Milliyetçilik ise, “bölünme” korkusuna.
Nasıl ki İslamcılar ahlak ve iman tartışamaz durumdaysa, milliyetçiler de, ne milli ekonomi, milli kültür, milli savunma, milli hukuk, milli serrmaye, milli eğitim, ne de milli tarih tartışabilir durumdadır.

***
Milliyetçilerle İslamcıların kaderi ortaktır. Birlikte yükseldiler, birlikte iniyorlar. Bu nedenle de, milliyetçilerle İslamcılar hep yanyana oldular. Sadece çıkış dönemleri değil, hedef ve rakipleri de aynıydı.

Milliyetçilerle İslamcılar, hak hukuk arayan, emperyalizmi karşısına alan her kesimi karşılarına alarak gelişip palazlandılar. İslamcılar askeri darbeleri alkışlarken, milliyetçiler “düşüncemiz iktidar” oldu, dediler. Kendilerine dokunmadıkça, her türlü baskıyı, işkenceyi savundular. Tek düşünceleri, dinin, milletin, devletin bütünlüğü ve devamıydı.
Ancak, mevcut devlet iktidarı, milli kimlik, dini duygular, denize karışan toprak gibidir bugün.

***
Milli kimlik “hayali” idi. Yapay bir üretimdi. Dini kimlikse, tümden hayali temellere, varsayımlara dayanıyor.

Türkiye’de, dünyada olduğu gibi, hayali olan ne varsa, yerini daha sağlam maddi temellere bırakıyor.

***
Milliyetçilik ve dini bağlardan sonra, önce halklar, sonra da yavaş yavaş sınıflara doğru, önümüzü göreceğiz.

***
Bir süre daha, bırakalım “milliyetçi”, “ulusalcı”, “İslamcı”, "ırkçı" tartışmaları yapılsın, yapılsın da, kimlikler yığınından arındıkça da, sınıflara gidelim!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder