Cumhuriyetin olgunlaşmaya başladığı dönemde KADRO dergisi Kemalizme ideolojik bir çerçeve vermek istedi. Atatürk ve İnönü bu çerçevenin gereksiz, hatta imkansız olduğu gerekçesiyle, bu dergiyi kapattılar.
1960'ların başında, tarih tekerrür etti, KADRO benzeri başka bir dergi ve hareket çıktı ortaya: YÖN. Kemalizmle sosyalizm arasında sentez yapmaya çalışıyordu.
YÖN'le birlikte TİP tüm sosyalistleri içinde toplamaya başladı. Zamanla, Çin ve Küba etkisiyle birlikte, bu çevrelerde toplananlar yavaş yavaş Kastroculuk'a, Maoculuk'a kaymaya başladılar.
Bu kez yapılmak istenilen sentez Kemalist-sosyalizm değil, sosyalizm öncesi Milli Demokratik Devrim'di. Ama bu devrim stratejisi de, netice de Kemalizme dayanan bir sosyalizmdi.
Kemalist sosyalizm ya Baasçı, ya da, Milli Demokratik Devrim stratejisi olmak üzere, iki renge sahipti.
Bugün, Kemalist sosyalizm, CHP ve benzeri çevrelerin içinde, sadece Ulusal Sol şeklinde devam ederken, Milli Demokratik Devrim taraftarları, sol Kemalist diyebileceğimiz bir akımın sahipleridir.
İlki CHP'nin, ADD'nin içinde, ikincisi ise, İşçi Partisi tarafından sahipleniliyor.
Ortak özellikleri, sosyalizm yerine, "sol"u benimsemiş olmalarıdır.
Diğer ortaklık ise, ulus devleti, tüm olumsuzluklarına rağmen, savunmalarında görülüyor.
Oysa, İşçi Partisi'nin kökünde yeralan Aydınlık hareketi, Cumhuriyet'in asimilasyon politikasını şiddetle eleştiriyor, reddediyordu.
Ancak, İşçi Partisi, BDP ya da PKK denildiğinde, sadece "hainlik", "Sevr", "ABD", "emperyalizm" anlıyor.
CHP içindeki ulusalcılar ise, Kemalist dönemin sadece sağ çizgisini savunmakla görevli görüyorlar kendilerini.
Çok tuhaftır, bu CHP'li ulusalcılar, tek parti dönemi CHP'sinin içinde sağ ve sol çizgiler olduğunu, Demokrat Parti geleneğinin aslında CHP'nin sağ kanadından türediğini unutuyorlar. Atatürk ve İnönü dönemlerinde, CHP yekpare değildir. İçinde toprak sahiplerini, tüccarları, dış sermayeyi savunan güçlü bir grup vardır.
Ancak, CHP'li ulusalcılar, eski CHP'nin sağ kanadını savunuyorlar ve aslında Demokrat Partinin sol kanadı durumuna düşüyorlar.
CHP'li ya da İP'li ulusalcıların en büyük eksik ve kusurları ise, CHP'nin sınırlı burjuva ideolojisiyle, sınıf tabanıyla, sol'un daha ilk başta tasfiyesini gerçekleştirerek, siyasal ve toplumsal hayatı sağ kesime emanet etmiş oduğunu görememeleridir.
Kemalist sistem, toprak sahiplerine, eşrafa, tüccara, palazlanmak ve piyasada genişlemek isteyen cılız burjuvaziye dayanıyordu. Solu bu yüzden tasfiye etmiş, toprak reformunu bu yüzden gerçekleştirememiş, Kürt asimilasyonunu bu nedenle gerçekleştirmiş, Sovyetler Birliği'ne bu yüzden uzak durmuş, ve bu yüzden, 1945 sonrası yerini seve seve kendi sağ kanadından türeme partiye, DP'ye, bırakmıştır.
CHP'nin ulusalcıları, CHP'nin içindeki bu sağ kanadın savunucularıdır aslında.
İşçi Partisi'nin ulusalcılığı ise, eski dille söylersek, "sağ sapma", hatta, sağa savrulmadır. Ulus devleti ve tarihinin olumlu ve ilerici katkılarını savunacağız diye, en geri, baskıcı, sol karşıtı özelliklerini de, taktik görüntüsü altında belki de, savunuyorlar.
Oysa, Cumhuriyet, küçük burjuvazinin en sığ ve dar çıkarları çerçevesinde kurulup gelişti. Dışlayıcıydı, müslüman Türk bujuvaziyi güçlendirip sistemini oturtmak istiyordu. Kısmen amacına ulaştığındadır ki, yerini 1950 sonrasında sağ kanadına devretti.
İşçi Partisi'nin kökü olan Aydınlık hareketi ve özellikle bu hareketin lideri Mhri Belli tarafından teorize edilen Milli Demokratik Devrim stratejisi, Kemalist Devrim yarım kaldı deyip, onu tamamlamaya, yeniden Kurtuluş Savaşı yapmaya çalışanların ideolojidir. Oysa, İnönü, 1960'larda bu kesimlere, bu savaşın bittiğini, tekrar edilemeyeceğini söyleyerek, burjuva devriminin tarihi gelişimi ve özü hakkında, gerekli mesajı veriyordu.
İnönü aslında sosyalistlere, bırakın siz bizim yaptığımız devrimi, kendi devriminize bakın demek istemiş olmalı.
Bugünün İP'li ulusalcılar, burjuva devriminin sınırlı özelliğini, misyonunu, hala anlayamamışlardır. Bu devrimin burjuvazinin iktidara sağlamca yerleşmesiyle tamamlandığını, görememişlerdir. Burjuvazinin etnik kimliğine bakıp, bağımsızlık tartışmalarıyla, emperyalizme karşı mücadeleyi, kapitalizme karşı mücadelenin önüne, ondan farklı bir mücadele olarak koymuşlardır.
Oysa, daha Lenin 1916 yılında, emperyalizm değil, "kapitalist emperyalizm" ifadesini kullanıyor, anti-emperyalist mücadeleyi, "sosyalist" mücadelenin temel parçalarından biri yapıyordu.
***
Kürt meselesi, laiklik, Türkiye hükümetinin Orta Doğu operasyonlarına dahli, ulusalcılığı reaksiyoner düzeyde, bir kez daha karşımıza çıkarmıştır.
Yapılması gereken, Kemalist Cumhuriyet'in sol kanadına atıf yaparak hem onun sağ kanadını, hem de bu kanattan türeyen sağ parti ve ideolojileri eleştirmek, onlara karşı mücadele etmektir.
Yapılması gereken, Kemalizm'in zayıf kalmış sol yanıyla sağ tarafını vurmak, oradan da, tüm sağ ideolojileri deşifre etmek olmalıydı. Türk sağı, neticede CHP'nin sağ kanadından türemedir.
CHP'nin ulusalcıları eski CHP'nin eski sağ kanadından besleniyor. İP'li ulusalcılarsa, İnönü'nün 1960'larda Samsun'a tekrar çıkan sosyalistlere verdiği mesajı hiç anlamayanlardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder