J. J. Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi çalışmasında iki toplumsal sözleşme tartışması yapılır. İlk sözleşme tarihsel olarak mülk sahiplerinin dayattığı, eşitsiziliğe ve köleliğe neden olan sözleşmedir. Kendi teorisini geliştirdiği esas kısımda ise, yeni, ikinci bir toplum sözleşmesi önerir. Esas bu yeni sözleşmedir ki, Fransız Devrimi'nin ideolojik ve teorik temelini oluşturur.
Eski sözleşmenin yerine yeni bir sözleşme önermek, eski ve yeni düzen arasında ayrım yapmak, devrimi savunmaktır. Devrimle eskinin kısmi çıkarları yerine genel-kamusal çıkarlar savunulacak, genel-toplumsal irade oluşacaktır.
Türkler'le Kürtler 1919'dan sonra bir sözleşme yaptılar. Memleket kurtarılacak, yeni devlet kurulacaktı. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra, yeni devlet kuruldu, ama, sözleşmeye aykırı olarak. Sözleşmeyle belirlenen ortak devlet yerine, yeni bir Türk Devleti ortaya çıkmaya başladı.
Kürtler'in itiraz ve direnişleri de hemen gelişmeye başladı. Şeyh Sait İsyanı'ndan Dersim ayaklanmalarına, oradan da son otuz beş yılın PKK'sına.
Kürtler eski sözleşmenin işlemediğini, yeni sözleşme talepleriyle dile getiriyorlar. Bu nedenle, kendi farklılıklarının tanınmasını, Türkler ile eşitliklerini, hak olarak devletin anayasasına yazdırmak istiyorlar. Olmadı, en azından, Türkleri Kürtlerin üzerine koyan mevcut hüküm ve uygulamaların kaldırılmasını.
Kürtler'in talebi yeni bir toplum sözleşmesidir. Tıpkı Fransız Devrimi'nin sloganlarında söylendiği gibi, eşitlik, kardeşlik ve özgürlük istiyorlar.
Kürtler için mesele, hala kendi burjuva demokratik devrim aşamalarıyla sınırlıdır. Bu türden bir devrim kaçınılmaz şekilde, "ulusal" nitelik de taşır, ki zaten bu açıkça görülüyor da.
Ancak, Kürtler'in "ulusal" talepleri, Kürtçe'nin özerk bölgesel kullanımıyla sınırlıdır. Türkler ve Türkiye'nin oldukça şanslı olduğunu burada belirtmeliyim: Kürtlerin "ulusal" ve "bölgesel yönetim" talepleri, ayrılma yönünde gelişmedi, gelişmiyor. İstedikleri, yeni bir toplumsal sözleşmeyle, Türkiye Devleti'ni değiştirmektir, bölmek, parçalamak değil.
Yeni toplumsal sözleşme, Türk milliyetçileri ve ulusalcıları tarafından, ayrılığın, parçalanmanın bir aşaması olarak görülmektedir. Ama, göremedikleri, Kürtler'in en ileri aşamada bile, federasyon istedikleri gerçeğidir.
Otonomi ya da ileri aşamada federasyon olsun, Kürtler ayrılmak, ayrı bir devlet halinde yaşamak istemiyorlar. Ama, en zayıf otonomi bile, Türk milliyetçiliği ve ulusalcılığı açısından, "ayrı bir devletin" ilk aşaması olarak görülüyor.
Milliyetçilerle ulusalcıların gözardı ettikleri, hatta hiç kavramadıkları diğer bir konu ise, devlet iktidarının bölüşülmesiyle, ülkenin parçalanmasını aynı olgu olarak görmeleridir.
Çünkü, Kürtler Türkiye'yi bölmek değil, Türkiye Cumhuriyeti devlet iktidarının bölüşülmesini istemektedirler. İktidarın bölüşülmesi, Türkiye'nin, hatta Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmesi anlamına gelmiyor.
Milliyetçilerle ulusalcıların itirazları Türk kavramının etnik Türk anlamına gelmediği, Kürtleri de kapsadığı şeklinde gelişiyor. Bu itiraz hukuki olarak haklı olsa bile, Türkçe Kürtçe'yi kapsamadığı gibi, Türkler'in tarihi de, Kürtler'in tarihini kapsamıyor.
Haliyle, "Türk" havramının kapsamadığı bir dil ve tarih vardır.
Kürtler'in yeni bir toplum sözleşmesi önerileri, büyük ölçüde dil meselesine odaklanmıştır. Tarihe değil. Bu da, "ulus devlet" kurma girişimlerinin olmadığı, ya da cılız olduğunu gösteriyor.
Dil'in bu nedenli önemli görülmesi ise, Türk ile Kürt'ün eşitliğini talebetmenin, en demokratik yolu olmasından kaynaklanıyor. Çünkü dil, eğitim ve öğrenim görme, düşünce, ifade ve yayın yapma özgürlüğü ve eşitliği için en yaşamsal araç, malzeme ve ortam demektir.
Kürtler dillerini toplumsal yaşamın her alanında kullanabilmeyi, özgürleştirmeyi, Türkler ile eşit olmak için istiyorlar.
Bir halk, başka bir halkla eşit olmayı neden ister?
Birlikte yaşamak için!
Kürtler Rousseau tipi bir yeni toplum sözleşmesi istiyorlar. Eşitlik, kardeşlik, özgürlük için!
Henüz, oldukça "demokratik" bir aşama.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder