24.10.12

"SOCIAL MEDIA" AND BLOGS DEMOCRATICIZE AND SOCIALIZE CAPITALIST MEDIA




Have you ever thought of being a columnist in a famous newspaper, and can you write your opinions freely?
If yes, you need just have a blog account like mine. But, what do you write; do you have so many things that deserve sharing with the globe?
If yes, does the globe read you or at least the people of your country?
No matter! Since you are not a columnist who is paid by a patron.
Blogs democraticize the media by providing free participation channels for unknown and ordinary people to express ideas, knowledge, information, taste, experience and so forth. More than democratization, they also change professional journalism into a free and amateur work.
Can you imagine until now how many creative and intellectual people have missed the opportunity of becoming Tolstoy, Sartre or a Nobel laureate?
And do you know how many critical events, ideas; thoughts have been hidden by the current media?
So-called media of our day does not communicate and it is not a communication means. It just produces and circulates information and images for us to consume. It strictly follows the logic of capital.
Marx had said that labour did not mean working and Michael Oakeshott commented, "fishing" is different from "going to fishing".
Like Facebook, Twitter among the others, the blogs mean democracy and amateurship in circulating information, idea, image and knowledge.
Maybe you share many stupid, unnecessary and wrong ideas through your blog. But, some maybe do not.
***
Marx teaches us how to re-appropriate capital and political power and he and more than him it was Lenin who had pointed out that capitalism itself prepared the conditions of socialism. For example, centralization and concentration of capital meant that centrally planned economy of socialism could be created easily.
Facebook, Twitter, for instance and mainly blogging do the same in terms of the socialization of media and communication means.

If so, from now on, all citizens of the world can be informer, columnist, and writer, executive director without needing the Wall Street media or national media cartels.
Capitalism prepares the conditions of socialist media as market does for socialist economy, as politics for the power of labouring classes.
***
It is sure; democratization should be followed by, with, and through socialization.
People of the world should learn how to change the current content and form of so-called "social media" and blogging into a socialist media

ATATÜRK VE CUMHURİYET KONUSUNDA FAZLA İLERİ GİTMEK!


Türkiye'de liberalleşmiş sol, Atatürk deyince, diktatörlük, hatta faşizm anlıyor.

İslamcılar da, kendi düşüncelerini teorik olarak tercüme ettikleri için, bu solcuları adeta kendilerine müttefik görüyorlar.

Liberal sol, Kemalizm ve mirasından kurtulmak için AB'ci oldu.

İslamcılar da, benzer nedenle, hiç bilmedikleri Avrupa'nın AB'sini desteklediler birara.

İttifaklar geçici olduğu için, liberal sol ile İslamcılar yollarını ayırmaya başladılar çoktan.

Aslında, ortak düşmanın zayıfladığını düşündükleri için, ayrılmaya başladılar. Düşman birleştiriyordu, gerek kalmadığını düşündüler.

Atatürk, ve Atatürk Devrimleri, ileri gitmek isteyen herkesin başlangıç aşamasıdır. Bir liberal, muhafazakar ya da sosyalist, Atatürk'ü temel olaral görmek durumunda.

Atatürk, hem liberal, hem otoriter, hem de, halkçıdır. Ama kesinkes, ilericidir.

Atatürk Atatürk olmadan, Osmanlı'nın ilericileri vardır. Hatta, onun döneminde, bizim sosyalistler de vardı. Ne yazık ki, tasfiye edildiler.

Yine de, Atatürk, kendi sınıfsal sınırları içinde, hem Cumhuriyeti, hem laikliği, hem de halkçılığı, bir ilke ve düzen haline getirmiştir. Daha ileri gitmesi mümkün değildi. Belki, bir tür işçi-köylü ittifakı kurma çabasına girebilirdi. Ama, eşraf ve yükselmek isteyen müslüman Türk kapitalistlerine dayanan yeni rejim, sınıfsal sınırları içinde hareket etti.

Mustafa Kemal ve sonra Atatürk, İslamcıların, sosyologların, liberallerin iddiasının  tersine, ne dini, ne de eşrafı karşısına aldı. Diyanet'i, İmam Hatipleri kuran kendi yönetimidir. Ancak, 1929 ve sonrası iktisadi bunalım, 1930'ların ortasında yükselen uluslararası otoriterlik, Atatürk ile İnönü'ye, liberalizmi, demokrasiyi geri plana atmaya zorlamıştır.

Ancak, bu gün liberallerle kapitalist önde gidenlerin eleştirdiği 1930'lar Türkiyesi, kapitalizmin kısmen altyapısını da kurmuştur.

Atatürk ve Cumhuriyet rejimi, tam anlamıyla, daha önceki dönemlerde hakim olamamış müslüman ve Türk kapitalist sınıfın oluşmasına, yerleşmesine çalıştı. Otoriterliğiyle, hem işçi, hem köylü, hem Kürt, hem de feodal muhalefeti engelledi. Rumları, Ermenileri, kısmen de olsa Yahudi rekabetinden, müslüman Türkleri korumaya çalıştı. Bu nedenle laik, milliyetçi ve otoriter oldu. Köylü desteği için de, mecburen, "halkçı" olmak durumundaydı.

Mustafa Kemal ve sonra Atatürk döneminin en büyük kusuru, eksikliği, hatta günahı, ne Cumhuriyet, ne laiklik, ne devletçilik, ne de halkçılık politikalarıdır.

Esas kusur, eksik ve günah, işçi sınıfının, sosyalistlerin tasfiyesi, bastırılması ile, Kürtler'in asimilisasyonu politikasındadır.

Dış politikada ise, iç politika ve düzenle sıkı sıkıya ilişkilidir, işgalci ve kapitalist Batı ile dost olup, işçi-köylü iktidarını kuran Sovyetleri kendine mesafeli ve sonra da düşman bellemesidir.

Mustafa Kemal ve sonra Atatürk'ün tarihi kusurları, hataları buradadır. Yoksa, laiklik, cumhuriyet, halkçılık ilke ve politikalarında, değil!

***

Mustafa Kemal ve sonra Atatürk, laiklik, Cumhuriyet, halkçılık, devletçilik konusunda, sadece ve sadece, daha ileri gitmediği, ayrıca, işçileri, sosyalistleri yanına almadığı için, eleştirilebilir.

Mustafa Kemal ve sonra Atatürk, daha fazla laik, daha fazla halkçı ve daha fazla solcu, sosyalist olmadığı için eleştiriyi hakeder.

Ama, laiklik ve cumhuriyet konusunda onu eleştirmek, sadece ve sadece, bağnazlık ve gericiliktir.

***

Ankara'da 29 Ekim kutlamaları için yapılacak yürüyüşe Ankara Valiliği'nin izin vermediğini öğrendik.

Bazılarının pek fazla ileri gittiğini söyleyebilirim.

Biz Atatürk'ün de ötesine geçelim diyorduk, bazıları, onun gerisine göz dikmiş durumdadır.

Ama şimdi, ne Ordu, ne de "Ergenekon" vardır!

Daha da kötüsü, milyonlarca "yurttaş" vardır.