23.9.12

SOSYAL MEDYANIN OLANAKLARI VE KULLANIMI ÜZERİNE


Tarihte yeni bir olgu olarak, sadece internet bağlantısı sayesinde, eş zamanlı iletişim imkanı ortaya çıktı. Üstelik de, tüm kitle, kütle ile birlikte, iletişim popülarize olup, demokratikleşti de.

Eş zamanlı, açık, popüler ve demokratik, sayısız kamu alanlarının, virtüel olsa da, oluşmasıdır bu.

Bu virtüel, demokratik, açık kamu alanı, henüz hakkıyla kullanılamıyor.

Sosyal medya kavramını kim icadettiyse, doğru yapmış, medya "sosyalize" oluyor. Mevcut medya, "merkezin" yaptığı duyurularla, propaganda aracı işlevi görüyordu. İletişim ve katılım özelliği yok denecek kadar azdı, data ve enformasyon toplayıp, uygun olanlarını dolaşıma sokuyordu. Haberleri ve yorumları hakim kesim ve sınıfların yararına politik ve ideolojikti, ama daha önemlisi, meta mantığıyla üretiliyor ve tüketiliyordu. Ki, hala, öyledir.

Geçenlerde Okan Bayülken, facebook ya da twitter'da, insanların orijinal olmaktan çok, zaten varolan bilgi ve görüntüleri kes-yapıştır yaptıklarını, kendilerine has paylaşımda bulunmadıklarını söylüyordu. Gerçekten de, bu paylaşım sitelerini kullananlar, çoğunlukla varolanları paylaşmayı tercih ediyorlar. Ya da, kendi özlü sözlerini yazarak, beğenilmeyi bekliyorlar.

Elbette, başkaları ne yapıyor, neyi paylaşıyor diye, takip amaçlı da kullanılıyor bu siteler.

Paylaşım sitelerini, haberleşip, propaganda yapıp, bazı faaliyelet ve eylemleri örgütlemek için de kullananlar vardır, sayıları da gittikçe artıyor.

İtiraf edeyim ki, ben bu ortamları, görüş ve yazılarımı paylaşmak ya da duyurmak amacıyla, kullanıyorum.

Zamanla, facebook-twitter gibi virtüel sosyal paylaşım ortamları, real, gerçek paylaşım ortamları haline gelecektir. Üyeleri ve katılımcılarıyla, başka "gerçek" paylaşım, etkileşim ve katılım ortam ve araçlarının yerine geçebilecektir.

Örneğin, yazılı medya, parti kurma, sandık başına gidip oy verme, mahkemelerde jüri üyeliği, devlet dairelerine yapılacak başvurular, belediye faaliyet ve projelerinin, planlarının tartışılıp oylanması gibi.

İnternet teknolojisine dayalı sosyal paylaşım siteleri, belli zamana ve mekana bağlı faaliyetlerin pek çoğunu kendi içinde yapabilecek. Konser salonları belki sadece konser sahnelerinden, spor alanları da, sadece spor yapılan sahalardan ibaret hale gelebilir.

Belki, meclislere, pek çok devlet dairesine de ihtiyaç kalmayacaktır.

Seçim sisteminde de büyük değişiklikler, olanaklıdır. Beğenilmeyen, istenilmeyen bir politikacı ya da bürokratların, sosyal medya sayesinde, seçim ve atama süreçlerinin yerine geçebilir, seçilen ya da atananlar, görevlerinden alınabilirler.

Bu yazılanları, sadece yerel değil, bölgesel, küresel sosyal ilişkiler için de düşünebiliriz. Örneğin, BM düzeyinde. Ya da, küresel karbon salınımı tartışmaları, kararları ve oylamalarında.

Fakat, sosyal medyanın bu geniş anlamı için, bireysel toplumsal, ya da toplumsal bireysel diyebileceğimiz yeni bir insan ve birey tipinin olması gerekiyor. Diğer deyişle, eşit ve özgür insanların küresel toplumu şarttır.

Aksi takdirde, dünya insanlarının durumu, açlıktan ölen insanlara rağmen, Mars'tan sonra, Üranus'a ve ötesine araştırma yapmaya gidilmesine benzer.

Ekonomik büyümeyle işşizlik, yoksulluk artacaksa,

Bilim geliştikçe de cahillik, gelişecekse,

Sosyal medya da, asosyal gevezeliklerin, kes-yapıştırların ortamı olarak gelişmeye devam eder. İnsanlar birbirlerini oyunlara davet edip, birbirlerini "dürterler".

***

Sahip olduğumuz teknolojiyle, daha önce söylendiği gibi, en gelişmiş demokrasileri de, en berbat faşist rejimleri de kurmak mümkündür.

Sosyal medya ortamı, sosyal, evrensel, eşitlikçi ve özgür olursa, anlamına uygun hale gelir.

Elbette, ona bu anlam verildiği sürece.



















"ATAMANOĞLU FATİH" KİTABI VE OSMANLILAR


Atamanoğlu Fatih, Yalçın Küçük'ün okuduğum son kitabı. Nesrin doğum günü hediyesi olarak aldı. Hemen okudum. Okurken başka kitaplar da okumakla birlikte, bu kitap, pek çok konuda netlik sağladı. 1990'lı yıllarda, Fatih 21 Yaşında Bir Çocuk, kitabını da okumuş, pek çok çalışmamda referans vermiştim.

Kitabın en başta gelen iki tezini hemen yazayım: 1) Osmanlı Beyliği, Devleti, sonra İmparatorluğu, politik cografi bir boşluk içinde, kolaylıkla büyüyor; 2) Osmanlı, bir Türk-Yahudi ortak devleti şeklinde gelişiyor. Müslüman ve Türk kimlikleri, oldukça geride, hatta, önemsiz.

Özellikle ikinci tez, Emir Orhan ve sonrasında, Osmanlı topraklarında Yahudilerin sayısının gittikçe artmaya başladığını, Osmanlı'da Yahudi varlığı ve göçünün 1492 tarihinden çok daha öncesinde sözkonusu olduğunu söylüyor.

Küçük, çok daha sarsıcı bilgiler de veriyor. Osmanlı Emir, Sultan ve Padişahlarının çoğunun "heterodoks", hatta, Yahudilerce kullanılan isimleri taşıdıklarını gösteriyor.

Atamanoğlu Fatih kitabının pek çok tezi ve kanıtı vardır. Osmanlının feodal bir cumhuriyet olduğunu, padişahların aslında siyasi partiler arasındaki mücadele ve nihayetinde "zehirle" verilen oylarla seçildiğini, görevden alındığını gösteriyor. Bu düzende, oy vermek yerine, "zehir veriliyor". Bu o kadar öyle ki, Osmanlı padişah ve şehzadelerinin pek çoğu, mücadele içinde, zehirlenip, öldürülüyorlar.

Küçük, Osmanlı düzeninde, baba katli, kardeş katli, oğul katli olmak üzere, iktidar ve taht kavgasında, zalimliliğin, sevgisizliğin sıklığına, hatta, kural olma özelliğine dönük, sayısız örnek veriyor.

Daha da verimli bilgiler ise, Osmanlı'da Uç Beylerin, merkezi ordu ve yeniçerilere karşı ilerici, genişlemeci gücü temsil ettikleridir. Merkez ve yeniçeri ise, gerici padişah ya da oğullarını tercih ediyorlar.

Atamanoğlu Fatih kitabı, vadesiyle ölen emir, padişah, ya da şehzadenin, aslında istisna olduğunu, kural olmadığını gösteriyor. Fatih de, II. Bayezid tarafından, gerici parti desteğiyle, kendisini öldürmek üzere sefere çıktığı sırada, öldürüldüğünü, büyük ölçüde, kanıtlıyor.

Fatih'in, müslüman olmak bir yana, ateizme, Hıristiyanlığa, yakın durduğu hakkında da görüşler var. Öyle ki, zamanın Papasının, Fatih'in Hıristiyan olmakla yeni Roma İmparatoru olabileceğini de söyleyen, teklif eden, gönderilmemiş mektubu da ele alınıyor.

Atamanoğlu Fatih kitabı, büyük görülen, kabul edilen Osmanlı tarihçilerinin, vakanüvistleri aşamadığını, empririst, arşivci olduklarını, pek çok belge, kitap ve düşünceyi dikkate almamak bir yana, yok saydıklarını da belirtiyor. Osmanlı tarihçilerin, Türk olanları, Osmanist, yani Osmanlıcı olup, siparişle tarih yazan vakanüvistleri tekrar ettiklerini, Fatih sonrası tarih ya da hikaye yazıcılığını yeniden ürettiklerini, gözler önüne seriyor. Bu tarihçilerin başında ise, meşhur Halil İnalcık örnek olarak ele alınmaktadır.

Küçük, her zamanki yaratıcı bilim adamlığı ve aydın olma özelliğiyle, ama uzun ve tekrarlayarak yazma alışkanlığıyla da, ki mazur görülebilir bir özellik, Osmanlı Emirliği'nin Selçuklu ve Oğuz Boyu ile ilişkili olmadığını da iddia ediyor.

Son olarak, II. Beyazid, ki tuhaf bir müslüman ismi olduğu sık sık yazılıyor, Türkiye-Osmanlı tarihinde, şeriat ve müslüman kimliğinin başlatıcısı, Araplara yakınlık ve sünnileşme, gericiliğin ve yıkımın esas başlangıcı olarak gösteriliyor. Osmanist tarihçilerin de, Beyazid'i Fatih'e tarih yazıcılığında tercik ettikleri, açığa çıkartılıyor.

Son olarak, Bedrettin destanının, Börklüce ve Torlak Hu Kemal'in arkasında, eski dinlerden yeni bir din kurma teşebbüsünün olduğu da gösterilmektedir.

***

Yalçın Küçük Atamanoğlu Fatih kitabını Silivri Cezaevinde yazdı. Kendi kitapları bile elinde olmadan.

Bizde tarihçiliğin yerlerde emeklediğini, bir daha, tarihçi olmadan, gösteriyor.

Thomas Kuhn'un bir bilimsel alanda, paradigma değişikliği için bilimsel camianın dışından gelen müdahelelere verdiği önemi, kendisi de, haklı olarak, sık sık vurguluyor.

Bu vurgu, Lenin'in "consciousness from without" kavramını, kuramını, her alana uygulamanın zorunlu ve acil olduğunu, bir daha göstermektedir.

***

Ataman ise, Osmanlı kuruluşunun başında, Osmanlı denilen emirlik ya da devlete, kavme, uzun süre verilen isim olarak, kitaba verilen isimlerdendir.

Daha önce Arapça Uthman, Türkçe Osman, olduğunu öğrenmiştik. Küçük, Atman, Ataman gibi, Türk-Moğol bir isimle tarihin başladığını, Bizanslılar'ın 15.yüzyıla kadar, Osmanlı Devletine, Ataman ya da Atamanlar Devleti, dediğini, gösteriyor. Fakat, Ataman sonra, Osman olup çıkıyor.