8.8.12

FAS'TAN ÇİN SINIRINA: ABD'YLE İKİNCİ BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞIMIZ


ABD Başkanlık seçimi 6 Kasım 2012'de.

Türkiye'de de 2014 yılında, muhtemelen yerel, genel ve başkanlık seçimleri aynı anda yapılacak.

Olimpiyatlar ise önümüzdeki hafta bitiyor.

Doğu Akdeniz'e esas savaş yığınağı demek ki, Olimpiyatlardan sonra İngiltere'nin desteğiyle artacak, seçimi kazanan Obama da, Kasım-Aralık gibi Suriye operasyonunu doğrudan başlatacak.

Suriye'de rejim değişince de, saldırı sırası İran ve Lübnan'a gelecek. Daha küçük George Bush Başkan olmadan önce hazırlıkları başlamış yeni stratejinin aşama aşama uygulamalarını görüyoruz.

Afganistan, Irak, sonra Magrip ülkeleri. Planın parçası olarak da, Suriye yolundan İran'a doğru süreci tamamlamak.

ABD ve müttefikleri, Fas'tan Çin ve Rus sınırlarına kadar olan kıtalararası bir alanda rejim ve sınır düzenlemeleri yapıyor. Bunu yaparken de, silah, komplo, medya aldatmacaları, istihbarat faaliyetleri devreye sokuluyor.

Müdahele edilen alanın ortası, Ortadoğu'dur. Bu bölgenin dışarıya üç çıkışı, Doğu Akdeniz, Kızıl Deniz ve İran Körfezi'dir. Üç çıkış da, askeri sevkiyat yanında, malum petrol taşımacılığı için ana su yollarıdır.

ABD ve müttefikleri, bu su yollarını her şeyden önce Çin'e ve Rusya'ya kapatmak istiyor. Kapatınca da, bu iki rakip gücü sadece kara taşımacılığına hapsetmiş olacağını düşünüyor*.

ABD için esas hedef, Çin ve Rusya'dır.

Suriye'den sonra İran'ın düzenlemeye tabi tutulmasıyla, Hazar Denizi ve yakın bölgeleriyle, Rusya daha da sıkıştırılacaktır.

Ortadoğu ve petrolleri, ABD ve müttefiklerini, Çin ve Rusya dolayımıyla ilgilendirmektedir**. Petrolün üretimi, miktarı, sevkiyatı üzerindeki denetim, özellikle Çin ekonomisine karşı ABD'nin üstünlük planlarının bir parçası. Elbette, Ortadoğu'da Rusya'nın elinde kalan son mevziler, üsler, ilişkiler de bertaraf edilmek isteniyor.

Esas oyuncular, planlar, amaçlar bunlar.

Bir de, gelişmelere direnemeyen, doğrudan destekleyen, ya da bu gelişmelerden kendine yarar sağlamaya çalışan ülkeler vardır.

Türkiye hem direnemiyor, hem destekliyor, hem de kendine yarar sağlamaya çalışıyor.

Neden direnemediğini anlamak kolaydır. Türkiye-ABD ilişkilerinin uzun tarihi yanında, hükümetin ayakta kalma planı. Neden destekliyor, yine aynı nedenler sözkonusu.

Ama, Türkiye neden bu gelişmelerden kendine yarar sağlanacağını düşünmekte, anlamak kolay değil.

Herşeyden önce, iki yüzyıllık Kürt sorunu daha da büyüyor, bölgesel niteliği daha da belirginleşiyor. İkincisi, ancak yeni kurulacak rejimlerle dost olma imkanı kalmıştır. Yeni rejimlerin, yeni oluşacak devletlerin ne türden özelliklere sahip olacaklarını ise bilmek zordur.

Ama en önemlisi, Türkiye'nin savaşın içine girmesidir ki, bu sadece hükümetin, ekonominin çökmesine değil, sınırlarımıızın daralmasına da neden olur.

Türkiye ayrıca, Çin ve Rusya'yı, onların müttefiklerini, kendine düşman yapıyor. Ekonomi ve politika üstelik hızla doğuya, Asya'ya kayarken.

ABD ve mütefiklerinin bu kıtalararası savaşı büyük ülkeler için bir tür Soğuş Savaş sırasında olanlara benzer, bir ısınma, gerilmedir. Güçleriyle birbirlerini caydırır, yıkımdan kurtulabilirler.

Ancak, Türkiye ve çevresindeki ülkeler için, bu savaş, Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında olanlara benzemektedir.

Türkiye ve bölge ülkeleri için bu savaş, İkinci Birinci Dünya Savaşı'dır.

Sınırlar değişiyor, mandalar kuruluyor.


****

Uzun ABD-Avrupa-İsrail-NATO ittifaklarının bedeli umarız o kadar ağır ödenmez.



-------------------------------------------
NOT:
* Globalresearch yazarları (başta Rick Rozoff, Michael Chossudovsky), vurguyu özellikle Çin'in Ortadoğu petrolüne bağımlılığı bağlamında yapmaktadır.

** Yine Globalresearch yazarları (başta Rick Rozoff, Michael Chossudovsky), Ortadoğu petrollerine Çin'in bağımlılı olmasını, Amerika'nın uzun vadede Çin'in güçlenmesine karşı silah olarak kullanmak istediğini, bu nedenle Ortadoğu'da süren operasyonların petrolle ilgisinin, Çin "dolayımıyla" anlaşılması gerektiğini belirtiyorlar.