7.6.12

DEVLET NASIL KURTULUR SORUSUNDAN CEMAAT VE BİREYE


Türkiye nasıl kurtulurdan, Türkiye nereye gidiyor sorusuna geçmek için, kaç kuşak geçmiştir?

Bu sorularda, dikkat çeken, kurtarma, yönlendirme ideali ile, kurtarılacak ya da yönlendirilecek olanın önce devlet, sonra da halk olduğunun anlaşılmasıdır. Bu kavrayış değişikliği için, 1960'lı yılları beklemek gerekiyordu.

Devletten halka geçilmesi, yaklaşık yüzyıl aldı.

Halkın türdeş olmadığı, yöneticler hariç tüm bir yığın anlamına geldiği ise,  neredeyse bir kuşak içinde anlaşıldı.

Türkiye toplumu, devletten, halktan sonra, sınıfları da görmeye, kavramaya başladı. Bu geçiş, 1968 kuşağının yerini 1978 kuşağına bırakmasıyla gerçekleşti.

Marks, yeni devrim için, eski devrimciler kuşağının ölmesini beklemek gerektiğini söyler. Eski devrimcilerle yeni devrim yapılamazdı.

Tanzimatın yetiştirdiği aydınlar, devleti kurtarmak istediler. Cumhuriyetin yetiştirdikleri ise, halkı.

Halk da kendi yetiştirdikleriyle, işçi ve köylüleri kurtarmak istedi. Tanzimattan sosyalizme, 1830'lardan başlayarak, 1970'li yıllara, geldik...

***

Şimdi tekrar, Türkiye nereye gidiyor sorusu soruluyor.

Devletten halka, halktan sınıfa doğru kavrayışı evrilen Türkiye ve halkı, son dönemde de "bireyi", "cemaati", keşfetmiştir.

Birey ve cemaat, devlet, halk ve sınıf kavrayışlarının dayandığı "kurtarma", "kurtuluş" düşüncelerinin yerine, "kurtulma"yı koymuştur.

Koşmak yerine beklemeyi, idealizm yerine umudetmeyi, koymuştur.

Aklı sağduyuya, ilerlemeyi,  ilericileri olmayan bir sürece, indirgemiştir.




HER ZAMAN MARKS!


Marks, insanın geçmişini geleceğine bağladı. Ütopist değildir. Müneccim değildir. Tarihten ders çıkaranlandan da değildir. Etiktir, ahlakla ilgilenmez.

Sorunlar, mücadele, ortadadır. Onları inceler. Tarihin bıraktığı sorunlar, sınıf sorunudur, der.

Ne nostalji, ne ütopizm! Mevcut olanın nerelere gidebileceğini görür. Başka yerlere gidebilir, ama, nereye giderse, sorunlar çözülür, onu, görür.

Rosa Luxemburg'un diyeceğini demez. Ya sosyalizm, ya barbarlık, demez. İyimserdir, barbarlık olmayacağını söyler.

Mücadele devam ederse, sosyalizme gidilir, der. Mücadele devam eder mi, şüphe etmez.

Diyalektik, sadece mantık değildir. Çelişki varsa, kavga devam eder, der.

Marks, insancıllığı, hümanizmi, sosyalizmin ilkel hali olarak görür. İnsanı, sınıfsal olarak görür.

İnsanı, kendi başına insan olarak görmez. Onu, diğer insanlarla birlikte görür.

Ortak ilişkilerin insan için iktidar demek olduğunu görür. Ortaklık yoksa, yabancılaşma var, der.

İnsan ne için, kimlere çalışır der. Emek, çalışma hayatı oldu der.

Devlet yabancı bir güçtür, der. İktidar, iktidarsız eder, der.

Yabancılaşma, insanın, diğer insanlarla kuramadığı, ortak iktidarının hayalidir der.  Ya da buna, din, der.

Dine saldırmayın, dini yaratan, vareden koşullara saldırın der.

Din afyondur derken, kalpsiz dünyanın kalbi, demek ister. Acıları dindiren ilaçtır din, der.

Marks, devrim ister, çünkü işçi sınıfı devrim ister. İstiyorum, yapsınlar, demez.

Gerçek ilerleme, kadının durumunda yaşanan ilerlemedir, der. Kadın sömürülen işçinin de sömürüsüne, baskısına maruz kalandır.

Marks bilimin zirvesidir, ama, bilim adamıyım, demez. Bilimi, mücadelenin tercümesi olarak görür.

Marks'ın döneminde, dünya, Avrupa'dır. Avrupa da Marks'tan ibarettir.

Avrupa'dan Marks'ı almak yeterlidir.

Avrupa, Marks'la yapacağı son katkıyı yapar. Onun dışında, sadece onun gerisine düşer.

Marx, Avrupa'nın insanlığa katkısını görüp çıkartır.

Sosyalizm ve sonrasını.

Marks Avrupa'yı gerisinde bırakıp, tarihine gömer.

*

Marks, herşeyimizi, bilimsel bir şiir gibi, söyler.