30.5.12

TÜRKLER, MÜSLÜMANLIK VE DİNİ REFORM


Türkiye'nin Luther'i, Kalvin'i, Knox'u yok mu?

Yok!

Bu görev, pek çok görevin yanında, güya eski şeyhülislamlığın yerine kurulan, Diyanet İşleri'ne verildi. Kuran, Türkçeye çevrilip, ezan da Türkçe okunmaya başlandı.

Devlet, Luther, Kalvin, Knox oldu.

Onlar kiliselerini millileştirip, dini metinlerle ayetleri, milli dille yapmaya başladılar. Atatürk de, aynısını yapmak istedi.

Luther'in Latinceden çevirdği İncil, Alman edebiyatının başlangıcı sayılır.

Bizde, Elmalı'nın buna gücü yoktur. Mehmet Akif, Kuran çevrisi yapmaya çalıştı. Ama siparişi bitiremeyeceğini söyleyerek, vazgeçti.

Yıllar önce, İlahiyat profesörleri, gazetelerde yazılar yazıp, sabah yayınlanan kadın programlarına katıldılar. Arap kültürü ile İslam dini arasındaki farkları gündeme getirdiler.

Fakat, Türkiye'nin Luther'i, Calvin'i, Knox'u yoktur.

Türkiye, diğer İslam ülkeleri gibi, kendi katolik papalar dönemini, Bizans usulüyle yaşamaktadır.

Müslüman olmadan önce Budist olan Türkler (Uygurlar'ın resmi dinidir)*, müslüman olunca, İslam'ın koruyucusu, sonra da yayıcısı olmak istediler. Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin, tüm müslümanları birleştirmesi, onlara öncülük yapması için bu zorunluydu. Ama Türkler, gerçekte ne kadar müslüman oldular, tartışılır. Araplar, Türkleri, gerçek bir müslüman olarak hiç bir zaman kabul etmemişlerdir. Şaşılacak bir şey yok, çünkü, ilk başta İslam devletlerinde paralı asker olarak bulunan Türkler, aslında İslam'a idari, politik, askeri yönden katılmış, katkı yapmışlardır. Onun tarihi, kültürel, psikolojik temeline yabancıdırlar.

Türkiye'de bu nedenle, din, idari, politik, askeri bir konudur. Tıpkı Roma İmparatoru Konstantin ve Teodisus'un MÖ 4. yüzyılda, Hıristiyan olup, bu dini resmi devlet dini olarak kabul etmeleri gibi. Türkler daha Bizans'ı almadan, benzer şekilde İslam'ı devlet dini olarak kabul etmişlerdir. Tıpkı, daha önce, Uygurlar'ın Budizmi resmen kabullerinde olduğu gibi.

Yahudi olmak nasıl Musevi olmakla özdeşse, aslında, Araplarla Müslümanlık arasında da benzer bir ilişki mevcuttur. Araplar, Yahudilerden farklı olarak, başka kavimlerin de müslüman olması için özel çaba gösterip,  Darül Harp ve Darül İslam ayrımıyla, cihad ve fetih ideolojisiyle, yayılmak istediler. Türkler, İslam'la tanıştıklarında, yayılma ve Batı'ya doğru ilerlemek için, kendilerine uygun bir ideoloji bulmuş oldular.

Avrupa'da Luther'e, Calvin'e, Knox'a ihtiyaç vardı. Kapitalizm, milli ve mutlak monarşilerin kurulması, piyasanın, "birey"in gelişmesi, mülklerin önemli kısmının Papa'ya bağlı kilisenin elinde olması, kiliseye verilen, özellikle köylüleri ödediği vergi (ödenek), Papalık idaresinde yaşanan skandal olaylar, kayırma, usulsüzlük, lüks tüketim, bir Protestan Ayaklanması'na neden oldu.

Osmanlı Türkiyesi içinse, Avrupa'nın milli oluşumlarının kopmak istediği Papalık idaresi, bizzat Osmanlı'nın kendisiydi. Milliyetçilikten muzdarip olan da kendisiydi. Toprak da, devletin mülkiyetinde, ama köylülerin kullanımıdaydı zaten. Ya da, toprak ağalarının, ayanların. İslamın Papası olan Halife ise, zaten Osmanlı padişahıydı.

Bu nedenle, Türkiye'de yaşanan, ya da yaşanabilecek olan, Protestan reformu değil, müminlerinin ve arazilerinin yarısını kaybetmiş, Katolik Roma kilisesinin içsel bir tepkiyle kendini reform etme çabası olabilirdi. Yani, Luther,Kalvin, Knox'un yarattığı hareketler yerine, ancak, İslami bir Cizvitlik gelişebiliridi. Yani misyonerlik, tutuculuk ve iç disiplin.

Türkiye'de katolik (sunni) İslamın içsel reformu, kendi misyoner Cizvitlerinin ortaya çıkmasıyla gerçekleşti.

Türkiye'nin kendi Ignaico de Loyola'rı, katolik kilisesinin bu tarikatları, kapitalizme, küresel kapitalizme ayak uydurmaya çalışan, tarikatlardır.

Cizvitler, Brezilya'dan Çine' kadar Katolik inancını yaymaya, Luther ve Kalvin'in Hıristiyan birliğine indirdiği darbeyi telafi etmeye çalışıyorlardı. Latin Amerika, böyle katolik oldu.

Bizim Cizvitler de, devletin Luther, Kalvin ve Knox'larına karşı, katolikliğin kaybettiği mevzileri tekrar kazanmaya, yeni mevzilerle desteklemeye çalışıyorlar.

Türkiye'nin Ignacio de Loyola'laları kim acaba?



* Bu tespit, Ahmet Yaşar Ocak'a aittir.

HASSAS KONULAR


Kürtlerle kürtaj,
Ermenilerle Sezeryan,
Türbanla normal doğum,
Kıbrıs'la üç çocuk ,
Türkiye'nin hassas sorunlarıdır.

Kadınlar ve tarihi sorunlarımız, kadınlar ve devlet çevresinde dönen tüm bu tartışmalar, kavgalar.

Ortak noktaları, laik milli devletin kurulmasıyla ilgili olmalarıdır. Laik ve milli devlet, ancak Osmanlı'nın kendiliğinden bitmesi, kalan kısmının da tasfiye edilmesiyle gerçekleşti.

Gerçekleşti, ama bedeli oldukça ağır oldu.

Ermeniler Anadolu'dan ayrılmalarını hiç kabul edemediler, etmelerini beklemek de adil olmaz. Kürtler kaldılar, ama yok sayılarak. Rumlar da 2500 yıldır yaşadıkları Ege'den. Kalanları da, parça parça, pogromlar nedeniyle gittiler. Türklerle ayrı ayrı yaşadıkları Kıbrıs'ta ise, önce İngilizlerin, sonra Sovyetlerin şimdi de Avrupa'nın korumasında yaşamaya devam ediyorlar.

Anadolu tümüyle bizim oldu, başbaşa kaldık, milli devletimizi kurduk!

Milli devlet, vatandaş üzerine kurulu olacağı için, evrensel dini kimliklerin de özel hayata itilmesi gerekiyordu. Milli dil, kültür ve tarih inşaası için, Osmanlı ve İslam kimlikleri zorunlu olarak devletin kimliği olmaktan çıkarıldı. Bu nedenle, yeni ilkeler ilan edildi.

Ermeniler ve Rumlar giderken, Halifelik, Arap Alfabesi, tekke ve zaviyelerle, dini kıyafetler de gitti.

Gitmeyenler nereye gitti?
Onlar da yeraltına gitti.

Şimdi Türkiye, yaşadığı pek çok kriz ve sarsıntının ardından, yeraltına ittiklerinin tekrar yüzeye çıktığını görüyor. Şaşırıyor, panikliyor, korkuyor.

İlaç çare olmayınca aklına hep cerrahi yöntemler geliyor.

Kürtaj yapıyor, olmuyor;
Sezeryan yapıyor, olmuyor.
Doğurganlık hat safhada.

Normal doğumda karar kılıyor.

Dua okumaktan başka çaresi kalmıyor.