Kişisel inaçlara saygı, tartışmasız, yerleşmelidir. Hangi siyasal sistemde yaşıyorsak yaşayalım. Kişisel inançla birlikte, ibadetler, ritüeller hak olmayı elbette hakeder. Hem toplum, hem de devlet bu alanlara girmemelidir. Hatta kişilerin gönüllülüğe dayalı kurup parçası olacakları cemaatler de aynı hakkı hakeder.
İnançların, dine dönüşmüş olsun ya da olmasın, tarihi kökleri vardır. Çoğu bize Sümerlerin, Kenanlıların, İbranilerin, sonra da Arapların mirasıdır. Bu tarihi mirasın içinde mucizeler, korkular, hurafeler, büyü, mitoloji, yanılsama, ahlak ve adalet arayışları, ne ararsanız vardır.
İnanç meselesi, birey prikolojisinin, toplumsal kültürün adeta arkeolojisidir.
Fakat ilk iki kelimeye dikkat etmek gerek: "kişisel inanç".
Kişisel inançlar kollektifleştirilip siyasal harekete ve bu hareketin ideolojisine dönüşürse, mesele, "kişisel inanç"ların ötesine geçer. Geçtiği zaman da, diğer hareket ve ideolojilerin eleştiri ve rekabetine muhattap olmak zorunda kalır.
Eğer böyle bir değişimi "kişisel inanç" sahipleri savunursa, "inançların", her türlü politik, ideoelojik tartışmanın konusu olacağını da kabul etmeleri gerekir.
Bu durumda, nasıl çevre sorunu, maaş ve ücretler, diplomasi, eğitim gibi konular kamusal alanda her türlü biçim ve içerikle, tartışılıyorsa, inançlar da öyle tartışılabilmelidir.
Ama, inanç sahipleri, kamusal alana getirdikleri, politika ve ideoloji malzemesi yaptıkları inançlarının, tartışılmasına izin verecekler mi? Ya da verirler mi? Onlar benim her politikamı, öneri ve üslubumu tartışırken, ben de onlara karşı aynısını yapma hakkına sahip miyim? Mesela, herşeyi tartışalım, ama dinimi ve inancımı tartıştırtmam mı, derler. Diğer deyişle, ayrıcalık mı taleberler?*
İnançların politik limiti burada çizilir.
Bireyle cemaatin ötesine geçildiğinde, politik ve ideolojik alana geçilir. Bu alanın kuralları, doğası, gelenekleri, aktörleri, yapıları, tümüyle farklıdır. İnançlar bu alana girdiğinde ya paramparça olup, ideoloji sofrasının bir yiyeceği olur, ya da, kendisi dışında birşey bırakmaz.
* Yıllar önce ODTÜ' de bir derste, profesör İlhan Tekeli, kutsal konuların politkaya girmesiyle, politik taraflar arası eşitliğin bozulacağını söylemişti.