23.12.12

FAŞİZM VE DEMOKRASİ ARASINDA


Faşist ve sosyalist devletlere, ayrım yapılmaksızın, İkinci Dünya Savaşı sonrasında, liberal sosyal bilimciler tarafından "totaliter" rejim denildi. Mussolini, Hitler ve Stalin arasında fark görmediler. Çünkü soğuk savaşın en önemli silahı liberalizmdi. Hitler ve Stalin gibi birbirinin tam zıttı isimlerin ortak özelliği siyasal liberalizme karşı olmaları yanında, birinin burjuvazi, diğerinin işçi sınıfı adına da olsa, "diktatörlük" kurmuş olmalarıydı. Farklılık, zıtlık, düşman olma durumunu, liberaller hiç görmediler. Faşizmle sosyalizmi birbirlerine bezetmeye çalışıyorlardı. Faşizm yenilmiş, sosyalizmse, Amerika ve Batı Avrupa kapitalizmlerinin rakibi, hatta, düşmanı olmuştu.

Avrupa'da faşizm, sosyalist işçi mücadelesine karşı gelişmiştir. İktisadi bunalımlar, kapitalist ekonominin militarize edilmesini de gerektiriyordu. Faşizm, iç ve düşmanları tanımlayıp, harekete geçti. İçeride ve dışarıda esas düşman, sosyalizmdi. Sosyalistleri, hatta sosyal demokrat yöneticileri de, özellikle Almanya'da, yahudi olarak görüyorlardı. Almanya'da Birinci Dünya Savaşı'nın sonuçları da, sosyal demokratlarla, sosyalistlerin üzerine yıkılıyordu.

Almanya ya da Sovyetler Birliği, liberallerin değimiyle "totaliter" olduysa, sanayileşmiş ülke olmaları nedeniyledir. Totaliterlik, otoriterlikten fazla olmak üzere, sadece kamusal alanı değil, özel alanlara da müdahele ediyor, kişilerin özel hayatlarına kadar tasarruflarda bulunuyordu. Ancak gelişmiş bir ekonomi sayesinde bu kadar müdahelede bulunmak mümkündür. Yoksa, sadece, "otoriter" bir devlet olmak mümkündü.

Türkiye, ne kadar otoriter, ne kadar totaliterdir, verimli bir tartışma konusudur. Türkiye her zaman otoriterdir. Ama, totaliter olmak için, liberallere göre faşist ya da sosyalist olması için, gerekli şartların varolup olmadığına bakmak lazım.

Türkiye'de, şu anda güçlü bir sosyalizm, işçi sınıfı militanlığı var mıdır? Hayır! Ya da, dışarıdan gelen bir sosyalist devrim ihracı tehlikesi? Yine hayır!

Türkiye hala otoriterdir. Ama, iç ya da dış sosyalist tehdit olmadığı halde, totaliter de olabilir mi?

Eğer, sosyalist bir tehdit yoksa, bana göre Türkiye'nin klasik anlamıyla faşist olma tehlikesi en azından şu an için bulunmuyor.

Evet ama, Türkiye'nin siyasal rejimini nasıl tanımlamalı?

Otoriterliğin yeni bir versiyonuyla mı karşı karşıyayız? Ne faşist, ne de liberallerin dahil ettiği, sosyalizm türünden bir totaliterlik dışında, ne tür bir otoroiterlik-totaliterlik belasıyla meşgulüz?

Yanıt, liberallerin faşizm ve sosyalizm karşısında kendilerini tanımladıkları, bizzat "liberal" alan içinde mi tanımlanmalı?

Diğer deyişle, liberal olup da totaliterleşen bir otoriterlik mi söz konusu olan?

Liberal piyasa ekonomisiyle, liberalizmin siyasal kurumları arasında gittikçe artan bir çelişki, gerilim, kavga gözler önündedir.

Liberal ekonomi, siyasal liberalizmi reddetmeye başlamıştır aslında.

Piyasanın üstünde, temsil, yargı, yürütme şeklinde ayrılan özerk üç kurumla birlikte devletin yönetimi gittikçe zorlaşmaktadır.

Burjuva iktidarının gittikçe merkezileşmesi, oligarşik niteliğinin daha da belirginleşmesi, her şeyden önce yurttaşların temsili ile devlet yönetiminin meşruiyeti sorununu yaratıyor. Liberal piyasa ekonomisinin sorunları daha fazla merkezi ve oligarşik bir yönetim talebediyor. Ama temsil organları, tüm sistemi temsil etme, meşru gösterme yeteneklerini kaybediyorlar.

Temsil organlarının yanında yargı ve adalet organlarına aşırı yük binmesiyle, onlar da, adalet ve meşruiyet sorunuyla karşılaşıyorlar. Yürütme organları ise, her zaman eleştiri ve protestonun malzemeleridir.

Liberal piyasadan mağdur olanlar ve devlet yönetiminden ideolojik ve politik olarak uzaklaşan, dışlanan kitleler, mevcut düzeni tehdit ediyorlar. Bu kitleler, biran, bir süre, bir miktar "satın" alınabiliyorlar.

Ama, nereye kadar?

Liberal ekonomiyle liberal siyasal kurumları benimseyen ülkeler, bu arada Türkiye, liberal rejimi besleyecek ilave karlar, zenginlikler bulmak zorundadır*. Bu kaynakları bulamayan "liberal" ülkeler, Türkiye gibi, özgürlük ve baskıyı, ılımlılıkla despotluğu, demokrasiyle faşizmi birarada yaşamak zorundalar!

Bu nedenledir ki, kuvvetler ayrımı ilkesi, kuvvetler birliği pratiğine dönüşecektir.

Bu nedenledir ki, en liberal düşüncelerin yanında, en bağnaz, en ilkel düşünceler yeralacaktır.

Bu nedenledir ki, demokrasiler iç ve dış savaşlarla yaşayacaktır.

Piyasayla demokrasi ancak bu şekilde biraraya gelebilir. Piyasa böldükçe siyaset birleştirecek, siyaset böldükçe de, piyasa birleştirecektir.

Gayet güçlü, diyalektik bir süreç yaşanıyor.

Demokrasi liberal olduğu sürece, kaos kosmosa, kosmos kaosa, ama hep beraber olmak üzere, yolaçacaktır.

Piyasanın yarattığı parçalanma, kavga, siyasal istikrara, merkezileşmeye, otoriterliğe, totaliterliğe ihtiyaç duyuyor.

Siyasal otoriterlik, totaliterlik, disiplin, sertlik ise, yeni demokrasi taleplerine yolaçıyor.

Yeni demokrasi talepleri ise, çok güçlüyse, piyasanın bütünlüğünü, ki karlara, faizlere, rantlara bağlıdır, bozmaya başlıyor.

Piyasa yine güçlü tepkisiyle siyasete, daha otoriter ve hatta totaliter olması gerektiği yönünde mesajlarını veriyor.

Otoriterlik ve totaliterlik, ne faşizmden, ne de sosyalizmden, fakat bizzat piyasanın kendisinden geliyor. Ne kadar rekabet, ne kadar tekel, ne kadar demokrasi, ya da ne kadar otoriter ya da totaliter olunacak?

Türkiye'de sert rekabetçiler hükümet olduğunda, demokrasi istediler. Sert rekabetçiler tekel olmak istediklerindeyse, otoriter olmaya başladılar. Baskı ve korku altında, otoriterliğin yanına totaliterlik de koymuşlardır.

Önce telefon dinlemeleri, soruşturmalar, sonra kitlesel davalar, tutuklamalar, yargı üyelerinin toplu değişimi, geldi. Gazete ve televizyonlar dize getirildi. Polisin davranışları sertleşirken, dış politikada da sertlik dönemi başladı.

Otoriterlikle totaliterlik, demokratik usüllerle, kurumlarla yapılmaya başlandı hep.

***

Liberal demokrat ABD, içeride demokrat, dışarıda emperyalist olmuştur hep. Ama, bu ülke, ekonomik kaynakları zayıfladıkça, içeride de sertleşiyor. Terör bahanesiyle, olmadık yasal düzenlemeler yapmıştır. Protestolara karşı daha sert müdahelede bulunmaktadır.

Türkiye ise, en demokratik günleri yanında, en otoriter, hatta totaliter-faşist günlerini de yaşayabiliyor. İşçilerin, Alevilerin, Kürtlerin, öğrencilerin, aydınların, gazetecilerin yaşadıklarına bakmak yeterlidir.

***

Sosyalistler, burjuva demokrasisine "burjuva diktatörlüğü" diyorlar. Bujuva ülkeler de, sosyalist ülkelere, "diktatörlük", "totaliterlik" diyorlardı. Ama, sosyalistler sosyalist rejimlere zaten "proleterya diktatörlüğü" diyorlardı. Bu diktatörlük, Lenin'in deyimiyle, "çoğunluğun", çoğunluk olan çalışanlar sınıfının azınlık olan "kapitalistler" üzerindeki diktatörlüğüydü. Diktatörlük bujuvaziye karşıydı. Ama, kitleler için demokrasi vardı. Oysa, liberal burjuva rejimlerde, küçük bir bujuva azınlığı, çoğunluk olan çalışan kitleler üzerinde "diktatörlük" uyguluyordu.

Yüzde doksan dokuzun rejimine de, yüzde birinkine de, diktatörlük deniyordu.

Demek ki, demokrasi, faşizm, içice olup, liberal demokrasiler özgü. Demokrasi, otoriterlik, totaliterlik ise, yine içiçe, liberal sistemlerin farklı anları, durumları, renkleri, tepkileri...




------------------
* Liberal ya da sosyal demokrasinin "ilave" bir kar ya da rant gerektirmesi konusunda şu iki yazıya da bakılabilir:

http://ercangundogangazetta.blogspot.com/2012/11/demokrasi-ve-tekel-ranti.html


http://ercangundogangazetta.blogspot.com/2012/11/sosyalist-bilinc-sosyal-demokrasi.html

















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder