Hukuk tarihi ve doktrininde, "doğa hukuku" ve "positif hukuk" ayrımı vardır. İlki tanrı ve doğadan, diğeri, yasama organından ya da gelenekten gelir.
Doğa hukukunda kanıt ilkesi yerine, tanrının ve doğanın, haliyle de ona uyması gereken toplumun kuralları bulunur. Bu kurallara uymayan, hukuk dışına çıkar.
Positif ya da yapılan hukuk ise, kanıt konusunu, suçun delilleri olarak ele alır. Bu anlamda, bilimin kanıt ilkesini kullanır gibi görünür. Zaten bu çerçeve, usül hukukunu esas hukukunun üstüne koyar.
Usül hukuku, kanıt ya da delilin, iddianın doğru oluşturulup oluşturulmadığına, yargılamanın belli bir süreci izleyip izlemediğine bakar.
Eğer, kanıt ya da delil, usulüne uygun elde edilmediyse, tartışmasız, bir tarafa atılır, hukuki değeri bulunmaz.
Ya da, sanık olan kişi savunmasını usulüne uygun yapamadıysa, iddia kendini doğrulamış sayılmaz.
Sanıkla ilgili suç isnadına yolaçan belgeler, uygun şekilde elde edilmiş ve saklanmış olmalıdır.
Tanık olmaksa, positif hukukta başlıbaşına bir tartışmadır. Kimler tanıklık yapabilir, kimler yapamaz. Tanık denilen sadece iftiracı da olabilir. Ya da, ihbarcı, tümüyle yalancı....
Positif hukukta usül o kadar önemlidir ki, esasa geçişten önce büyük bir titizlik gerektirir. Bu titizlik gösterilmezse, esastan karar tesadüfen ya da vicdani olarak doğru alınabilir ancak.
Ancak, esasa geçmeden usül olarak hata yapılmaması, esastan değerlendirmenin hatasız yapılacağı anlamına gelmez. Çünkü kamunun avukatı olan savcı ya da iddia edenlerin avukatı ile hakim, usülüne göre yapılan yargılamanın kanıt, delil, iddia ve itiraflarını, savunmaları, nasıl değerlendirecek sorusu her zaman gündeme gelir.
Gerçi, suçun sabitliği diye bir kavrama başvurulacaktır elbette. Suç iddiası kanıtlanmıştır. Bu kanıt, adli tıptan da gelmiştir mesela. İddia, tanıklıklarla, kanıtlarla desteklenmiş, suç sabitlenmiştir.
Burada, kimin nasıl tanıklık ettiği, kanıtların nasıl oluşturulduğu, savcı, avukat ve hakimin kişisel yetenekleri, ideolojileri, mesleki bilgileri, her zaman tartışmaya açıktır.
Ama, pozitif hukuk, uslüne uygun yargılama yapıp, kararını da bir şekilde vermelidir. Zaten yargılamanın temyizi de olur. Ondan sonrası ise, yargılamanın bittiğini gösterir. Elbette, temyizin temyizine bakan yargı kurumları da uluslarası antlaşmalarla benimsenir. Yine de, yargı süreci bir yerde biter, bitmelidir.
Doğa hukukunda, nihai temyiz yeri ahlak ve tanrı kelamıdır. Onların yanında karşılaştırma usülü getirilir. Son sözü dini kurallar ve ilkeler söyler.
Ancak, ne doğa hukukunda ne de pozitif hukukta, kanıt ya da delil, biliminkiyle aynı anlama gelmez. Bilim gerçek ve doğrulama üzerinde kanıt bulurken, her iki hukuk türü de, suç delili arar.
Delil, delalet etmek, yani açığa çıkarmak anlamındadır. Empiriktir. Kanıt ise, teoriktir. Teorik olan kanıtsa, empirik delilleri rahatça bulur. Ama, empirirk delil üretme ya da bulma, teorik olmadığından, bağlantısız, bütünün içinde yeralmayan sonsuz sayıda delil üretebilir.
Burada, Arthur Conan Doyle (Sherlock Holmes'un yaratıcısı) ya da Agatha Christie türünden polisiye romancıların, teoriyle empirisizmi nasıl biraraya getirdiklerini düşünün. Bir de, tanıklara ve adli tıp raporlarına göre delil toplayıp bir insanı idama götürenleri. Hatta itiraf ve iftira edenlerin...
Şu konuyu söylemeye bile gerek yok: Doğa hukuku da, positif hukuk da, neyin suç, neyin delil olduğu konusunda evrim geçirirler. Siyasal durum, iki hukukun da yasalarını, suç tariflerini değiştirir.
Fakat yine de, hukuk her zaman empiriktir, dini, ideolojik ya da siyasidir. İktidara gelen kendi hukukunu yapar. İdeolojisine, ahlakına göre.
Bu durumda, bilimin kanıt ilkesiyle hukukunki hiç bir şekilde aynı olamaz. İlki evrenselin peşinde teorik kanıtlar sunar. İkincisi, kısmi, geçici olanın empirik delilleriyle çalışır.
Hukuk suçlu arar. Bilim, gerçek ve görüntü arasındaki uyumsuzlukla, hatta zıtlıkla uğraşır.
Bu anlamda, hukuk sadece delille, bilimse, kanıtla uğraşır.
Öyleyse, hukuk bilimsel olamaz. Ama, hukuk bilim konusu olur.
Hukuk hep empiriktir, günceldir. Bilimse, teoriktir, evrenseldir.
***
Hukuk o kadar empiriktir ki, sırf bu özelliği nedeniyle, sonsuz sayıda hata yapma kabiliyetine sahiptir.
Bir kişi eldiveniyle bir bıçak kullanır ve birisini öldürebilir. Sonra o bıçağı başkasının çıplak eline verir. Parmak iziyle masum kişi adam öldürmekten idam edilebilir.
Bir gün evinizde yokken siz, birileri bazı CD, silah ya da uyuşturucuları evinize bırakabilir. Kendinizi savunamazsınız bile.
Bir gün bir katil sizi telefonla arar. Siz de yanıt verip, sonra arkadaş olabilirsiniz bu kişiyle. Sonra katil evinizde kalabilir...."Yataklık" suçu işlemiş olursunuz kolayca.
Hukuk empiriktir, bu nedenle en empirist İngilizler bile, polisiye roman yazarak, polisiye delil yerine, bilimsel teorik kanıt peşine düşmek zorunda kalmışlardır.
***
Acaba bu güne kadar, kaçımız empirik hukukun kurbanı, mağduru olmuşuzdur?
Bu empirik hukuk hele bir de papazların, imamların elinde işlerse, hele bir de doğa hukukunun yardımcısı olursa, varın siz düşünün, delilleri, sorgulamaları, cezaları, infazları....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder