Batı müziği de kök olarak Yunan-Roma-Bizans müziğini temel alır. Ancak, onlar polifonik müziği geliştiriken, doğu, monofonik kaldı.
Buna zamanın papası Gregor'un kilisede yaptığı değişiklikler gösterilir. Gregoryan melodiler de, modern batı müziğinin temeli sayılır.
Doğrusu benim tespitim biraz teori, biraz da tarihle ilgili bir temele dayanıyor.
O da şu: Koro müziği tek başına polifoniye yolaçamaz. Önemli olan, koronun yanına özel bazı müzik aletlerinin eşlik etmesidir. Bu özel müzik aleti hem melodik, hem de akor ve haliyle arpej yapabilen armonik bir müzik aleti olmalıdır. Mesela, klavsen, piyano ya da gitar gibi.
Tarihe bakıldığında, organ kilise korolarıyla birlikte kullanılıyor olması lazım. Organ, piyanonun üflemeli, borulu hali olup, onun akrabasıdır.
Bu türden müzik aletleri, söylediğim gibi, hem armonik, hem de meodik, yani, melodi-ezgi çalabiliyor, hem de, daha önemli olmak üzere, melodiyle birlikte arpej ya da akor. Hatta, arpej yerine, bas sesler vererek, armoninin iskeletini alt yapı ya da özet olarak sunabiliyor.
Klavsen ya da organ türü bir müzik aleti yerine, piyano ya da gitar türü, hem armonik hem de melodik olan aletler de aynı işlevi görebiliyor. Ancak, piyanonun ses aralığının genişliği, bu genişliğin arttırılabilirliği ve aynı zamanda akor, arpej ya da bas melodileri diğer melodiyle verebilme özelliği, müziği gelişmeye, farklılaşmaya, karmaşıklaşmaya yönelten bir özelliktir.
Bir piyanist, organcı ya da klavsencinin sol eliyle başka, sağ eliyle başka ama birbirine uyumlu sesleri, melodik ve armonik olarak verebilmesi, üstüne üstlük bu müzik aletinin bir de koroyla, insan sesiyle birlikte kullanılması, kaçınılmaz şekilde monofonik müziği imkansız, gereksiz, zayıf hale getiriyor.
Klavsen, organ ya da daha sonra piyanonun yapmış olduğu polifonik zorlama, dönüşüm, devrim, diğer müzik aletlerinin müziğe eklenmesiyle, daha üst düzeyde bir polifoniye yolaçıyor.
Gittikçe karmaşıklaşan polifoni, yeni aletler ve seslerin müzik sistemine dahil olması, herşeyden önce bir kompozisyon, yani, besteleme sorunu ve ihtiyacı ortaya çıkartıyor. Bu müziği bestelemek, her ayrıntısını belirlemek, bestelemek zorunlu oluyor. Bu nedenle de, müziğin temel formlarını, armonik kalıplarını, ölçü ve ritimlerini formüle etmek gerekiyor.
Ve karşımıza, Bach gibi bir ilk formülcü, standartçı, klasik olacak şekilde ortaya çıkıyor. Elbette, kilise ve dini müzik bu organcının esas malzemesi, ilgi alanıdır. Nasıl Newton Tanrı'nın düzenini fizik formülleri haline getiriyorsa, Bach da, Tanrı'nın sesini formüle etmeye çalışıyor. Son derece aşkın, temiz, formüllü bir müziktir Bach'ın ki. Tam Yogacıların sevdiği gibi. Düzen ve huzur.
Ama, dediğim gibi, Bach'ın müziğinin arkasında, insan sesi ile klavsen, piyano gibi müzik aletlerinin devrimci bir alaşımı vardır.
Doğu'da, ne klavsen, ne oragnum, ne piyano, ne de gitar çalınmaktadır. Orada, insan sesine olduğu gibi eşlik eden, ritm veren, tefler, udlar, zurnalar vs. vardır. Kanun benzeri, piyano gibi kullanılabilecek aletler bile, ud ya da zurna gibi kullanılır. Çok seslilik imkanı olan bu aletler, en fazla, aralarda arpej yapar, ya da, basit akorlar "basar", eşilik olsun diye.
Denir ki, Doğu'nun teksesli müziğinde bir tür içsel çok seslilik vardır. Kastedilen tınıların çokluğudur aslında. Ya da, "ara sesler"in varlığı. Fakat buna, tek sesliliğin ayrıntılı, tınılı hale gelmesi demek gerek. Nameler böyle çıkıyor, farklı sesler arasında atlama yerine, süreklilik sağlanıyor.
Fakat, çok seslilik, herşeyden önce melodinin, melodilerle, armoni haline gelmesi, tüm bu armoni haline gelen seslerin, kompozisyon olmasıdır.
Bu arada, kompozisyonun Türkçe'sinin "besteleme" olmadığını belirtmeliyim. Doğu'da melodiler yazılır, bestelenmez aslında. Batı ise, melodiler armonik olarak, farklı müzik aletleri ya da insan sesiyle birlikte, roman gibi biraraya getirilir. Doğu'da yapılan bir tür zenaat iken, Batı'da yapılan aslında mühendisliğe, romancılığa benzer.
Klavsen, organum ya da piyanonun, alternatif olarak gitarın diğer müzik aletleri ya da koroyla birarada kullanılması, tüm ellerin, müzik aletlerinin ve seslerin, farklılaşmasını, uzmanlaşmasını gerektirir. Tüm bu ayrılık ve farklılıkların planlanması, koordine edilmesi, ama hepsinin önceden planlanması gerekir. Zaten buna da kompozisyon denmektedir.
Tekrar edip, basitleştirelim: Doğu'da hem armonik, hem melodik olan müzik aletlerinin olmaması, müziğin, seslerin farklılaşıp aynı anda kullanılmasını gereksiz hale getirmiştir. Yapılacak tek farklılaşma, zenginleşme, ara seslerin, namelerin, ritimlerin farklılaşması, zenginleşmesi olabilirdi ancak. İç sesler, tınılar, zengin ritimler bu nedenle, en çok Doğu müziğinde gelişti.
Fakat, Doğu'nun bu türden monofonik derinleşmesi, Batı'da gırtlakların zenginliğiyle zaten yapılıyordu. Bu gün hala, İrlanda Gırtlağı, Çingene Gırtlağı, benzersiz bir iç, monofonik derinlik sunabilmektedir.
Doğu müziği neden monofonik kaldı sorunu, Batı müziğinin neden polifonik olduğunun anlaşaılmasıyla anlaşılabilir. Doğu'nun hem melodik, hem de armonik müzik aletleri yoktur. Varsa bile, kanun gibi, sadece arpej ve name çalabilir.
Kaldı ki, Doğu dini ayinlerinde müzik ve dansı istemez. İsteyenler olduğunda ise, Aleviler gibi, onları istemez. Dans, müzik ve ibadet yanyana gelmez. Müzik yerine sadece "çağrı" vardır. Ya da, teke sesli bir ayinin melodisi.
Polifonik, çoksesli müzik, herşeyden önce uzmanlaşma, farklılaşma, ve kaçınılmaz şekilde plan ve kompozisyon demektir. Bu kompozisyonun zirvesi ise, Bach'tan uzunca süre sonra, Brahms'ın senfonilerinde görülür.
Senfoni bir tür müzik romanı, mühendisliği, ya da, planıdır. Yapısı, aktörleri, işlevleri, uyumu, ortaklığı olan bir bütündür. Müzik aletleri, romanın kahramanları gibi yerlerini alır, kendi hayatlarını yaşarlar. Bazan baş kahramanlar olur, ona konçerto denir. Ya da sadece bazı kahramanlar biraraya gelip, oda müziği yaparlar.
Ama, tek başına çalan bir müzik aleti dahi, solosuyla resital verir. Resital tek kişilik konçertoya benzer. O bile, monofonik sayılmaz.
***
Batı'nın müziğinde bireyler vardır, bu bireylerin ilişkisine toplum denir. Ama, bireyler sınıflara ayrılır, tek başlarına bir anlam ifade etmezler. Bazan da, tek başlarına resitallerini verebilirler ama. Ama o zaman da, tek aletin konçertosu olurlar.
***
Öyleyse, müzik topluma çok benzer.
Avrupa'da bir gün "sermaye" diye bir "toplumsal ilişki" ortaya çıkmıştır.
Müzikte de, sermayeye benzer bir "ilişki" biçimi ortaya çıkmıştır.
Bana göre bu ilişkiyi, hem armonik hem de melodik müzik aletleriyle, kiliselerde koronun biraraya gelmesi yaratmış olmalıdır.
***
Doğulular, çok sesliliği boşyere piyano ya da gitarla öğrenmeye başlamıyorlar. Hem melodik hem de armonik müzik aletleridir bunlar. Hele de insan sesiyle, koroyla biraraya geldiklerinde, kaçınılmaz şekilde Avrupa'nın müzik evrimini, devrimini, takip etmeye zorlarlar insanı.
Yine de, Doğu monofoninin derinliklerini keşfetmiş halde, Batı'nın çok sesliliğini de öğreniyor. Ara sesleri, tınıları, nameleri, zengin ritimleriyle, belki Brahms'tan daha büyük Brahms'lar çıkarabilir.
------
Bu yazıyı sevgili Özgür ile Selen'e armağan ediyorum.
----
Bu yazıyı yazarken, klavsen derken piyanonun atasını bazan da organumu düşünerek yazmıştım. Elbette klavsen piyanonun ilkel bir hali olup, piyanu gibi tellere vurmayıp çekerek sesini veriyor, organum gibi boru üflemeli bir alet değildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder