Lenin'in 1902
yılında yazdığı Ne Yapmalı? küçük bir kitap, sadece bir broşürdür.
Ancak, Rus Devrimi'nin bilinç, haliyle örgüt ve propaganda teorisini de
hazılrlamıştır.
Lenin bu
çalışmasıyla, işçi sınıfının kendi hali ve mücadelesiyle sosyalist bilince
ulaşamayacağını, bu bilincin ancak, "dışarıdan", sosyalist küçük
burjuva aydın ve liderlerce verilebileceğini, kabul etmiştir. Bu bilinç
sorununu Marks ve Engels de görmekle birlikte, onların zamanında, bilincin
tersine dönüşü, parçalanması, kapitalizmin geldiği aşama, işçi sınıfına hala
bir kendiliğinden bilinç geliştirme imkanı verebiliyordu. 19. yüzyıl Avrupa
işçi sınıfı hem çoğunlukla ateistti, hem de sosyalizmden komünizme yükselebilme
yeteneği göstermişti.
Leninistlerin hep
vurguladığı gibi, Marks'ın dönemi, emperyalizmin ya da tekelci devlet
kapitalizminin henüz berraklaşmadığı bir dönemdir. Hala serbest piyasa
kapitalizminin güçlü olduğu, finans kapitalin henüz sanayi kapitaline bağlı
olduğu bir dönemdi.
Marks'ın
döneminde, sosyalist bilinç oluşumunun önü henüz tümüyle tıkalı değildir.
Yoksulluk, işsizlik, iktisadi krizler, savaşlar, mevcut ideolojileri yerle bir
edip, sosyalist-komünist düşünceye yer açabiliyordu.
Marks'ın döneminde
esas sorun, mevcut devlet iktidarının ele geçirilip, yerine bir işçi
diktatörlüğünün, devletinin kurulması, özel mülkiyetin iktisadi yaşam araçları
üzerinde kaldırılması, devletleştirilmesiydi.
Marks'ın kentli
sanayi işçileri, her anlamda, sosyalist bilinç ve örgütlenmeye yakındırlar.
Köylülerse, kentli işçilerin devrimine bağlanacak, gerici eski güçlerin
etkisinden kurtarılacaktı.
Sosyalist bilinç,
Marks için, politik ve iktisadi mücadelenin hem kendisinde vardı, hem de bu
mücadeleyle birlikte gelişiyordu. Diğer deyişle istenilen bilinç sosyal
ilişkilerin varlığı nedeniyle zaten vardı ve mücadeleyle daha da gelişiyordu.
Tek eksik, Marks'ın bizzat başta yaptığı gibi sosyalist sınıf mücadelesinin
teorisini kurmak, bu teoriyle mevcut sosyalist bilinci bilimsel, sistemli ve
tarihsel hale getirmekti.
Bilindiği üzere,
sosyalist bilinç Marks'ın sonrasında, "sosyal-demokrat" bir bilinç
olarak dönemin en büyük sosyalist partisi olan Alman Sosyal-demokrat İşçi
Partisi'nde gelişti. Bu parti Marks'tan etkilenmekle birlikte, zamanla
reformist, parlementarist, evrimci bir sosyalist partiye dönüştü. Kapitalist
sistem, emperyalist rantlarla, işçi sınıfını zaten bu yola davet ediyordu.
Demokratik haklar yanında ekonomik haklar, işçi sınıfı sosyalizmine sadece
yasalarla, kamu politikalarıyla elde edilebilecek bir refah ve özgürlük yaratabiliyordu.
Lenin,
sosyal-demokrat parti tabanlarını oluşturan işçi sınıfına,
"aristokratik" işçi sınıfı demiştir. Sendikacı, reformist liderliğe
sahip bu sınıf için, sosyal-demokrat refah, dönemsel seçimlerle hükümete
gelmek, muhalefet baskısı yaratmak, sendikal ve parlementer mücadele vermek, yeterli ve
tatminkar görünmüştür.
Lenin'in demek
istediği, iki yönlüdür: İşçi sınıfı sosyalist bilinçle tanıştırılmazsa en fazla
sendikacı sosyal demokrat olabileceği, bunun yanında da, sosyal-demokrat işçi
sınıfı aristokrasisiyle, sosyalizme de gidilemeyeceğidir.
Demek oluyor ki,
sendikacı işçi sınıfı sosyalizmle buluşturulmadığında, sendikacı, refahçı bir
sosyal demokrasiye yolaçabiliyor. İkincisi, sosyal demokrasi için, mutlaka,
emperyalist rantın dünya piyasalarından çekilip, bir kısmının yerli işçi sınıfının
gelirlerine ilave edilmesi gerekiyor.
Öyleyese, Lenin'in
Avrupa işçi sınıfında gördüğü, emperyalist rantla refahı yükselitlen, haklarını
arttıran, parlementarist, sendikacı alan hapsedilen, reformist bir sınıf
politikası ve bilinciydi.
Bu politika, bu
bilinç ve bu emperyalizm tarafından yaratılan imkanlar, aslında Lenin'in
kendiliğinden gelişen bilincin sosyalist olamayacağı yönündeki tespitinin
açıklamasıydı. Lenin'in zamanında Avrupa'da (Kuzey Amerika'da' da) işçi sınıfı
sistem içinde bir şeyler elde edebileceğini görmüştür.
İşçi sınıfı Marks
zamanında ise, sistem içinde kalarak kendini kurtaramayacağını düşünüyordu.
Sistemin dışında sistemler peşinde olduğu için, kapitalizmin dışına ve ötesine
geçip, sosyalist olabiliyordu.
Lenin aslında
emperyalist rant elde etmekten yoksun zayıf kapitalist toplumlarda, ya da böyle
ilave bir karın henüz işçi sınıflarına dağıtılmadığı, diğer deyişle, işçi sınıfının
henüz "satınalınamadığı" toplumlarda, sosyal demokrat reformist
bilinç henüz tam gelişmeden, işçi sınıflarına sosyalist bilinç verme imkanının varolduğu
görmüştür.
Lenin'in dışarıdan
sosyalist bilinç vermek istediği, aslında henüz sosyal-demokrat, reformist,
parlementarist bilince erişmemiş işçi sınıfıdır. Sosyal-demokrat trene
binmemiş ve de binemeyecek toplumlarda, sosyalizmin tıpkı Marks döneminde olduğu gibi
gelişebileceğini görmek, Lenin'in bilinç teorisinin farkedilmeyen katkısıdır.
Marks'tan farklı
olarak Lenin, köylü sınıfının sorunlarının, işçi sınıfının devleti ele
geçirmekte bir kitle desteği olarak kullanılabileceğini de görmüştür. Marks, köylülerin,
taşranın, devrimci kentli işçi sınıfını boğmasının, gerici amaçlarla kullanılmasının,
önlenmesi gerektiğini söylüyordu. Oysa Lenin, onların taleplerini, işçi sınıfının
taleplerinin yanına koyup, köylüleri geçici olarak işçilerin müttefiki yapıyordu. Sınıf ittifakı
kurulacak, sonra da, sosyalizme geçileceği aşamada, bu ittifak sosyalizm için, bozulacaktı.
Marks'tan sonra
Lenin'in devrime katkısı özetle buysa, Lenin sonrasının Marks ve Lenin'i nasıl
düşünebilir?
Herşeyden önce, sadece sosyal demokrasinin gelişmediği ya
da çöktüğü toplumlarda, Marks ve Lenin teorisinin işleme imkanı vardır.
Bu tespitin
açılımı şöyledir:
1) Emperyalist
ranttın yokluğu, sosyal demokrasinin oluşmasına imkan vermez.
2) Emperyalist
rantın tükenmesiyle, mevcut sosyal demokrasiler çözülmeye başlar.
Birinci durumda
sendikacılık, reformizm, parlementarizm, refah arayışları hüsranla sonuçlanır.
İkinci durumda,
çözülmekte olan sosyal demokrasiler, emperyalist rantın elde edilmesi için,
emperyalizmi daha da şiddetlendirir.
Birinci ve ikinci
durum, sosyal demokrat aşamaya gelememiş ülkeler için sömürü oranlarının daha
da arttırılmasını gerektirir. Refah toplumu aşamasına gelememiş olanlar, bir
de, sosyal demokrat düzenlerini sürdürmek isteyen emperyalist toplumlara ilave artı değer
yaratmak durumundadır.
Henüz sosyal
demokrat aşamaya gelememiş işçi sınıfları, artan yerli sömürü yanında, küresel
sömürüye de maruz kalmak durumundadır.
Lenin'den farklı
olarak şu tespit ve iddiada bulunabiliriz: Olağan ortalama karların ve emperyalist
rantın aynı anda yaratılıp ödenmesi, sosyla demokrat aşamaya gelemeyen ülkeler
için, imkansızdır. Dünya kapitalist sistemine sosyalist saldırılar,
"emperyalizmin zayıf halkalarından" değil, emperyalist rantı yerli
artıdeğere ilaveten yaratmak zorunda olan işçi sınıfı toplumlarından gelebilir.
Bu işçi sınıfı
toplumları, hem kapitalizmle emperyalizmi özdeş görebilecek, hem de, yerli ve
yabancı kapitalistleri aynı sınıfın parçası olarak kavrayabilecektir.
Bu toplumlar, hem kar,
faiz, rant kategorileri, hem de işçi ve köylü arasında, fark görmeyen işçi sınıfı toplumları
olacaktır.
Bu toplumlar,
demokrasi ile sosyalizm arasında da fark görmeyecektir. Biri için diğerini,
isteyecektir.
***
Artık sosyal
demokrasi ya imkansız, ya da varolduğu haliyle çözülme sürecindedir.
Kapitalizmle emperyalizm arasında teorik bir ayrım artık kalmamıştır.
Köylülük çoktan
çözülmüştür.
Kent-kır ayrımı,
önemini yitirmiştir.
Rant-faiz-kar
arasında ayrımlar belirsizleşmiş, kapitalizm özel ya da kamusal borçlanmaya
dayanmaya başlamıştır.
Borç verenlerle
boçlananlar arasındaki ilişkiler, özel ve kamusal kişileri, yerel, bölgesel ya
da küresel seviyeleri aynı anda kapsamakta, dünya, iktisadi olarak borçlularla
borç verenler, çalışan ve çalışanların zenginliğini piyasadan çekenler arasında,
bölünmeye başlamıştır.
***
Marks'tan Lenin'e
geçiş, emperyalist rantlar ve bilinen sosyal demokrasinin oluşumuyla
gerçekleşti.
20. yüzyıl
devrimleri, Lenin'in teori ve pratiğininin yerel ve aşırı örnekleriyle doludur.
Artık, Marks-Lenin
teori ve pratiğinin bir anlamda daha elverişli, bir anlamda da, daha zorlu
şartlarına varmış oluyoruz.
Marks için,
kapitalizm-sosyalizm, kent-kır, işçi-köylü, kar-rant-faiz ayrımları açık ve
netti.
Marks, sosyal ve iktisadi categorilerin büllurlaşmasını görüyordu.
Marks, sosyal ve iktisadi categorilerin büllurlaşmasını görüyordu.
Lenin'le, tüm bu
ayrımlar, emperyalizm-kapitalizm, ezen-ezilen uluslar,
komünizm-sosyal-demokrasi ayrımları çerçevesinde kuramsallaştırılıp aşılmaya
çalışıldı. Lenin, elbette, "finans kapital"in yeni bir kategori
olduğunu da, bankaların hakimiyetinde sanayi ve para sermayesinin birleştiğini
de formüle etti.
Marks, işçi
sınıfyla sosyalist bilinç arasında aşılmaz bir mesafe görmemiştir.
Lenin, adeta
engel, uzaklık, hatta zorunlu olmayan bir ilişki var, diyordu.
Günümüzdeyse,
kapitalizm kendini en çok borç ilişkileriyle, işsizlikle gösteriyor. Eski
dönemlere gidip, kapitalistleri tefeci olarak görmeye başlıyoruz. İşsizlik,
parasızlık, mülksüzlük, sömürüye dayalı sınıflı bir toplum olduğumuzu en sıradan insanın gözünde
bile apaçık hale getiriyor.
Marks ya da
Lenin'in zamanında, kitlesel sınıf grevlerinin, örgütlenmelerin, ayaklanmaların
sosyalizme gidişte başlangıç olacağı düşünülüyordu. Oysa bu gün, herkes azami
derecede borçlanıp, hiç bir şekilde borcunu ödemese, kapitalist firmalar
tümüyle çökecektir. Çalışan sınıflar sadece ve sadece devletin zor gücüyle
başbaşa kalacaktır. Ama, devletin zor gücünü çalıştıranlar da sadece devletin
çalışanları olduğundan, bu gücün de anlamı kalmayacaktır.
***
Lenin'le
Gramsci'nin devlete devrimci bakışlarında, şu nüansı görebiliriz: İlki devleti ele
geçirmek, diğeri devlet olmak esastır der.
Ancak, iki bakışı
benimseyerek, şu perspektifi de ekleyebiliriz:
Sermayeyi tümüyle
iflas ettirip, devleti felç etmek! Ardından da yeni ekonomiyle devleti kurmak!
***
Tarihsel eşit
gelişmeye örneklerden sonuncusu belki de, sosyal demokrasiyle ilgilidir.
Köleciliği köklü
ve sistemli yaşamayan toplumlar, daha köklü ve sistemli feodal toplumlara
dönüşebildi. Kapitalizmi tam yaşamayan toplumlar da, kolaylıkla sosyalizme
devrilip, evrilebildiler.
Sosyal demokrasiyi
kuramayan toplumlar da, Sovyet sonrası sosyalizm konusunda daha başrılıcı
olacak gibi görünüyorlar.
Ancak, Marks'ın
bakış açısını benimsersek, gelişmiş kapitalizm ve sosyal demokrasiyi kurmuş
toplumlar daha ileri aşamada yine öne geçip, bu kez de komünizmi daha kolay
kurabileceklerdir.
Öyleyse, Lenin
yine haklıdır: Geri bir ülke devrim yapabilir, ama, kendini devam ettirmek
için, ileri olanların devrimine de ihtiyaç duyar.
***
Bilincin oluşumu
kitleler için, her şeyi basit ve çıplak görmeye dayanır. Bilim adamları
gerçeği basit ve çıplak şekilde görmek için, yoğun bir bilgiye, güçlü bir
teoriye ihtiyaç duyarlar.
Kitleler ise,
sermayenin, devletin, ideolojilerin arka planlarını, sadece ve sadece, sermaye
tefeci, devlet zorba ve efendi, ideolojilerse, iyice yalana dönüştüğünde
görebilirler.
Marks'ın
dönemininin tam tersine, sermaye ya da değer, kapitalist öncesi dönem gibi,
basitçe ikiye ayrılmaya başlamıştır. Ücretler (maaşlar dahil) ve artı değer
şeklinde.
Politikacılarla
bürokratların saygınlıkları da hızla azalıyor. Tekrar, basit şekilde,
yöneten-yönetilen ayrımıyla karşı karşıya geliyoruz.
İdelojilerse,
yerlerine geçip tasfiye ettikleri, eski mistik, ütopik, dini düşüncelerle
yeniden karşıya karşıyadırlar.
Bu durumda, nasıl ki sağ
ideolojiler daha muhafazakar hale geliyorsa, sosyalizm de, zorunlu olarak, eski
ütopik dönemiyle, anarşizmle karşılaşmak ve bir şekilde buluşmak
durumundadır.
Sağ ideolojiler
dine yakınlaşıyorsa, sol da, eski ütopik halini daha fazla gündeme
getirebilir, getirmelidir de.
------
İlaveten şu yazıya da bakılabilir:
http://ercangundogangazetta.blogspot.com/2012/11/demokrasi-ve-tekel-ranti.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder