J.P. Sartre denemelerinin birinde, "demokrasi demokrasi karşıtlarına yer verir mi", diye zor bir soru sorar.
Avrupa ve Amerikan demokrasileri, bu soruya yanıt bulmuştur. Demokrasi sadece "faşizme", "faşist örgütlenmelere" yer vermez. Örgütlenmenin, ifade ve yayın özgürlüğünün sınırı, faşizmle çizilir.
Bu demokrasiler, şiddet ve ırkçılık baskılandığı sürece, faşist vatandaşların da politika yapmasına izin verecek kadar, ilerlemiş, derinleşmiştir. Hukuk freninin yanında, siyasal kültür de, kendi sınırlamalarını yapar çünkü.
Sartre'nin sorusu, demokrasinin ileri ve derinliği sayesinde, "evet" şeklinde yanıtlanmıştır.
Demokrasi, sınırlı anlamında, tüm vatandaşların aynı hukuka bağlı olması, yani, oyunun kurallarının her vatandaş için eşit ve aynı olması demek. Buna hukuk önünde eşitlik deniyor. Demokrasi bir de, hukukun hakim, üstün olması demektir ki, bu tüm kamusal işlerin hukuka uygun yapılması anlamına geliyor. Bu nedenle, hukuk devleti, hukukun üstünlüğünün diğer ifadesi oluyor.
Fakat, demokrasinin bu tanımı, "hangi hukukun" üstün ve geçerli olacağı ile hukuk önünde eşit kabul edilen vatandaşların, sosyal ve toplumsal yönden birbirleriyle "eşit mi", sorularılarıyla, yetersiz, hatta kusurlu hale gelmeye başlar.
Birinci soru, vatandaşın seçimiyle gelmiş olanların hukuku oluşturduğu, bu nedenle de hukukun "herkesin hukuku" olduğu fikriyle yanıtlanır. İkinci soru ise, "sosyal devlet" politikalarıyla.
Öyleyse, demokratik bir seçim sistemi ve demokratik sosyal devlet, hukuki anlamda demokrasi tanımının zorunlu koşulları haline gelir.
Bu yanıtlarla, takviyelerle, demokrasi kusurlarını gidermiş görünür. Görünür çünkü, "demokratik seçim sistemi" yönetim bunalımına neden olurken, "demokratik sosyal devlet" de, piyasanın yarattığı zenginliğin büyük kısmına devletçe el konulup vatandaşa tekrar dağıtılmasına, enflasyona, devlet borçlanmasına yol açar.
Öyleyse, demokrasi ihtiyaç duyduğu bu takviyelerle çelişkiye düşer. Demokratik seçim sistemi, doğrudan ya da dolaylı olarak, oligarşik, bürokratik örgütlenmelere yol açarken, "demokratik sosyal devlet" de, devleti piyasayla karşı karşıya getirir.
Sartre'nin sorusuna dönelim: "Demokrasi kendi karşıtlarına yer verir mi?" Sartre'ın sorusu, diyalektik bir kavrayışa sahip gibi görünmekle birlikte, demokrasiyi diyalektik bir bütünlük ve süreç olarak görmekten uzaktır.
Aslında demokrasi, kendini devam ettirmek için kendi karşıtını yaratmakta, diyalektik farklılaşmaya uğrayıp, demokrasi olmaktan çıkmakta, kendini idame ettirmek için oligarşik hale dönüşmektedir.
Antik Yunan Felsefecileri, siyasal rejimlerin birbirine dönüşmesinin formüllerini dahi yapmışlardı. Burada bir kez daha gösterildi ki, bir rejim nasıl zamanla demokrasiye dönüştüyse, demokrasi de, nihayetinde oligarşiye dönüşüyor.
"Demokrasi kendi karşıtlarına yer verir mi" sorusunu, "demokrasi kendi karşıtını yaratır, hatta, oligarşiye dönüşür" diyerek, yanıtlamış olduk.
Elbette bu dönüşümün biçimi, hızı, ülkeden ülkeye değişir. Güçlü bir demokrasinin dönüşümüyle, zayıf olanınki, birincisinde ya İngiliz usulü yavaşça, uzlaşmayla olur, ya da, ikincisinde, hızla, zorla, şiddetle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder