24.8.12

PLANLAMA: MEKAN, ZAMAN, SOSYALİZM


Planlamanın kökeninde rasyonalizm, ilerleme, bilimsellik, ütopya vardır. Bu dört kök de, Aydınlanma düşüncesine dayanır, ya da onunla ilişki kurar.

Rasyonalizm, ilerleme, bilimsellik, ütopya, on dokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru, tarihsel olarak aşılır. Rasyonalizm teorik düşüncenin sadece bir ilkesi haline gelirken, ilerleme devrim düşüncesine, bilimsellik sosyal ve doğa diyalektiğine, ütopya da sosyalizm mücadelesine doğru gelişir. En azından nüfusun önemli entelllektüel, bürokratik bir kesimi için.

Ama, bu gelişmeler, planlamanın, planlama düşüncesinin gelişimiyle ilgilidir. Onun nesnel nedenleri, sanayi ve kentleşmedir. Sanayisi hızla gelişen bir toplum, sadece yeni ve taze iş gücüne, onun yerleşeceği alanlara ihtiyaç duymaz. Aynı zamanda faaliyetlerin farklılaşmasına, belli alanlarda yoğunlaşmasına, birbiriyle uyumlu yanyana gelişlerine de ihtiyaç duyar.

Kenti hiyerarşik parçaları olan bir bütün şeklinde düzenlemek için gelişir planlama. Merkez ve çevreleri belirlenmeli, bunlar da birbirine bağlanmalıdır. Merkez ve çevre arası da, haliyle yeşil alanlarla, ulaşım kanallarıyla doldurulacaktır.

Bu mekansal planlama, zamanı planlamaz ama, piyasanın zaman planlarını veri olarak alır. Zamanın planlaması piyasaya bırakılır. Bu nedenle de, mekan-zaman dualitesine dayanan bu planlamaya, kapitalist mekan planlaması diyebiliriz. Zaman, istenmeyen mekansal uzaklıkların kısaltılmasını hedeflemek anlamında dikkate alınır. Ya da birbiriyle uyumlu olmayan faaliyetler arası mesafeler arttırılır. Bu haliyle gelişen mekansal planlama, ulaşımın hızlandırılması, uyumlu faaliyetler arası yakınlığın sağlanmasına çalışmak, mevcut nüfus artışlarının gelecek tahminleri dışında, zaman planlamasıyla ilgilenmez.

Zaman planlaması üzerinde kısıtlı imkanı olan bu mekan planlama anlayışı, olsa olsa, kentin kaba bir gelişim şemasını, az sayıda belli tasarlanmış alanları, yaratabilir.

Mekanın serbest piyasaya rağmen planlanmaya çalışıldığı bu mekan planlama biçimi, ilgili faaliyete ve taleplere göre kentin belli parçalarında yapılan tasarımlardan ibarettir. Çünkü mekan planı, ne zaman nerede ne yapılacağını bilme imkanına sahip olmadan yapılmış bir gelecek tasarımıdır.

Zaman planı olmayan bir mekan planına, mekan tasarımı demek daha doğru olur.

Bu kapitalist piyasa ekonomilerine sahip ülkelerde gerçekleşen durumdur.

Çözüm olarak, planlamanın zaman kısmı, iktisadi planlamının sorumluluğuna bırakılmıştır. Ama burada da, iktisadi gelişme mekan planından bağımsız ve ondan önce planlanır. Mekan arazi'ye, yer'e indirgenir. Zamansız mekan planlaması bu kez, yine dualist bir niteliğe bürünerek, iktisadi ve mekansal planlama farklılığı, ayrımı ya da karşıtlığı içinde yapılır.

Bu da, sosyalist ülkelerde gelişen planlama anlayışıdır. Artıları oldukça fazladır, ama, planlama sorunu çözülememiştir.

Toplumsal düzeyde, hem toplumsal zaman, hem de toplumsal mekan, aynı anda, bir bütün olarak planlanabilir mi?

"Modern" dönem için, zaman mekanın önüne, üzerine konuldu denir.

Aslında olmuş olan, iktisadi zamanın, toplumsal mekandan koparılması gibi görünüyor.

Ücret seviyeleri, kar oranları, rekabetin şiddeti, krizlerin gelişi ve çareleri önceden pek bilinemez. Piyasa, planlamaya sadece karşıt değil, onun alternatifidir. Piyasa varsa, zamanı planlamak mümkün değildir.

Mekan planlanabilir mi, sorusu ise, daha kolay yanıtlanabilir: Planlanamaz, ama tasarlanabilir. Ama, tasarımın da bir şekilde plan gerektirmesi nedeniyle, tasarım bile çok fazla mümkün değildir. Öyleyse, tasarımdan çok, geçici düzenlemeler demek daha doğrudur.

Avrupa kentleri, hayranlık uyandırıyor, hoşa gidiyor. Bu kentlere sayısız "koruma" ve  "tasarım" müdahelesi yapıldığı anlaşılıyor. İktisadi kaynaklar da, mekan kalitesini arttırmıştır. Ama, Avrupa kentlerinin planlı kentler olduğunu söylemek mümkün değildir. Oralarda olan, zenginliğin, tasarımın, refahın, belediye ve devlet örgütlenmesinin daha hızlı ve verimli olmasının sonuçları olsa gerek. Bir de görgü, zevk gibi, eğitimle, refahla artan "kentli" nitelikleri.

Planlamanın Aydınlanma'yla gelişen zihinsel temelleri, mekan-zaman dualitesine dayanıyordu. Bu dualite nedeniyle, ne mekan planı, ne de piyasanın yokluğunu gerektiren zaman planlaması, gelişebilmiştir.

Geliştiği sosyalist ülkelerde de, önce iktisadi "gelişme" planları ve ona uygun mekansal planlar üretilmiştir.

***

Belki de, yapılmış olduğu şekliyle ne zamanı, ne de mekanı planlamaya çalışmak gerekiyor. Yapılması gereken, herkesi çalışır hale getirip, çalışma saatlerini azaltmak ve herkese genel ihtiyaçlar fonu oluşturmanın yanında, ortak zenginlikten eşit pay vermektir. Sömürüye temel olan mülkiyeti de, devlet mülkiyeti değil, toplumsal, ortak mülkiyet haline getirmek gerekiyor.

Ücretlerde, çalışma saatlerinde yapılacak eşitleme, mekanın ve zamanın planlanmasını da toplumsal ve eşit hale getirir. Ne, nerede, nasıl, hangi sürede yapılacak, gerçekleşecek? Ne kadar zaman, nasıl bir mekan gereklidir? Bu sorularla sorunlar, kim tarafından sorulur, kimlerce tanımlanır, ona bakmak gerek.

Aydınlanma üzerine oturan planlama çoktan bitti. İlk sosyalizmler ise, önemli bir deneyim, değerli bir ders bıraktı.

Şimdi yeni bir sosyalizm, yeni bir planlama, yeni bir toplum, zamanıyla, mekanıyla, önümüzde duruyor.

***
Acaba, devlet mülkiyetiyle toplumsal mülkiyet arasındaki ayrım bilinseydi,

Acaba, Stalin ücret farklılaşması politikasını uygulamasaydı, ya da ondan sonra bu politikadan vazgeçilseydi,

Acaba, sadece kamusal mülkiyet değil de, ayrıca çalışma ve yaşam biçimlerine, süresine, yerine de, yoğunlaşılsaydı,

Acaba, planlamayı GOSPLAN değil de, tüm toplum, fabrikalarda, okullarda, şehir merkezlerinde, kitabevlerinde, madenlerde, Bolşoy Balesi'nde, köylerde, hastahanelerde, itfaiyelerde, Pravda gazetesinde, parti meclislerinde, mahallelerde, ....birlikte yapsaydı,

Ne olurdu?














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder