Psikiyatristlerin hastalık listesinde bu hastalığın olup
olmadığını bilmiyorum.
Fakat, yıllar geçtikçe farfkediyorum ki, okuyup yazmak, bir
hastalık. Bir virüs ya da bakteri, belki de mutasyondan kaynaklanıyor. Güneş ve
radyasyon da nedeni olabilir.
Ya da, sosyal bir rahatsızlık.
Öyle bir rahatsızlık ki, tedavisi, ilacı bulunmuyor. Çünkü
hastalık olduğu kabul edilmiş değil henüz.
Hastalık, olağan faaliyetlerin yapılamaması demek.
Örneğin, olağan şekilde, nefes alıp veremediğinizde, hastasınız demektir.
Okuyup yazan da, olağan şekilde düşünüp davranamadığına göre,
onun da hastalık olarak kabul edilmesi gerekir. Hem tıbbi, hem de sosyal bir
hastalık.
Bu nedenle, Türkiye okuma yazma hastalığının en az görüldüğü toplumlardan biri. Oldukça sağlıklı görünüyor. Sadece proteini, çekapları eksik
bırakıyor. Ama okuma yazma illetinden
uzak duracak kadar akıllı, zeki.
Bu hastalığa neden olan bir virüs ya da bir bakteriyse,
çocukluğun bir döneminde vücuda giriyor olmalı. Vücuda girince de, hemen beyne
yerleşiyordur. Beynin kimyasını değiştirip, okuma yazma gibi tuhaf,
olağandışı hareketlere sebep oluyor.
Mutasyon kaynaklı bir bozulma da olabilir. Kromozonların
yapısının bozulmasıyla, okuma yazma geni tesadüfen gelişiyor da olabilir.
Hiç hesaba katmadık ama, okuma yazma hastalığı, Allah’tan
gelen bir bela, bir ceza da olabilir. İnancın yerine aklı koyanın cezasıdır
belki.
Bu hastalığa ilk tutulduğumda, çocuk yaştaydım. Hastalığımın
zirvesi üniversite yıllarında oldu. Sürekli okuyup yazıyor, okula sadece
dinlenmeye, bildiklerimi, öğrendiklerimi anlatmaya gidiyordum. Notlarım
ortalama seviyede kalıyor, bu hastalığa tutulmayanlara imreniyordum. Hatta
onları kıskanıyor, yakalandığım illete lanet okuyordum. Ama yine de bildiğimi okuyordum.
Okuma yazma hastalığının semptonları (belirtileri) yüksek
beyin ateşi, aşırı parlayan gözler, bir de, gülümsemeyle karışık bir
alaycılığın yüzde belirmesidir. Diğer belirtiler, eleştirellikle, kurgusal
aklın gelişmeye başlamasıdır. Hastalık bu belirtilerle ileri bir aşamaya gelmiş
demektir. Tabii, tedaviyle, bir önceki
aşamaya geçmek mümkündür. Ama bu illetin illet olarak kabul edilmemiş olması
nedeniyle, tedavisi konusunda, sadece kendi
tespit, teşhis ve tedavi yöntemlerime dayanarak yazıyorum.
Bu illetin bir sonraki aşaması, prolific aşamadır ki, burada artık hastalık son ölümcül darbesini indirir.
Bu illetin bir sonraki aşaması, prolific aşamadır ki, burada artık hastalık son ölümcül darbesini indirir.
Prolific aşama, belki Sokratik (Sokrat'ın kendisi
yazmazdı aslında ama), belki Hegelian ya da Marksian, belki de Niçeist aşamaya
tekabül eder.
Hastalık ya da illet, prolific
aşamayla birlikte, yayılma, bulaşma özelliği gösterir. Önce adeta karantinaya
alınmış gibidir. Prolific aşamayla,
artık bu okuma yazma illetine kapılmamışlar kendilerini karantinaya almaya
başlarlar.
Okuma yazma hastalığının, oluşumu, gelişimi, tedavisi
konusunda, yeni disiplinlerin, araştırma laboratuvarlarının kurulmasında fayda
vardır. Bu hasatalığa az sayıda insan tutulsa da, prolific aşamasında yayılmasını durdurmak zordur. Toplum içinde hızla metastas yapmakta, kalp
damarlarını, ya da, iktidarların beyin damarlarını tıkamaktadır.
Bu öldürücü hastalığımızın, alt türleri de bulunuyor. Okuma hastalığı,
okumadan yazma hastalığı gibi.
***
Son olarak, bu hastalığın, hastalığa tutulanı değil de,
hastalanmayanları daha fazla hasta ettiğini özellikle belirtmeliyim.
Zor bir hastalıktır bu. Yakalananı değil, yakalanmayanı öldürür. Daha da ilginci, bu hastalık, başka hastalıkların gelişmesini önler. Okuyup yazan, zihnini temizler, düzene sokar. Tıpkı benim burada yaptığım gibi, yıllar öncesinden kalan pek çok şeyi, temizler. Ama, toplum için de, temizler, süpürür, düzenleme yapar.
***
Bu yazıyı, dünyanın en güzel okuyanı, tüm kitaplarımı armağan
ettiğim, eşim Nesrin’e ithaf ediyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder