18.7.12

TÜRKİYE’DE VE DÜNYA'DA SAĞ -SOL AYRIMI



Sağ-sol ayrımı burjuva devrimlerine özgü bir ayrım olmuştur. Burjuva devrimleri de, bir süreç içinde tamamlanmış, ama bu süreç tamamlanırken, sağ-sol şeklinde tarif edilemeyecek başka ayrımlar ortaya çıkmıştır.

Fransız Devrimi’ne giden süreçte, 1780’lerde,  ortaya çıkan sağ-sol ayrımı, 1830’larda gelişen sosyalist hareketle, ama özellikle de, 1840’larda ortaya çıkan komünist hareketle, eski anlamını kaybetti.

Türkiye için söylersek, sol-sağ ayrımı, ancak 1960 yıllarının başına kadar bir anlam ifade eder. 

Fransa’nın 1840’larından, Türkiye’nin 1960’larından sonra, sağ-sol ayrımı bilimsel özelliğini, tarihsel içeriğini kaybetmiştir.

Bu dönemeçten sonra, sağ, muhafazakar sağ ve sosyal demokrat sol olarak bir cephe olurken, sol, sosyalist, komünist ve Kemalist-sosyalist olmak üzere üç ana gruba ayrılmış oldu.

İnönü çok kurnaz bir devlet adamıydı, yükselen sosyalizmi görüp, “ortanın solu” stratejisini ortaya attı. Aslında sağ cephenin, sol kanadını oluşturmak istiyordu. İnönü’nün bu başlangıcı, sonra “sosyal demokrasi”, “demokratik sol”  olarak adlandırıldı. İnönü'nün sol projesi, mevcut siyasal güç dengesinin orta'sına göre tarif edilmiş bir soldur. Önce sağ'a ve ortaya bakılacak, onun sol tarafına geçilecektir. Bu geometriye göre, sağ daha da sağa kayarsa, elbette, orta da, sol da sağ'a doğru kayıp, dengeyi sağlayacaktır. 

Sol’un da sol ve sağ kanatları oluşmuştu. Kemalist sosyalistler, Maocular’la, Doğan Avcıoğlu’nun milli sosyalizmini savunuyordu. Sol’un orta kanadı, THKP-C, sonra da Dev-Yol tarafından temsil edildi. Sol’un sol kanadını ise, İkinci TİP ve solun sağında kalanlardan kopanlar oluşturmuştur.

1960’larda İdris Küçükömer’in yaptığı kurgular, Türkiye’de sağ ve sol’un yerlerini değiştirmeye yöneliktir. Bu kurgu, sağcıların çok hoşuna gitmiştir. Sanki Türkiye sağ’ı, solcu olmak istiyormuş gibi.

Küçükömer, sosyologların çok sevdiği “merkez-çevre” şablonunu kullanıp, merkezdeki bürokrasiyi, çevredeki halkın karşısına koyuyor, merkeze sağ, çevreye sol, diyordu.  Bu meşhur şablon, sosyolog Şerif Mardin tarafından da tekrar edilmiş, bugün sağın en çok sevdiği, bilinçsizce kullandığı zihinsel kalıp olmuştur.

Herşeyden önce, sağ-sol ayrımı, burjuva devrimleri içinde billurlaşan ayrımdır. Burjuva devrimi geri dönmeyecek güce ulaştığında ise, anlamını yitirir.

Biten burjuva devrimiyle birlikte, sağ-sol ayrımı, burjuva-sosyalist ayrımına dönüşür. İlle de bu ayrım kullanılacaksa, sağ burjuva iktidarını, sol ise, sosyalist iktidarı temsil eder.

Burjuva-sosyalist ayrımı daha ileri bir seviyeye çıktığında ise, bu ayrım, faşist-komünist ayrımına dönüşmeye başlar.

Bu söylediklerim, karşılaştırmalı tarih, politika çalışmalarının söyledikleridir. Tamamlanmış bir burjuva devriminin rakibi, artık, sosyalistler, komünistlerdir. Bu rakiplere karşı da, ancak, faşizmle karşı çıkılabilir.

Bu aşama, Türkiye’de 1968’ler sonrasına tekabül ediyor.

Fakat, kitleler, eski sağ-sol ayrımını kullanmaya devam ederler. Farklı tarihsel, politik içerikle de olsa, aydınlar da.

Osmanlı’ya gelirsek, bu toplum içinde sadece merkezi feodalizmin yönetici, din adamı ve toprak sahipleriyle, ona karşı çıkan yoksul, topraksız, reaaya’yı görürüz. Yani sol olarak, Celali İsyanları’nı, Pir Sultan Abdal’ı, benzerlerini. Sağ olarak da, merkezle işbirliği yapan ağaları, taşra beylerini, ayanları, mültezimleri, dini liderleri, görürüz.

Yani İstanbul’la Hızır Paşa’yı sağ’da, Banaz’lı köylülerle Pir Sultan’ı, solda.

Fakat, Küçükömer ve merkez-çevre şablonuyla Şerif Mardin, Banaz ve Pir Sultan Abdal’ı, hokus pokus yaparak, soldan sağa kaydırmışlardır. Çünkü, merkez’e karşı, “çevre”yi temsil etmektedirler. Feodalizmin çevresiyle, modern burjuva dönemin çevresini aynı zannetmişlerdir.

İlkel ve bilim dışı sağ-sol ayrımını yayanlar İdris Küçükömer, dolaylı olarak Şerif Mardin, ve bu analizlerin adeta üzerine atlayan sosyologlar, eski Ülkücü avukat Taha Akyol, İslamcılar, oldu.

Sağ-sol ayrımı söylediğim cepheler şeklinde Osmanlı’da tarihsel nüvelerini taşıyordu. 1960’lara gelindiğinde ise, burjuva iktidar-sosyalist mücadele biçiminde yeni bir aşamaya ulaştı.

Kemalizm nerede yer alıyor diye sorulduğunda ise, gayet açık, şunlar söylenebilir:

Milli-müslüman burjuva iktidarı, 1908 ve sonrasıyla kurulmaya başlandı. İttihatçılar’ın bıraktığı yerden, 1920’lerde, Kemalistler’le devam edildi. 1945-60 arasında ise, burjuvazinin milli, demokratik, liberal devleti, ekonomisi, ideolojisi, tümüyle, gelişmiş,  şekilde ortaya çıktı. Burjuva düzeni, ekonomiden anayasaya dek, kurulmuştu. 

İttihatçılar, bujuva devrimi ve düzeninin sağ-sol kanatlarının kökünü de oluşturdu. Ahmet Rıza sol, Prens Sebahattin, sağ kanadı oluşturuyordu. Bu ayrım, sonra, CHP-DP ayrımı şeklinde evrildi. İlk başta sol kanat daha güçlüydü. Birinci Savaş yenilgisi, sağ kanadı güçlendirdi. Sevr, Yunan İşgali, Rus Devrimi, sol kanadı öne çıkarttı. Sol kanat, 1929 Dünya Bunalımı ile daha da güçlendi. İkinci Savaş sonrası ise, ABD nedeniyle, sağ kanadı. Burjuvazinin sağ kanadı, hem ABD, hem yükselen kapitalizm, hem komünizm korkusu, hem de Sovyetler’in çözülmesiyle iyice güçlendi. İçine daha geri biçimleri alıp, sol kanadı, kırdı. Bu gelişme, CHP’nin uzun muhalefet dönemini açıklar.

Zaten bu aşamadan sonra, sol farketmeliydi, komando kampları kuruluyordu, yani, artık solculuk zamanı geçmiş, sosyalizm, komünizm mücadelesi başlamıştı.

Bizim sosyalistlerse, 1960’lardan sonra, hala, İnönü-Menderes dönemiyle tamamlanmış Kemalist Devrim’i tamamlamak amacındaydılar. Hala sağ-sol ayrımıyla düşünüyorlar, kurulmuş, yerleşmiş burjuva devletinin dış bağlantılarına bakıp, onu bağımsız hale getirmek istiyorlardı.

***
Aradan on yıllar geçmiştir, ama yoksulların, gecekondu halkının, sağ partilere oy verdiği, öyleyse sağın sol olduğu idda edilmektedir.

Pir Sultan zamanında, Celali İsyanları’nda, İstanbul, Osmanlı, hala güç ve destek devşirmiyor muydu?

Dünyanın neresinde, tüm işçiler, yoksullar, dışlanmışlar, işsizler, sol, sosyalist, komünist partilere oy veriyor ki?

Sınıflar partilere bölünebiliyor mu?

Partiler sınıflara, sınıf ideolojilerine göre mi ayrılıyor?

Her şeyin ötesinde, Hızır Paşa’yla Pir Sultan, eşit konumda mı?

Sol, mağdur olup da ileriye doğru değiştirmek isteyenlerin adıdır. 

Sağ ise, mağdur edip de, durdurmaya, ya da, geriye gitmek isteyenlerin.

***

İdris Küçükömer’le Şerif Mardin’in sosyolojik geometrileri, tarihi altüst etmeye çalışmaktır.  Ama hiç gerek yoktur. 1960’lardan itibaren, burjuvazini sağ ve sol partileri vardır. 

Bir de, ona karşı çıkan partiler vardır ki, onlar ya burjuva düzeninin gerisine gitmek isteyenler,
ya da,

onun ötesine geçmek isteyenlerdir.

Burjuvazi ilk gruba gerici, ikinci gruba ise, anarşist, demektedir.

Öyleyse, bujuva düzeni hem gericiliğe, hem de anarşist dediği, tüm sosyalist ve komünist kesimlere karşı teyakkuz halindedir.

Elbette, anarşist dediği kesimlere karşı gerici dedikleriyle ittifak yapması, tarihi bir gerçektir. Çünkü gerici dedikleri, hem tarihsel olarak güçten düşmüştür, hem de, eskinin gelenek ve hatıralarını harekete geçirerek, ileriye gitmek isteyenlere karşı “muhafazakar” bir engel oluşturmaktadır.

***

Sağ-sol ayrımı, başka türlü ifade edilebilir. Örneğin:

Eski ve yeni;

Geri ve ileri;

Mevcut düzen ve devrim;

Sınıflar ve sınıfsız toplum,

şeklinde.

Önce sağ ve sol,

Sonra da,

Kapitalizm ve sosyalizm şeklinde.

Sağ ve sol yerine, kuzey ve güney de denebilirdi, x ve y’ de.

Ama birşey değişmezdi.

Çünkü, sol-sağ ayrımı, ileri-geri geometrisine göre tarif edilmiştir.

Sonra da, sınıf ve sınıfsızlık kavgasına göre.


***

Dünya'da sağ-sol ayrımı da aynı çözümlemeye dayanmaktadır. Fakat, yerel ortamlara uyarlama yapmak zorunludur. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri, sosyal liberalizm ve muhafazakar liberalizm şeklinde farklılaşan bir sol-sağ ayrımına dayanmaktadır. Diğer kesimler, bu ayrımın dışında, marjinal ideolojiler, partiler durumundadır.

Amerika örneğinin tersi durumda olan, solun hakim durumda olduğu ülkelerde ise, örneğin Küba ya da Kuzey Kore, Çin gibi, sol'un içinde, sol ve kanatlar mevcuttur. Bu durum, eski Sovyetler Birliği'nde, Arnavutluk'ta, Yugoslavya'da da, sol ve sağ parti içi kanatlar halinde gözlemleniyordu.


***

Sağ-sol ayrımı, pusulanın kuzey ve güney kutupları gibi, sınıfsal çatışma nedeniyle, oluşur. Fakati kapitalizm, pusulaya müdahele eden bir sistemdir. Doğaya müdahele eder. Kuzey'i güney, güney'i kuzey yapmaya çalışır. Herşeyi altüst eder. Yapanı yapılan, yapılanı yapan eder. Marks'ın gençlik döneminde söylediği gibi, özneyle nesnenin, özneyle fillin yerini değiştirir. Gençliğinde buna "yabancılaşma" diyordu. Sonra, meta fetişizmi demeye başladı.

Sağ-sol ayrımı, artık, kapitalist-sosyalist ayrımına tekabül etmektedir. Ama bu ayrımın parçaları içinde de, sağ-sol kanatlar ortaya çıkmaktadır.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder