Zihinsel faaliyetlerle hayatını kazananlara,
"entellektüel küçük burjuvazi" denmektedir.
Mesleki, zihinsel faaliyetlerini devlet dairelerinde
gerçekleştirenler de, "bürokratik küçük burjuvazi" kavramıyla tarif
edilir.
Bir de, iktisadi anlamda küçük burjuvalar vardır ki, esnaf,
küçük kapitalist, toprak sahibi köylü, sadece "küçük burjuvazi"
olarak adlandırılır. Bu kesim, diğer entelletüel ve bürokratik kesimlerden,
sadece "zihinsel" olarak ayrılır..
Ortak sınıf kimliği, "küçük" olmakla, kapitalizme,
burjuva sınıfa dönük olmakla, ilgilidir. Bu kesim, "küçük" statüsünden
çıkıp, "büyük" olmak ister. Bu nedenle de, hemen altında bulunan
"işçi" ve sadece "emeğiyle" geçinenlere mesafeli durur.
Küçük statü ya da mülkünü kaybettiğinde "düşeceği" alan olarak görür,
onları.
Kaçınılması gereken bir sınıf konumudur işçi, emekçi, olmak.
Kaçınılması gereken bir sınıf konumudur işçi, emekçi, olmak.
Hangi türü olursa olsun, küçük burjuva, kafası, gözleri
ve elleriyle burjuvaziye uzanırken, ayaklarıyla da gerisindeki işçi ve emekçi
kesimleri iter. Bedeni, havadaki ipe tutunmaya çalışır, kafasıyla ayakları
arasında gerilir.
Küçük burjuvazinin entelletüel kısmı, burjuvazinin uzattığı
ipi yakalar da, yukarı çekilirse, onun küçük burjuvazisi olur. Yok, bu ipi
eliyle kaçırır, ya da elinin tersiyle iterse, işçi ve emekçi kesimlerin
tabandaki alanına düşer. O zaman da, onların küçük burjuvazisi olur.
Birinci grupta olanlar, burjuva aydın, ikincilerse,
sosyalist aydın, olurlar.
Yukarıdan uzatılan ipi kaçıranlar, ya da elinin tersiyle
iten sosyalist aydınlar, sadece ideolojik olarak işçi ve emekçilerin arasına
katılırlar. Onların sorunlarını, çıkarlarını, dünya ve tarih görüşlerini işler,
derler, teori ve strateji haline getiriler. Onları örgütleyince de,
"öncü" haline gelirler.
Bizde ve heryerde, bu konumda olabileceklerin çoğu,
üniversite hocalarının, yazarların, sanatçıların, akademisyenlerin, sol aydın
olmuş kısımlarıdır. Sol aydın olmak, yazar, hoca, akademisyen, bilim
adamı olmanın dışında bir kategoridir.
Bir yazar, sadece yazar olarak kalırsa, bedeni ve ayakları
farklı yönlere uzanarak, gerilir.
Bu gerilme, hocalar, akademisyenler, bilim adamlarında da
görülür.
Yaklaşık 1980'lerin ortasına kadar, sol aydın diğer statüler
ve işlevleri kendine çekiyor, sol aydın kesimi nicelik ve etki olarak
büyütüyordu. Bu etkisini, gücünü, cazibesini bir süre sonra tekrar
kazanacaktır. Ama, konjonktürün değişmesi, yeni bir sol dalganın gelmesini
beklemek gerekir. Beklerken de, az sayıda da olsa, sol aydın üretmeye çalışmak
şarttır.
Akademik, bilimsel çevreler, bir ölü sessizliği içindedir.
Hoca başka bir işlev, akademisyenlik başka bir yetenek, bilim adamlığı ise, az
bulunur bir statü haline gelmiştir. Akademisyenlerimizin büyük kitlesi, bilim
adamı kapsamında yer almıyor. Hocalarımızn büyük kısmı da, bırakalım bilim
adamlığını, akademik işlevleri bile yerine getiremiyor. YÖK sistemi, üniversite
hocasına, kadro, maaş ve ünvan çekiciyle vurup, onu, üniversite içi entrika ve
hırslarla doldurup, bir öğretmene, ya da "araştırma" adı altında, "data"
toplayıp derleme yapan "araştırmacı" olmaya mahkum ediyor. Bilim
adamı olmak zorken, sol aydın olmak, daha da imkansız hale geliyor.
Yazarlarımız, artık İstanbul romanları ya da hikayeleri
yazıyorlar. Tarikatları inceleyip, Osmanlı tarih kitapları, ansiklopedileri
okuyup, cemaatleri, İstanbul'un eski sokaklarını, tarihini, edebiyat diline
çeviriyorlar. Ya da etnik sorunları, yaşanan tarihi trajedileri işliyorlar.
Gazete yazarları, hükümetle muhalefeti takip edip, günlük
yorum ve haberlerine devam ediyorlar. Çok azı, deşifre edip, bağımsız muhalefet
yaratıyor. Medyada yeralan sol aydın kesim, işsizlik ve hapishane arasında
seçime zorlanıyor.
Kenan Evren'den sonra, muhalefet diye sadece Kürt Muhalefeti
kaldı. Bu muhalefet bir Türk ve Türkiye muhalefetine dönüşememiştir.
Sendikal muhalefet ise, zamanını, özelleştirmeye karşı
çıkarak değerlendirdi. Doğası gereği, ücret zamlarına, toplu görüşme ve
sözleşme çalışmalarına yoğunlaştı. Sol aydınlardan mahrum bu mücadele ancak
varolanın gerisine düşmemeye çalışarak geçiyor.
***
Türkiye halkları, gazetelerinden, romanlarından,
şiirlerinden, resimlerinden, üniversitelerinden, sendikalarından, partilerinden
mahrum, yapayalnız yaşıyor.
Aydınlar, elleri ve başları yukarıya, burjuvaziye
uzanmış, ayakları işçi ve emekçilere doğru, aşağıya sarkmış vaziyette, bu
gerilmeye daha fazla dayanamaz.
Türkiye, uzun süredir sol aydınlarından mahrum kalmış olsa
da, sol aydınlar Türkiye'den mahrum değildir.
Türkiye halkları, işçi ve emekçileri, yerin çektiği gibi,
başı yukarı uzanmış olanların bedenini kendine doğru çeker.
Bu işçi sınıfının çekim kanunudur.
Sorun düşme ve çekme sorunudur.
Sorun, mesafe, ayrılık ve birleşme sorunudur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder