CHP hep ortanın solu oldu, daha fazlası da, daha farklısı da
değil. Kuruluşu da, ortanın solu olup, sağı yaratmak üzere gelişti. Atatürk daha baştan, kapitalizm ve liberal
demokrasiyi ulaşılacak hedef olarak seçmişti. Tüm CHP programı da, 1930’lar
dahil, bu hedefe göre biçimlendirilmişti.
Eski bürokrat Necdet Calp’ten İsmet Paşa’nın sosyal demokrat
oğlu fizikçi Erdal İnönü’ye, oradan da belediyeci Murat Karayalçın’dan, eski
politikacı Deniz Baykal’a, şimdi de bel atından vurulmuş Baykal’dan, namuslu
bürokrat, Dersim’li, alevi, Kemal Kılıçdaroğlu’na, CHP.
Boğaz köprüsü için “Sattırmam” diyen Calp’ten,
neo-liberalizme tümüyle olmasa da temelde benimseyen bir CHP’ye.
İçinde sosyalistlerin barındığı CHP’den, Kemal Derviş’i
partiye davet eden CHP’ye.
Türban ve İmam Hatip okullarına çekingen muhalefet eden,
Anayasa mahkemesi’ne hazır araba bekleten CHP’ye.
Erdal İnönü döneminde Kürt politikacıların polislerce
enselerinden tutulup hapse götürüldüğü CHP’den, Kürt meselesi için inisiyatif almaya çalışan CHP’ye.
Soldan sağa, sağdan sola kayan, Kemalizm, sosyal demokrasi,
demokratik sol, liberal sol arasında gidip gelen bir CHP’ye.
İktidar dışında, iktidar kavgası yapan, iç demokrasisi
kurultaylarda görülen, CHP.
Hakkında hayalcileri olan, hep hayalkırıklığına uğratan, hep
iktidarda görülmek istenip de, hep
muhalefette kalan CHP.
Bir ideoloji, program, strateji ve sayısız taktik hata
sorunu varmış gibi görünebilir. Ama, CHP’ye biçilen, mevcut CHP’den fazlası
değildir.
Toplumda, sınıflarda, sosyal ekonomik yapıda, yeni ideolojik
gelişmelerde, yaşanan tüm bu dışsal değişimlerde, CHP’yi sadece “etkilenmiş”
değil, “etki edici” de görmek zorundayız. Çünkü, olup bitenler, ille de zorunlu, kaçınılmaz değildi. Burada, tek
sol parti olarak, CHP’nin payı vardır.
CHP, sanki çok öndeden yapılan bir politik tasarıma göre, adeta
isteyerek, muhalefet işlevini yüklendi. Daha açık söyleyelim, 12 Eylül sonrasını benimsemiş, ona katkı yapmak
isteyen bir parti gibi, davrandı.
CHP, 12 Eylül’ün sanki tasarımında bulunmuş gibi, kendisine
verilen rolü oynadı, oynamaya da devam eder gibi.
Bu günün CHP’si, acaba İsmet İnönü’nü İkinci Savaş sonrası
hazırladığı demokrasi tasarımına göre mi hareket ediyor, konumlanıyor? İsmet
İnönü, 1965 ve sonrası yaptığı politika tasarımında, ortanın Solu ve Sağı
ayrımını benimsemişti Türkiye için. Sol
daha solda olanı, sağ da, daha sağda olanı merkeze yaklaştıracak, Kemalist
sistemin sol ve sağ versiyonlarıyla, sistem demokratik derinliğine kavuşacaktı.
Bilindiği gibi, 1965 sonrası, solun daha soluyla, sağın daha
sağı, İsmet İnönü’nün kurgusunu bozdu. Ama sadece bir süreliğine. CHP mecburen
sosyalistleri, Adalet Partisi ise, mecburen aşırı sağı, içine çekmeye, yanında
tutmaya çalıştı.
Fakat, gerek İsmet İnönü, gerekse Süleyman Demirel,
Türkiye’de gelişen, örgütlü, bilinçli hale gelen sınıfları görmüşler, tedbir
alma girişiminde bulunmuşlardır. İsmet
İnönü’nün ömrü yetmediği için, bu bilinç Bülent Ecevit’e intikal etmiştir. Sağda
ise, Demirel, İslamcı ve aşırı milliyetçileri yanına alarak, denklemin karşı
tarafını örgütlemiştir.
Sol sağ denklemi, bu nedenle, sosyalistlerle, faşistleri
içine alarak, yenilenmiştir.
Askeri müdaheleden sonra, sosyalistler ve faşistler denklem
dışı kalmış, tekrar, İsmet İnönü’nün 1965 ve sonrası için tasarladığı denkleme dönülmüştür.
Merkez sol ve merkez sağ olmak üzere. Sağ
partiler yeniden yapılanıp merkez sağ bloklar halinde devam ederken, CHP de,
farklı isimlerle, sol blok muhalefet olma görevini üstlenmiştir.
CHP, İsmet İnönü’nün, daha sonra da 12 Eylül’ün verdiği bu
kadrolu, merkez sol blok olma görev ve sorumluluğunu sürdürmek durumundadır.
CHP’nin Kemalist dönemle ilgili meselesine gelince:
Mustafa Kemal, sonra Atatürk, Kemalizm ya da Atatürkçülük; laiklik, cumhuriyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik, milliyetçilik gibi ilkelerle tarif edildiği halde, bu güne kadar sadece laiklik ve milliyetçilik alanlarında ciddi bir sürekliliğe sahip olmuştur. Kaldı k, laiklik gitgide zayıflamakta, milliyetçilik ise, Türk temelli milli devlet sorunuyla karşı karşı karşıya bulunmaktadır.
Mustafa Kemal, sonra Atatürk, Kemalizm ya da Atatürkçülük; laiklik, cumhuriyetçilik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik, milliyetçilik gibi ilkelerle tarif edildiği halde, bu güne kadar sadece laiklik ve milliyetçilik alanlarında ciddi bir sürekliliğe sahip olmuştur. Kaldı k, laiklik gitgide zayıflamakta, milliyetçilik ise, Türk temelli milli devlet sorunuyla karşı karşı karşıya bulunmaktadır.
CHP’nin parti programına 1930’larda konulan bu ilkeler,
parti ilkeleri mi, resmi ideolojinin özeti mi, bu gün yine aynı şekilde tekrar
edilebilir mi, CHP’nin dürüst ve net olması gerekir. Bülent Ecevit’ten sonra
sosyal demokrasiyi ideoloji olarak benimseyen CHP, bu altı ilkeyi ne yaptığını,
bu güne kadar, açıklayamamıştır.
Sosyal demokrasi diyen bir parti, devrimcilik değil, Avrupa sosyal demokratları gibi, evrimciliği, reformculuğu, benimsemeliydi. Aslında bu Avrupalılar gibi parlementaristtir. Ama, onların amacı, sosyalizm, CHP’de yoktur.
CHP ne sosyalist geçmişe sahip, ne işçilerin partisi, ne de
sosyalizmi hedefliyor. Öyleyese kendisine zaman zaman sosyal demokrat demesi,
nasıl bir saplantı, cehalet, saygısızlık?
Tabii, evrimin nereye doğru olduğunu, CHP, “çağdaş uygarlık”
diye açıklamaya devam etmektedir. Nere
çağdaş ve uygar görünüyorsa, oraya! Zamanın üstün güçlerine, kabullerine, zevklerine ayak uydurmak dense, daha iyi
olmaz mıydı?
Kürtleri içine alan CHP, milliyetçiliği ne yapacaktı? MSP
ile zamanında koalisyon kuran bu parti, laiklik ilkesini ne hale getirmiştir?
Sınıfların varlığını bile reddeden Kemalist halkçılık
ideolojiyle, sosyal demokrat mücadele kiminle, kime karşı yapılacaktır?
Devletçilik ise, zayıf Türk-Müslüman kapitalistleri desteklemek, onlara ucuz girdi sağlamak, karlı görmeyip yatırım yapmadıkları alanlara ise, devletin yatırım yapmasını
gerektiriyordu. Bu anlamda, özelleştirmeye, piyasaya karşı çıkmayan bu gününün
CHP’si ile, Atatürk’ün devletçiliği arasında bir çelişki yoktur. Ama, sosyal
demokrat olma niyetini açıklayan CHP, en azından, bir kamulaştırma programına
sahip olabilirdi.
Niye savunsun? Zaten özel sektörü büyütmek için kamu sektörü kuran bir politikaya sahiptir.
Niye savunsun? Zaten özel sektörü büyütmek için kamu sektörü kuran bir politikaya sahiptir.
Atatürk’ün kurduğu partiden, sosyal demokrat parti
çıkmayacağını, sanırım bu günün CHP’si de anlamıştır.
Ama İnönü, ortanın solu bir parti diyerek, herşeyi anlamışa benziyor. Sadece, “ortanın solu”, bir parti. Sosyal demokrat mı, hayır, sadece, “ortanın solu”.
Ama İnönü, ortanın solu bir parti diyerek, herşeyi anlamışa benziyor. Sadece, “ortanın solu”, bir parti. Sosyal demokrat mı, hayır, sadece, “ortanın solu”.
CHP, sadece, tarihsel ve bünyevi olarak, “ortanın
solu” bir parti olarak tasarlandı, olabilirdi, öyle de oldu.
Bu partinin, ortanın solu olmak dışında, başka bir ideolojik
kimliğe ulaşması mümkün müdür?
Sosyal demokrat olabilir mi, örneğin? Olamaz, geçmişi,
teoriyi, işçi sınıfı niteliklerini bırakalım, günümüzün Avrupa sosyal demokratları bile, neo-liberal
oldular. Sendikal temelleri zayıflıyor. Refah devleti uygulamalarında onlar
bile küresel kapitalizm karşısında geri adım atıyor. Köklerinde sosyalizm,
hatta, Marksist teorinin, az da olsa etkisi var. Sendikalar, işçi mücadelesi,
bu partilerin tarihinde temeldir.
CHP’nin böyle bir geçmişi de yok, geleceği olacağa da benzemiyor.
Bu parti, CHP, uluslararası sosyalist, komünist hareketten
de, en az sağ partiler kadar uzak durmuştur. Ama ne yapmıştır, bu hareketlere
ilgi ve sevgi duyanları partisine kabul etmiştir. Bu parti, demokratlarla
sosyalistleri içine almakla, sadece bu anlamda, sosyal demokrat bir özelliğe
kavuşmuştur.
CHP’nin diğer bir özelliği de, sünni ve alevi kesimleri,
içine çekebilmekte gösterdiği maharetidir. Bu maharetini, Türk ve Kürt
kökenlileri içine alarak yanyana getirebilmesinde de görebiliriz.
CHP, ortanın solu bir parti özelliğini hala koruyor. Ortanın
solu, Kemalist miliyetçileri, sınfsal çatışmalardan rahatsız “halkçı”
kesimleri, hukuksal eşitlik ve denetim isteyen demokratları, reform isteyen
sosyalistleri, sendika hakklarını
geliştirmek, korumak isteyen işçi liderlerini, sünni baskısına karşı çıkan
alevileri, aydın alevi Kürtleri, yükselen sosyalist hareketin elinden alıp,
sosyal demokrasi bloğu halinde biraraya getirme projesiydi.
CHP, 1965’lerde ve sonrası olduğu gibi, sadece, “ortanın solu” bir partidir. Kendisini siyasal merkeze göre, merkezin sağ tarafına göre tanımlamış, konumlandırmıştır.
Öyle bir partidir ki, tek özelliği, politik programı,
stratejisi, izlediği tüm taktikler, sadece “ortanın solu”na göre biçimlenmekte,
içerik kazanmaktadır.
Kemalist devrimin, tüm çıkışı, hedefi de zaten bu değil
miydi? Kapitalist toplumun ekonomisi, siyasal demokrasisi, kültürü ve
kurumlarını yaratmak.
***
CHP, İsmet paşa’nın 1965 “ortanın solu” bildirisinden
ibaret, öyle de olacak.
Ortanın solu, merkezin soludur. Sol neredir?
Merkez sağ neredeyse, onun soludur.
***
Merkez neredir, ikisinin ortasındadır.
İkisinin ortası nedir, eğemen sınıfın karı, rantı, faizi,
düzen ve devamlılık arayışının siyasal tartışmaları, örgütlenmesi, rıza ya da
baskısıdır. Sınıflar arası ilişki,
mücadele değil, ortanın solu ile sağının tahteravallisne dönüşmüşse, CHP
oldukça başarılı olmuş, sağın solunu oluşturmuştur.
***
Tahteravalliyi kuran İsmet Paşa, sen çok yaşa!
Amma,
Tahteravallinin sağında oturanlar, hep yukarıda!
Senin CHP ise hep aşağıda!
Doğru tarafta onursal yerini almak isteyen birinin illâ Sn.ERDOĞAN'a biât etmesi gerekmemektedir. Şu Marx-bilimsel gerçekliğin tam idrâki içinde İSMET İNÖNÜ'e biât etmesi de yeterlidir: Neo-Tanzimatçılık yolunu 1946 yılında İnönü açmıştır. Yola bilahare Menderes ve Ecevit'in döktükleri molozlar da KEMAL DERViŞ buldozeri ile kaldırılmıştır. Sn.Derviş Pembeköşk Sitesi'nde ikamet ederdi. Sn.ERDOĞAN'ın yürümekte olduğu nurlu-füruğlu yol İNÖNÜ yoludur.
YanıtlaSil