1.6.12

İSLAM VE POLİTİK EKONOMİ: FAİZ HARAM, YA KAR VE RANT?


İslamın faizi yasaklaması, sosyalistlere sempatik gelmesi gereken bir durum. Sonuna kadar desteklenmesi gereken bir iddia, ya da istek.

İslam, rantı, karı, neden yasaklamaz? Hadi diyelim karı haklı bir kazanç olarak görüp, dokunmaz. Ama, rant neden haram görülmemiştir?

Faizle rant arasında, para ekonomisi gelişip kapitalist nitelik aldığında, fark kalmaz. Zaten rant ekonomisinde, rant miktarını bulmak için, zaman ve faiz ölçütleri kullanılır. Ya da, bir arazinin değeri, eğer satılsaydı, bu para ne kadar faiz geliri elde ederdi, şeklinde açıklanır.

Bu durum, ortalama rant seviyesi için ancak geçerlidir. Ortalama rant ise, faize eşit kabul edilebilir.

Fakat, rantın faiz geliriyle eşit olması hiç de gerekmez. Çünkü her arazi, aynı rantı üretmez. Eğer, faizin üzerinde bir getiri söz konusuysa, ilave bir rant, yani faizden farklı bir rant elde edilmiş olur.

Gayet açıktır ki, faize karşı çıkılıp da, ranta çıkılmaması, İslamın ekonomi politikasını bilimsellikten uzaklaştırır.

Diğer zenginlik, ya da sermaye türü ise, kardır. Karın ille de üretkenlikle ilgili olduğu düşünüldüğü için, bir dokunulmazlığı vardır. Oysa kar, örneğin yüz lira yatırım yapan kişinin yüzelli lira kazanmasıdır ki, aradaki elli lira, kar olarak ifade edilir. Bu farkı yaratan  emek olduğuna göre, kar emeğin ürünüdür. Fakat, bilindiği gibi, bu fark ya da kar, yatırımı yapana gider.

Elbette yarırım yapanın da emeği vardır. Fakat bu emeğin karşılığı da, diğer çalışanların durumunda olduğu gibi, sadece, ücret olmalıydı. Fakat, kar bunun üzerinde bir miktardır. Zaten, yatırıma giden para, bankaya yatırılsaydı, sadece faiz elde edilebilirdi ki, yine başa döneriz, ve karın da fazin bir akrabası olduğunu anlarız.

İslam kara ve ranta dokunmadan, faize saldırmıştır. Tahmin ediyorum, faiz ve tefecilikte önde olan Yahudiler'in önü kesilmek istenmiş, İslama olan desteğin arttırılmasına çalışılmıştır. Ya da İslam ülkelerinde, müslüman para sermaye yoğunluğu çok düşük düzeyde kalmış olmalı.

Diğer bir konu, protestanlara has çok kazanıp az harcamak, ama çok birikim yapmak gibi Max Weber'in işaret ettiği ahlak kuralı, İslam'da da olmakla birlikte, zekat ve fitre gibi uygulamalar, aşırı sermaye yoğunlaşmasını engelleyici bir özellik taşımaktadır. Fakat, sermaye birikimi belli bir aşamayı geçtikten sonra, bu tür uygulamlar engelleyici özelliklerini kaybederler.

İslam, ticareti, zenginleşmeyi, övmüş, özendirmiştir. Hiç ölünmeyecek gibi çalışmak, yarın ölünecekmiş gibi ibadet etmek, bu dünyayı öte dünyaya bağlar. Emek kısmında ise, sadece "adalet" tavsiye eder. İşçinin teri yere düşmeden ücreti verilmelidir, der. Fakat çok açıktır ki, işçi çalıştıranlara yapılan bir hitaptır bu. İşçilere hitabedilmez, onlara ne yapmaları gerektiği, söylenmez.

İslamın gelişimi, ortadoğunun feodalleşmeye başladığı dönemdir. Ranta, arazi mülkiyetine yönelik bir tavır olamaz. İslam devleti, Ortadoğu, Akdeniz, Karadeniz, Hint Okyanusu arasında ticaret yollarını denetler. Bu nedenle ticaret övülmüştür. Öyle anlaşılıyor ki, İtalyan bankerlere, Yahudi tefecilere karşı, bir faiz yasaklaması da olmuştur. Yasağın delinmesi ise, bugünküne benzer, "kar payı" formülleriyle şeriat hukuna girmiştir. Oysa kar payı, kredi verene ödenen faizden başka bir şey değildir.

Faiz konusunda en dikkati çeken olay, Suudi ve Körfez sermayesinin, dünyanın dört bir yanında faize yatırılması. Suudi Arabistan, Amerikan devlet bonolarının, Almanya, Rusya, Japonya ve Çin'le birlikte, en büyük müşterilerindendir.

İslamın politik ekonomisinde, emeğin artı değer teorisi yoktur. Böyle olunca da, sadece bir İslam ekonomisi sözkonusudur. Hele de, politik ekonomi eleştirisi, bulunamaz.

İslamcı sosyalistlerin işi epey zor. Benzer bir zorluğu, Nurettin Topçu okuyarak belki giderebilirler. Ama orada da, "ruhçu bir Anadolu sosyalizmi" teorisinden başka bir şey bulmak zordur.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder