Anayasa Türkiye'de, adeta tüm sorunların çözüm alanı, anahtarı olarak görülür. Modern siyasi tarihimiz, anayasacılık tarihidir de.
Türk aydını, siyasetçisi, çaresiz ve bilinçsiz şekilde, toplumsal sorunların çözümünü, daha yeni, daha iyi bir anayasada gördüler.
Devlet, her anayasayla siyasi sözler verir aslında. Sözünü tutamaz, değiştirir sonra sözünü.
Bazı sözleri vermemiştir, vermesi için mücadele edenler olur. Devlet istemeye istemeye, daha güzel sözler verir.
Devlet söz verir, ama bazıları bunu söz-leşme zanneder.
Sözleşme düşüncesi, ya sadece söz verme anlamındadır, ya da Marks'ın deyimiyle, sadece ve sadece "mübadele" anlamına gelir.
Devlet söz mü verir, sözleşme mi imzalar, yoksa sadece, iktisadi mübadeleye benzer, sınıflar arası siyasi bir mübadele mi olur?
Devlet, söz veriyorsa eğer, ki bizim anayasamız bu söz vermelerle doludur, birilerini ikna etmek için vermiş olabilir ancak.
Devlet sözleşme yaptıysa, bu devleti yönetenler arasında yapılan bir sözleşme olabilir. Ama, gücünü arttıran, sözleşmeyi bozar.
Mübadele ise, herkesin sadece sahibi olduğu malı değerlendirebileceği, satabileceği, gerçeğine dayanır. Vatandaşın elinde oyundan başka malı yoktur. Halkın anayasa ya da siyasete katılımı, oyunun gücü oranında olur.
Her yeni anayasa bu nedenle eski anayasadır. Sözler tutulmaz, yeni sözler gerekir. Yeni sözleşmeler imzalanmalı, yeni mübadele gücüne göre, yeni alış verişler yapılmalıdır.
Bizde yeni anayasadan umudu olanlar, devletin yeni sözler vermesini isteyenlerdir. Ama asıl umudu olanlar, yeni sözleşme yapacak kadar güçlenenlerle, mübadele gücünü arttırmış olanlardır.
Siyasi tercümesi, islamcılarla Kürtlerin, yeni anayasanın talibleri olduğudur.
İslamcılar, dini özgürlüklerin tam garantisini, laikliğin islamcı partilere, cemaatlere karşı bir koz, silah olarak kullanılmasını önlemek istiyorlar. Bunun için de, Kemalizmin ideolojik olarak tasfiyesi ya da etkisiz kılınmasını, ordunun devlet içinde daha uysal ve sessiz bir konuma geçmesini sağlamak istiyorlar.
Kürtler ise, siyasi ve idari olarak, yerel ve bölgesel özerkliğin arttırılmasını, Kürtçe'nin serbestleşmesini, Kürt kimliğinin serbestçe kullanılıp geliştirilebilme imkanlarının arttırılmasını, PKK ile müzakerelerin resmileşerek, uzun vadede legal parti olarak anayasal siyasete dahil edilmesini. Onlar da, Kemalizmin ideolojik ve hukuki bir güç olmaktan çıkarılarak, ordunun sivil yönetimin denetimine alınmasını talebediyorlar.
İslamcılar ve Kürtler dışında, demokrasinin genişletilmesini isteyen, "demokrat" kesimler ise, aslında 27 Mayıs Anayasası'nın ötesine geçmeyecek, geniş düşünce, ifade, örgütlenme özgürlükleri yanında, memurların grev hakkı dahil sendikal haklarını istiyorlar. Elbette, Kürt taleplerine de destek veriyorlar.
Taraflar ve talepleri özetle böyledir.
Yeni anayasanın hızla eskiyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu anayasa da, devletin verdiği ama gerçekleştirme zorunluluğu duymayacağı "sözler"le doldurulacaktır.
Bu anayasa da, yeni sözleşme yapabilecek, eski sözleşmelerin şartlarını değiştirebilecek durumda olanların "sözleşmesi" olacaktır.
Bu anayasa da, mübadele gücünü arttırmış olanların arasında bir uzlaşmaya dayanacaktır.
Yüzyılı aşkın anayasacılık maceramız nedeniyle, siyaseti devletin içine hapsederek, hep hukuktan medet umduk.
Bu tarihi hastalığımızdan kurtulmanın yolu, artık, "Anayasa-sız bir Türkiye" kurmaktan geçiyor.
Anayasa'ya değil de, söz ve sözleşmeye değil de, esas Marks'ın dediği gibi, "mübadele"ye, mübadele gücümüze bakmak lazım.
Bırakalım Cemil Çiçek parti gruplarıyla verilecek yeni sözler, imzalanacak yeni sözleşmeler üzerine uzun uzun tartışıp, "uzlaşı" arasın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder