31.5.12

ÜNİVERSİTENİN ANLAMI: HOCASI VE ÖĞRENCİSİYLE


Üniversitenin lise ve öğrencisinin de lise öncesinden farkı, liseden sonra üniversite öğrenimine başlanması nedeniyle, gözardı edilir. Sanıldığının aksine, üniversite, lisenin devamı olmadığı gibi, bir eğitim kurumu da değildir. Yanlışlıkla, yabancı dillerde de, "higher education" ifadesi kullanılmakla, üniversitenin eğitim kurumu olduğu düşünülmektedir.

Üniversite eğit-mez! Bilimsel olarak, öğre-tir! Öğreticisi de, kelimenin kökündeki aksiliğe rağmen, öğretmen değildir. Eski Türkçe'ye göre söylersek, muallim ile müderris arasındaki farka benzer bir ayrım.

Üniversitelerde de, eğitmen anlamında, instructer ya da lecturer'lar vardır. Türkiye üniversite sisteminde, bu eğitmenlere, "öğretim görevlisi" deniyor. Malum, daha sonra, "öğretim üyeliği" denilen başka bir statü bulunuyor ki, bu statü sadece doktora (PhD ya da doctorate) derecesiyle mümkün.

Doktora ise, eski bir İbrani sözden türemiştir. Üniversite sisteminde, tek bilimsel ünvandır. Master derecesi, yarı mesleki, yarı bilimsel bir niteliktedir. Doktora, doktor olmak, bilimsel yetkinlik ve orijinaliteye sahip olmak anlamına geliyor.

Ortaçağ üniversitelerinde, doktora derecesi yaklaşık on beş yılda elde ediliyordu. Bugün ODTÜ ve benzeri üniversitelerde, bu süreç ortalama beş-altı yıl sürüyor. Ama, İngiliz üniversitelerinde süreç, üç-dört yıla kadar aşağı çekilmiştir. Anglofon dünyanın üniversiteleri ve araştırmalarının ne kadar bayağı ve yüzeysel olduğunun sadece bir dışavurumudur bu.

Üniversite öğreniminin farkları için, lise sistemiyle karşılaştırma halinde, şu maddeleri tespit edip, bazı öneriler sunabilirim:

1) Eğitimin yerini öğretime bırakması: Üniversite öğrencisi artık eğitilmez. Ona öğretilir, öğrenmesi için danışmanlık yapılır.
2) Müfredat yerini "syllabus"lara bırakır; ders programı olmakla birlikte, hoca dersin içeriğinde sürekli değişikik yapar.
3) Hocalar, araştırma ve öğretimi sürekli birleştirirler; hoca ne sadece ders anlatır, ne de sadece "araştırma" yapar". İkisini de birlikte yapar.
4) Dersler, sürekli yenilenerek anlatılır; dersler, bir sonraki dönem, sararmış teksir kağıtları üzerinden, ya da yıllar önce hazırlanmış "power point" slaytlarıyla, anlatılmaz. Yeni bilgi ve görüşler, dikkate alınır.
5) Sınavların ve ders anlatmanın yerini, giderek, hocanın öğrencinin çalışmalarını yönlendirmesi alır.
5) Öğrenciye, konunun anlaşılması ve incelenmesi için, yol gösterilir.
6) Hocalar, öğrencilerine teorik, felsefi, entellektüel donanım vermeye çalışır; öğrenci, yan ve öteki uzmanlık alanlarından haberdar edilir, o alanlarla ilişkiye girmesi sağlanır.
7) Sadece mesleki bilgi değil, bilimsel donanım kazandırılır; üniversite sadece meslek sahibi yapmaz. Bilim adamı da yetiştirmek ister. Bilimsel bilginin, tekniğin, altyapısını da verir.
8) Sadece uzmanlaşma değil, diğer bilimlerle sentez kurulması istenir; binlerce uzmanlık, meslek alanı vardır. Öğrenciye bu bilinç her aşamada verilir. Bağlantılar gösterilir.
9) Alanına göre, sosyal bilimci, ya da doğa bilimci bilinci verilir, daha da ötesi, bilim, bilinci kazandırılır; bölüm, program öncelikle ya sosyal bilimlerim, ya da doğa bilimlerin içinde yeralır. Ama, bilimin genelliği de vardır. Öğrenci kendisini, bu iki alandan biri içinde görmelidir. Sonra, genel bilimsel alan içinde de.
10) Evrensel bilgi verilir; üniversite, o ülkenin, o devletin, o dinin, o ekonominin,...dünya içinde sade bir alt-bölge olduğunu öğretir.
11) Hem rasyonel, hem de empirik bilgi verilir; hem görünen dünyanın bilgisi, hem de teorik donanım, kavramlar, yaklaşımlar, birlikte verilir.
12) Farklı, sarsıcı, eleştirel düşüncelerin serbest üretimi ve dolaşımı esastır; üniversite öğrencisi, sokaktaki adamdan daha fazla bilmeli, düşünmeli, konuşabilmelidir. Üniversite hocası da, gazetede yazandan, televizyonda konuşandan, devleti yöneten bürokrattan, politikacıdan daha fazlasını düşünüp, bilip, ifade edebilir.
13) Sadece meslek sahibi değil, aydın yetiştirmeye çalışılır; belli ölçütler karşılandıktan sonra, öğrenci mezun olur, mesleki yetkiyi elde eder. Oysa, öğrenciye, toplum, siyaset, ekonomi üzerine çözümler getirebilmesi için, bütünsel toplum ve ahlak, etik, bilgisi de verilir.
14) Üniversite öğrencisinin; syllabus'u takip etmesine; derste aldığı notları rehber olarak kullanmasına, syllabus'un içindeki kaynaklardan iz sürmesine, o kaynaklardan başka kaynaklara geçmesine; dersi, ilk rehberlik seansı haline getirmesine, kitap okuyarak, araştırarak, soruşturarak, tartışarak, öğrenmesi, hedeflenir.
15) Üniversite hocası, akademik özgürlüğe sahip olduğu kadar, bu özgürlüğü kullanmaya ihtiyaç duyan bir kişidir de.
16) Üniversite hocasının esas bilimsel ünvanı doktora derecesi olduğu için, doktora sonrası ünvanlar "apolet" takma benzeri kademelere ayrılmaz.
17) Üniversite senatosu ve yönetim kurulları dışında ve üstünde, merkezi bürokratik kurum ve kurullar olmaz.

***

Özetle önerebileceğimiz bu ölçütlere göre ancak, üniversite öğrencisi ve hocasıyla, üniversite öncesi "eğitim"den, eğiticilerden, farklı bir nitelik kazanır. Aynı zamanda, her hangi bir resmi ya da özel örgütten, kurumdan da farklı hale gelir.

Üniversite, üniversitas adıyla ortaya çıkmış, kavramının kökü itibariyla, universality, iddiası olan bir
kurumdur.

Liseler ve diğer "eğitim" kurumlarının amacı, büyük ölçüde, ulus ve vatandaş  kavramlarıyla sınırlıdır.

Universitas ise, evrensel, insani, bilimsel kavramlara göre kendini tanımlar. Üstelik de, yerel, kısmi, tekil ve irrasyonel olanı da dikkate alarak.

***

Türkiye'de olduğu kadar, üniversiteler liselere benzemiş midir, bilemiyorum. Anglofon dünyada olduğu kadar, ticarete dökülmüşler midir, bilemiyorum.

Dünyada "kitapsız profesör" en çok nerede vardır, yine bilemiyorum.

Dünyanın neresinde, tek bilimsel diploma-ünvan olan doktora derecesi ve en üst akademik ünvan olan profesörlükle ilgilenmeyip de, ara bir ünvanı merkezi sınavla dağıtan bir üniversite sistemi vardır, bir kez daha, bilemiyorum.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder