28.5.12

KARL POPPER'IN AÇIK TOPLUMU

Karl Popper'ın olağanüstü etki yaratmış, "Açık Toplum ve Düşmanları" kitabı, içeriği ve iddialarıyla değil ama, ismiyle harikadır.

Popper, açık toplum derken, sadece Batı'nın liberal demokrasilerine atıf yapar. Açık toplumun ima ettiği "Kapalı Toplum" da, Churcill'in "demir perde ülkeleri" dediği sosyalist ülkelerle, faşist rejimleri anlatır.

Kapalı topluma yolaçan belli ideolojik, felesefi teoriler vardır. Popper, Plato, Hegel ve Marks'ı kapalı topluma yolaçan ideologlar olarak sunar. Üçü de holistik düşünceyi savunur. Kapalı kavramsal sistemleriyle, herşeyi açıklamaya çalışırlar. Bu nedenle de, totaliter sistemlere teorik olarak yol açarlar.

Kapalı toplum, totaliter toplum, liberalizmi reddeden toplumdur. Tek bir düşünce sistemi, dar bir kadro partisi, toplumu bütün olarak görüp, bütün olarak değiştirmek, yönetmek ister.

Ama burada konumuz kitabın içeriğini eleştirmek değil. Amacımız esas "açık toplum" ifadesinin Popper'ın amacına uygun olmadığıdır.

Bu kavramı ben icadetmiş olsaydım, bambaşka bir çerçeve ve içerikle kullanırdım. Liberalizmin tarihsel dar kalıplarına hapsolmadan, liberalizmin ideolojik savunusunu yapmak için değil.

Açık toplumu, yabancı ve farklı olana karşı korkunun olmadığı bir toplum olarak tanımlardım. Diğer değişle, kafaların açık olduğu bir toplum. Herkesin çalıştığı, ama az çalıştığı, kültürel üretime herkesin katıldığı, bireylerin önünün açık olduğu bir toplum. Bu toplum, fikirlerin ve insanların rahatça dolaşabildiği, hareket edebildiği, açıklıkta bir toplum.

Açık toplum, Saint Simon'ın dediği, insanların değil, sadece şeylerin yönetildiği bir toplum, olabilir ancak. İnsanların önünün açılmasıyla toplum "açık toplum" denilmeyi hakeder.

Popper'ın açık toplumu, oldukça kapalı bir toplumdur aslında. İnsanlar peşpeşe, evlerine ve işyerlerine "kapanırlar". Herşeyden önce, bir köye, kente, ülkeye "kapanırlar". Kafaları, birkaç ideolojiye, bir kaç partiye "kapanır".

Popper'ın kapalı toplum felsefecileri olarak örneklediği Plato, Hegel ve Marks, üçü de diyalektikçiydi. Popper, diyalektiğin, sürekli açılan bir sisteme, değişime yaptığı vurguyu tümüyle ihmal eder. Bizzat diyalektik, açık, açılan, gelişen sistemlerin mantığıdır. Popper, Plato'nun ideal devletini, Hegel'in Alman Ulus ve Kültürü'nü ideallleştirmesini, Marks'ın sosyalizm teorisiyle aynı statüde görür. Marks'ın ideallerle, ütopyalarla düşünüp yazmadığını gözardı eder. Oysa, Marks, idealleştirilen, ütopya haline getirilen liberal toplum düzenini "açmış"tır. Bu aynı zamanda tarihin önünü de "açmaktır".

Popper'ın bu güzel sözü, kendisine de, kitabına da pek uygun değildi. Açık olanla kapalı olanı, ideolojik kaygılarla, karıştırmış, tarihsel değişimin önünü kapatmak istemiştir.

Poper'ın açık toplumu, kendinden başka bir açıklık görmez.

Onun takipçileri de, liberal sistemin son sistem olduğunu söylerken, tarihe karşı ne kadar "kapalı" ve "totaliter" olduklarını gösterdiler.

Plato, herkes kendi mağarasından bakar dünyaya, der.

Marks, sınıflar ve teoriler arasındaki güçlü bağı göstermiştir.

Popper, mağarasından sadece bir sınıfı görmekte, diğerlerini görmemektedir. Bu nedenle de, diyalektikçilere, "kapalı toplumcu", "totaliter" der.

"Açık Toplum ve Düşmanları", oldukça "kapalı" ve "düşmanca" bir içeriğe sahiptir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder