20.5.12

AVRASYA FEDERAL CUMHURİYETİ'NİN ZEMİNİ

CHP ile ilgili yazımın 4. maddesinde,  Kuzey Irak, KKTC ve Suriye'nin de dahil olduğu, geniş bir Avrasya Federal Cumhuriyeti kurulmasını önermiştim.

Bu türden fikirleri, Yalçın Küçük çok uzun zaman önce Doğu Birliği olarak önermişti. Kendisi bu projesinin ayrıntılarını hiç bir zaman yazmadı, sadece değinip geçti. Ben siyaset ve uluslarası ilişkiler alanına 1999 yılında akademik olarak girdikten sonra, meseleyi biraz daha bilimsel, "reelpolitik" çerçevede zaman zaman ele aldım. Hala da üzerinde düşünmeye devam ediyorum. 

Bu proje, Türkiye ve Kıbrıs'ta bulunan, sağdan sola kadar herkesin kabul edip destekleyeceği unsurlar taşıyor. Fakat, onların tek tek herbirinin, milliyetçi, islamcı, emperyalist, osmanlıcı, Kemalist özelliklerini aşıyor. Ama aynı zamanda, sosyalistlerin, bölgede yeni bir sovyetler birliği kurmak gibi bir olası projelerini de zorluyor. 

Aslında düşündüğüm, iç ve dış politika ayrımını tümüyle ortadan kaldırmaktır. Türkiye'nin temel siyasal sorunlarının başında, Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu geliyor. Ama bunlar aynı zamanda dış sorunlardır.

Türkiye'nin iktisadi sorunları ise, en temelde, sağlam ve güçlü bir ağır sanayi eksikliği, ithalata dayalı bir ihracat ekonomisi, borcu borçla çevirmeye dayalı bir mali sistem. Sosyal sorunlarının başında ise, sınıf ve zümreler arasında gelir farklılığı, hatta uçurumu. 

Türkiye'nin bir de, devlet ve hükümet düzeyinde, rejim, ideoloji ve meşruiyet sorunları var.

Hepsinin tarihsel temeli ise, geri bir ekonomiyle üniter bir devlet kurmaya çalışmak vardır, denebilir. Türkler, kaybedilen topraklardan sonra, elde kalan Anadolu'yu, kimseyle paylaşmak istemediler. Ekonomide, politik iktidarda, ideoloji ve kültürde, Türk olmayan ya dışlandı, ya da yok sayıldı. Milliyetçilik, Batıcılık, köylülük ve islamla yapılan ittifak, Türkiye'yi başında itibaren Batı'nın bir parçası yaptı. Müslüman Araplar'dan uzak durulmasından daha çok, Sovyetlere, onun etkisinde buluna bölge ve halklara mesafeli duruldu. Türkiye, ulusal kurtuluş savaşıyla tüm geri ülkelere örnek olduğunu iddia etti, ama, hiçbiriyle de bir birlik ve dayanışma içine girmedi. Kimle girdi, emperyalist ülkelerle: İngiltere ve Almanya ile, sonra ABD ile, sonra, tüm Avrupa ve sonunda da AB ile. 

Yani Türkiye, emperyalistlere karşı savaş verdiğini söyleyip, emperyalistlerle hareket etti hep. Hatta onların bir parçası olmak için elinden geleni yaptı, yapmaya da devam ediyor. Mahir Kaynak'ın dediği gibi, "düşmanlar değişti". Kendisine karşı savaştığı emperyalist İngiltere, Fransa, İtalya ile dost olup, küçük Yunanistan ile Ermenistan'ı kendine düşman bildi.

Türkiye dostlarıyla düşmanlarını birbirine karıştırdı. Kurtuluş Savaşı'nı birlikte yaptığı kürtleri dışladı, kendine silah ve altın gönderen Sovyetlerin adının anılmasına bile izin vermedi. İngilizlerin desteksiz bıraktığı Yunan milliyetçilerini öne sürüp, küçük Yunan Devleti ve halkını kendine düşman bildi. ERmenilerle ise, hala sınırların açılıp açılmaması üzerine müzakere yürütüyor. 

Arap ülkelerini ise, onlara önderlik edeceğine, onları Sovyetler ve ABD'ye kaptırdı. Sonra da tümüyle ABD'ye.

Türkiye Sovyetler'den korktu, içeride solcu bırakmadı. Kürtlerden korktu, ülkeyi bölecekler diye. Ermenilerden korktu, Doğu Anadolu'yu istiyorlar diye. Yunanistan'dan korktu, el konulan mallarını tekrar isterler, gelip tekrar yerleşirler diye. 

Farklı halklardan korkmak, sosyalizmden korkmak...

Bu korkular, müslüman Türk burjuvazisinin korkularıdır. Milliyetçi, islamcı bir korkudur. 

Mallara, arazilere, piyasaya, iktidara, kültüre, dile, el koymuşların korkusu. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder