CHP ile ilgili yazımın 4. maddesinde, Kuzey
Irak, KKTC ve Suriye'nin de dahil olduğu, geniş bir Avrasya Federal Cumhuriyeti
kurulmasını önermiştim.
Bu türden fikirleri, Yalçın Küçük çok uzun zaman
önce Doğu Birliği olarak önermişti. Kendisi bu projesinin ayrıntılarını hiç bir
zaman yazmadı, sadece değinip geçti. Ben siyaset ve uluslarası ilişkiler
alanına 1999 yılında akademik olarak girdikten sonra, meseleyi biraz daha
bilimsel, "reelpolitik" çerçevede zaman zaman ele aldım. Hala da
üzerinde düşünmeye devam ediyorum.
Bu proje, Türkiye ve Kıbrıs'ta bulunan, sağdan sola
kadar herkesin kabul edip destekleyeceği unsurlar taşıyor. Fakat, onların tek
tek herbirinin, milliyetçi, islamcı, emperyalist, osmanlıcı, Kemalist
özelliklerini aşıyor. Ama aynı zamanda, sosyalistlerin, bölgede yeni bir
sovyetler birliği kurmak gibi bir olası projelerini de zorluyor.
Aslında düşündüğüm, iç ve dış politika ayrımını tümüyle
ortadan kaldırmaktır. Türkiye'nin temel siyasal sorunlarının başında, Kürt
sorunu, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu geliyor. Ama bunlar aynı zamanda dış
sorunlardır.
Türkiye'nin iktisadi sorunları ise, en temelde,
sağlam ve güçlü bir ağır sanayi eksikliği, ithalata dayalı bir ihracat
ekonomisi, borcu borçla çevirmeye dayalı bir mali sistem. Sosyal sorunlarının
başında ise, sınıf ve zümreler arasında gelir farklılığı, hatta uçurumu.
Türkiye'nin bir de, devlet ve hükümet düzeyinde,
rejim, ideoloji ve meşruiyet sorunları var.
Hepsinin tarihsel temeli ise, geri bir ekonomiyle
üniter bir devlet kurmaya çalışmak vardır, denebilir. Türkler, kaybedilen
topraklardan sonra, elde kalan Anadolu'yu, kimseyle paylaşmak istemediler.
Ekonomide, politik iktidarda, ideoloji ve kültürde, Türk olmayan ya dışlandı,
ya da yok sayıldı. Milliyetçilik, Batıcılık, köylülük ve islamla yapılan
ittifak, Türkiye'yi başında itibaren Batı'nın bir parçası yaptı. Müslüman
Araplar'dan uzak durulmasından daha çok, Sovyetlere, onun etkisinde buluna
bölge ve halklara mesafeli duruldu. Türkiye, ulusal kurtuluş savaşıyla tüm geri
ülkelere örnek olduğunu iddia etti, ama, hiçbiriyle de bir birlik ve dayanışma
içine girmedi. Kimle girdi, emperyalist ülkelerle: İngiltere ve Almanya ile,
sonra ABD ile, sonra, tüm Avrupa ve sonunda da AB ile.
Yani Türkiye, emperyalistlere karşı savaş verdiğini
söyleyip, emperyalistlerle hareket etti hep. Hatta onların bir parçası olmak
için elinden geleni yaptı, yapmaya da devam ediyor. Mahir Kaynak'ın dediği
gibi, "düşmanlar değişti". Kendisine karşı savaştığı emperyalist
İngiltere, Fransa, İtalya ile dost olup, küçük Yunanistan ile Ermenistan'ı
kendine düşman bildi.
Türkiye dostlarıyla düşmanlarını birbirine
karıştırdı. Kurtuluş Savaşı'nı birlikte yaptığı kürtleri dışladı, kendine silah
ve altın gönderen Sovyetlerin adının anılmasına bile izin vermedi. İngilizlerin
desteksiz bıraktığı Yunan milliyetçilerini öne sürüp, küçük Yunan Devleti ve
halkını kendine düşman bildi. ERmenilerle ise, hala sınırların açılıp
açılmaması üzerine müzakere yürütüyor.
Arap ülkelerini ise, onlara önderlik edeceğine,
onları Sovyetler ve ABD'ye kaptırdı. Sonra da tümüyle ABD'ye.
Türkiye Sovyetler'den korktu, içeride solcu
bırakmadı. Kürtlerden korktu, ülkeyi bölecekler diye. Ermenilerden korktu, Doğu
Anadolu'yu istiyorlar diye. Yunanistan'dan korktu, el konulan mallarını tekrar
isterler, gelip tekrar yerleşirler diye.
Farklı halklardan korkmak, sosyalizmden korkmak...
Bu korkular, müslüman Türk burjuvazisinin
korkularıdır. Milliyetçi, islamcı bir korkudur.
Mallara, arazilere, piyasaya, iktidara, kültüre,
dile, el koymuşların korkusu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder