5 EYLÜL 2010 AFRİKA PAZAR
ERCAN GÜNDOĞAN
SINIF
MÜCADELELERİ VE KAMU BORÇLARI[i]
Rick Wolff[ii]
1.
Yunanistan’da bugün yeralan politik çatışmalar ve sokak
kavgaları, Birleşik Devletleri dahil, pek çok ülkede neler olacağını haber
veriyor. Mücadeleler temelde hükümetlerin nereye harcama yaptığı ve vergileri
kimlerin ödeyeceği üzerinedir. Günümüzün sınıflara bölünmüş toplumlarında,
sınıflar hükümetlerin ne yapması gerektiği ve vergilerin kimlerin ödeyeceği
üzerinde ayrışırlar. Bu türden toplumların hükümetleri sık sık, devlete
odaklanmış sınıf mücadelerinden kaynaklanan politik sorunların ertelenip,
ötelenmesi yolları olarak borçlanmaya başvururlar- bu borçlar kamu borçlarını
yaratmaktadır. Hükümetler borçlanma yoluyla, vergilerin arttırılmasınını
geleceğe ötelelerken (daha da arttırlmaları gerektiğinde, elbette alınan
miktarın faiz ilavesiyle ödenmesi gerekir), en azından kısmen, hükümet
harcamalarıyla ilgili farklı sınıf taleplerini yatıştırmaktadırlar.
2.
Sorun böyle hükümetlere borçverenler daha yüksek faiz
talep ettiklerinde ya da yeni borç vermeyi reddedtiklerinde ortaya çıkar. Bu
durumda, artan kamu borçları altta yatan sınıf mücadelelerinin çözümünü artık
erteleyemez. Bu borçlar taşınamaz hale gelir ve sınıf mücadelesi yoğunlaşır.
İşte bugünün Yunanistan’ında olan budur ve gelecek aylarda ve yıllarda her
nerede hükümetler kendi toplumlarının sınıfsal bölünmüşlüğüyle borçlanarak
başediyorlarsa, orada olacak olan da odur. Ertelenmiş sınıf mücadeleleri sık
sık daha da keskinleşmiş sınıf mücadeleleri haline gelir.
3.
İşverenler ve çalışanlar heryerde hükümetlerin hangi
faaliyetleri yapması ya da yapmaması
üzerine mücadele ederler. İşverenler hükümetlerden peşinde gittikleri karların
desteklenip güçlenmesini isterler (ulaşım ve iletişim altyapısını inşa edip
korumasını, işçilerini eğitmesini, pazarlarını korumasını, mahkemelerde
sözleşmelerinin hayata geçirilmesini isterler). Çalışanlarsa, tersine,
hükümetlerinden gelirlerini, ailelerini ve yaşam standartlarını korumasını
isterler (işsizlik sigortası, sosyal güvenlik, sağlık sigortası, kamusal
parkları, konut desteği ve kamusal eğitimi ve benzerlerini sağlamasını
isterler).
4.
İşverenler ve çalışanlar, aynı zamanda hükümet
harcamalarının maliyetini kimlerin ödeyeceği üzerine de mücadele ederler. İşverenler,
gelir vergilerini orta ve alt sınıf gelir sahiplerinin üzerine aktararak, orantısız
şekilde bu gelir sahiplerine düşen harcama ve mülk vergilerini dayatarak, ve
benzer şekilde, yükü çalışanların üzerine bindirmeye çalışırlar. Çalışanlarsa,
vergi yükünü ters tarafa itmeye çalışırlar (daha fazla artan gelir vergisi,
sermaye gelirleri ve hisse vergisi ve benzerleriyle).
5.
İki tarafın göreli kuvveti- örgütleri ve kaynakları-
genellikle hükümet harcamalarının biçimini ve iki tarafın vergi faturasının
hangi oranını ödeyeceğini belirler. İşvernler ve çalışanlar bu tartışmalı
sorunlarda nadieren aynı düşüncede olurlar. İki taraf arasındaki çatışma ve
mücadele çoğunlukla hükümetlere baskı yapar.
6.
Hükümetler, diğer tarafın gücüyle iktidardan uzaklaştırılma
riskini alacak kadar bir tarafı yatıştırmada çok ileri gitmenin politik
maliyetini ödemekten korkarlar. Bu nedenle, borç almak en azından geçici olarak
sorunları hafifletir. Ayrıca, hükümetler biriken kamu borçlarının nihai
maliyeti politik haleflerine düşeceği için borçlanırlar.
7.
Hükümetlere borç verenler elbette başta işverenlerdir,
çalışanlar değil. Borç verenler elbette kamu borçlarının yaratılmasında
suçludurlar, çünkü fazi ödemelerinin çoğunu borçlanan hükümetlerden toplarlar.
İşverenler açısından, kamu borçları çoğu zaman kötünün iyisine benzer.
İşverenler hükümet köşeye sıkıştığında korkarlar - daha fazla harcama yapması,
yani kapitalist bir bunalıma destek olması gerekir- çalışan kitleler üzerine
daha yüksek vergi dayatmayı politik olarak imkansız bulabilir. Gerçekten de,
hükümet özendirilebilir, ve çalışanlar işverenler üzerindeki vergiyi arttırma
peşinde koşabilirler. İşverenler kötünün iyisini tercih ederler:
vergilendirilmemiz yerine, neden para vermeyelim size diye, söz birliği ederler.
8.
Tüm dünyada hükümetlere esas borç verenler bankalardır;
bu nedenle de kamu borçlarından esas kazançlı çıkanlar onlardır . Kamu
borçlarındaki mevcut patlama bu nedenle dünya bankaları için bir nimettir. Mevcut
bunalımın esas yaratıcıları olan bankalar şimdi bunalımla başetmek için
borçlanan hükümetlerden esaslı kazançlar elde ediyorlar. Alternatif ve daha az maliyetli olan yol ise-
işverenlerden borç alıp faiziyle ödemektense onları vergilendirmek - nerdeyse hiç tartışılmıyor.
9.
Hükümetlere borç verenler ertelenmiş sınıf mücadelelerinin
böylelikle sertleşebileceğini anlıyorlar. Yunanistan’ın kamu borcu dağ gibi
büyüdüğünde borç verenler Yunan hükümetinin karşı karşıya olduğu yükselen faiz
maliyeti konusunda endişeleniyorlardı. Bu kesimler, Yunan toplumunda kimlerin,
hükümetin biriken kamu borcu üzerindeki faizi ödeyebilmesini sağlamak için,
acıyı çekeceği konusunda yaptığı güreşi izlediler. Yunan hükümetinin ne
vergileri yükseltebileceği ne de çalışanlarla ilgili harcamaları kesebileceği
bir kilitlenme olasılığını öngörmüşlerdi. Borç verenler bu nedenle Yunan
hükümetinin, (Arjantin’in bir kaç yıl once yaptığı gibi), almış olduğu borcun
bir kısmını ya da tamamını ödemeyeceğini bildirerek, borçlarını ödemeyeceği
riskiyle karşı karşıya geldiler.
10. Böylelikle
borç verenler Yunanistan’a daha fazla vermeyi reddetmeye başladılar (hatta
zamanı gelmiş borçların çevrilmesini bile) ya da daha yüksek fazi oranları
talebettiler. Aslında borç verenler Yunan hükümetinin ya çalışanları daha fazla
vergilendirmesini ya da çalışanlar için yapılan hükümet harcamalarının
kesilerek Yunan kamu borcunun ödenmesi için gereken paranın serbest
bırakılmasını. Ya da ne daha fazla borç ve/veya çok daha yüksek fazili borç.
Avrupa Birliği liderleri, Birliğin borç veren özel kişilerden daha düşük faizli
kamu kredilerini sunarken, borç veren özel kişilerin taleplerini tekrar
ettiler. Avrupa Birliği liderleri (başta Almanya’da Merkel ve Fransa’da
Sarkozy), Yunanistan’ın borcunu ödemeyebileceği kişilerin korku ve bakış
açılarını paylaştılar. Alman ve Fransız bankaları Yunan hükümetine borç
verenlerin en büyükleriydi ve budenle de Yunan kamu borçlarının ödenmemesine
karşı özel bir hassasiyetleri bulunuyordu.
11. Sınıf
mücadeleleri ve kamu borçları hikayesinin ahlakı şudur: borç alan hükümet,
kapitalizmin her işadamı ve taraftarının, ölümcül politik sondan çıkış yoludur.
Borç verenleri nazikçe ödüllendirir, fakat bu sadece bir süreliğine işe yarar.
Vergi vermeyen, hatta hükümetlere borç veren işverenler, nihayetinde aşırı
borçlananların ve politik olarak kilitlenmiş hükümetlerin borçlarını
ödeyememeleri riskiyle yüzyüze gelirler. O zaman işverenler kendilerinin ve
hükümetlerin çabalarını, çalışanları daha fazla vergilendirip, onlarla ilgili
hükümet harcamalarını azaltmak amacıyla, uyumlu saldırılar halinde, tekrar
eski, altta yatan sınıf mücadelelerine yöneltirler. Amerikalılar, muazzam ve
büyüyen Birleşik Devletler kamu borçları borç verenlerini benzer bir yol
ayrımına getirdiğinde, aynı temel durumla karşılacaklar. Bu arada, Yunanistan’dan Portekiz’e,
İspanya’ya, İtalya’ya, İrlanda’ya ve ötesine, işçiler kendilerini kitlesel ve
keskinleştirilmiş mücadelelere hazırlıyorlar.
İngilizce’den çeviren: Dr.Ercan
Gündoğan, (Girne Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi ile
Uluslararası İlişkiler Bölümleri Başkanı)
[i] Orijinal makale için bakınız: “Class Struggles and National Debts”: mrzine.monthlyreview.org/2010/wolff050510.html.
Rick Wolff’a makalesinin çevirisi için verdiği izin nedeniyle teşekkür ederim
(Ercan Gündoğan)
[ii] Rick Wolff Amherst Massachusets Üniversitesi emekli
profesörlerinden olup, ayrıca New York’da New School University’de Uluslararası
İlişkiler Yüksek Lisans Programı’nda misafir profesördür. Kendisi diğer
yayınları yanında New Departures in Marxian Theory (Routledge, 2006)
yazarıdır. Yeni kitabı ise Capitalism Hits the Fan: The Global Economic Meltdown
and What to Do about It.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder